Başlangıç noktasını bilmek; insanın kendini, doğayı ve evreni anlamasının en temel yoludur. Mitolojiler, dinler, felsefeler ve bilimsel düşünceler tarih boyunca varlığın başlangıcını anlamaya çalışmışlardır. Çünkü başlangıcı bilmek, varlığın cevherini bilmek ve hakikat ile bağ kurmaktır.
Réya Heq Kürt Alevi inancında bu başlangıç bir ışıktır; Nur’dur. Kâinat var olmadan önce sır hâlinde var olan bu ışık, ana kadının nurudur. Alevilerin “Ana Fatma’nın nuru” olarak ifade ettiği bu gerçeklik, ana tanrıça geleneğinden devriye ederek günümüze ulaşmış kadim bir hakikat anlatımıdır. Bu nur kendini görünür kılmak ister. Görünür olma arayışı aynı zamanda anlam bulma ve hakikat ile bir olma arayışıdır.
Hak ile yek olmak (Nûra Heq- Hakkın Nûru); insanın, doğanın ve evrenin birliğini kavramasıdır. Bu birlik hâli aynı zamanda özgürlüğün ve direnişin bilincidir. Tıpkı Demirci Kawa’nın elindeki çerağı uyandırması gibi, hakikat ateşi karanlığa karşı direnişin ve özgür yaşamın simgesidir. Burada anlatılmak istenen aslında bir kimliktir bireyin kendini toplum doğa ve evrenle tanımlaması bunu ana kadının ışığıyla gerçekleştirmesi evrenin amacını da belirler. Aslında anlatılmak istenen evrenin amacının görünür olması ve özgürlüğe yönelik olmasıdır.
Çerağ; ışığın, bilginin ve hakikatin sembolüdür. Cem erkânlarında uyandırılan delil yalnızca bir ritüel değil, aynı zamanda toplumsal varoluşun ve birlikte yaşamın ifadesidir. Delil olmadan meydan açılmaz; çünkü delil toplumun kom olmasının, yani ortak yaşamın ve rızalığa dayalı birliğin sembolüdür. Delilin ışığıyla geçmiş ve gelecek Cem meydanında birleşir; hakikat uğruna mücadele edenlerin anısı yaşatılır ve toplumsal hafıza diri tutulur.
Bu nedenle ocaklarda yanan ateş yalnızca bir inanç sembolü değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın, direnişin ve özgür yaşam iradesinin ifadesidir. Kadimden beri iktidarcı anlayışların bu ateşe saldırmaları boşuna değildir. Çünkü ateş; hakikat bilgisini, özgürlüğü ve toplumsal dayanışmayı, hafızayı temsil eder.
Réya Heq inancında başlangıcın cevheri ışıktır. Mitra, Hermes ve Zerdüşt öğretilerinde de ışık hakikatin ve bilincin kaynağı olarak görülür. Bu anlamda ışık; insanın kendini tanımasının, doğa ile uyum kurmasının ve özgür yaşamı inşa etmesinin yolunu gösterir.
Cem erkânında uyandırılan delil toplumun birlikte var olma iradesini simgeler. Bu birlik, hiyerarşiye ve iktidara değil; rızalığa, eşitliğe ve ortak yaşama dayanır. Bu yönüyle cem meydanı, demokratik toplumun (rıza toplumunun) kadim bir ifadesidir. Talip topluluğu ocak ile (kom ile) yani toplum ile bütünleşir; birey kendini toplum içinde tamamlar. Tıpkı talibin kendini Ocak içerisinde ifade etmesi gibi.
Newroz bu hakikatin yeniden hatırlanması ve diriliş zamanıdır. Doğanın uyanışıyla birlikte yaşam ateşi yeniden harlanır. Evlerde ve ocaklarda yakılan ateş, hakikatin ve özgürlüğün yeniden dirilişidir. Toplum tıpkı doğa gibi kendini yeniler, ikrarlaşır ve özgür yaşam arayışını tazeler.
21 Mart’ta doğa çar anasır ile yeniden dengelenir. İnsan da bu dengede yerini bulur. Semah ve niyaz, insanın doğa ve evren ile kurduğu uyumun ifadesidir. Yer ile gök niyazlaşır; insan, toplum ve doğa arasında bütünlük oluşur. Bu bütünlük demokratik yaşamın, yani rızalığa dayalı ortak varoluşun temelidir. Bu uyumlu birliktelik aynı zamanda barışın da ifadesidir.
İlk ateşi ana kadın uyandırmıştır. Bu nedenle kâinatı var eden nur ana kadının nurudur. Ateş; aydınlığı, bilimi, insan-ı kâmil olmayı, yaşamı ve özgürlüğü, örgütlenmeyi temsil eder. Delili uyandırmak, yaşamı ve özgürlüğü diri tutmaktır.
“Jin, Jiyan, Azadî” sözü bu kadim hakikatin günümüzdeki ifadesidir. Yaşamın ve özgürlüğün kadın hakikati ile tamamlanacağını anlatır. Cem erkânlarında çerağın ana kadın tarafından uyandırılması bu kadim geleneğin devamıdır.
Newroz günlerinde bütün canlar devriye hâlindedir. Devri daim ettiren yaşam ateşidir. Hakikat ve özgürlük arayışında olanların direnci ve kemaleti ateşte sembolleşir. Ateş; besleyen, koruyan, eğiten ve özgürleştiren bir cevherdir.
Delilin ışığında varlığın birliği ifade edilir. Uyanan delilin üstü hava ve yeli, ışığı Alev’i ve Nur’u, eriyen kısmı suyu, gövdesi toprağı temsil eder. Delili uyandıran el ve beş parmak ise emeği, insanın yaratıcı gücünü, türlü marifeti ve Hakk’ın kudretini simgeler.
Bu nedenle Demirci Kawa’nın uyandırdığı ateş yalnızca bir mitolojik anlatı değildir. O ateş; birliktir, diriliktir, yaşamdır ve komdur. Aynı zamanda hakikat arayışının, özgürlüğün, adaletin ve barışın ışığıdır. Kawa’nın uyandırdığı delil, ışık toplumun form kazanmış halini ifade eder, tıpkı cem erkanındaki delil gibi. Toplumun ruhsal, zihinsel ve bedensel olarak inanç ve düşünce eşiğine gelmesinin manasıdır.
Newroz bu anlamıyla doğanın ve toplumun yeniden dirilişidir. Hakikat ateşinin yeniden uyandırılmasıdır.
“Ateşimiz hakikat, yolumuz rızalık, birliğimiz komün olsun.”
Menzilimiz barış olsun.
Newroz Çerağımız varlığın birliği için uyansın.
Çerağı uyandıranlara aşk olsun.
Newroz pîroz be.









