DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, ‘Sayın Öcalan’la ilgili özgür çalışabileceği koşullar nasıl oluşturulacak? Özgür yaşayabileceği koşullar nasıl oluşturulacak? Özgür iletişim kurabileceği koşullar nasıl oluşturulacak? Tartışmamız gereken temel mesele bu. Bunun altını somut, hukuki düzenlemelerle, yasal düzenlemelerle doldurmak gerekiyor’ dedi
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere dair genel merkez binalarında basın toplantısı düzenledi.
Demokratik Birlik Partisi (PYD) kurucusu ve Eşbaşkanlık Konseyi üyesi Salih Müslim’in dün akşam yaşamını yitirdiğini hatırlatarak sözlerine başlayan Ayşegül Doğan, Salih Müslim’in barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde çok önemli bir iz bıraktığını kaydetti. Ayşegül Doğan, “Öylesine bir iz ki yaşamını Kürt halkının barış ve özgürlük mücadelesine adadı. Evlat acısı gibi tarifi çok zor, neredeyse imkansız bir acı yaşadı. Çok büyük bedeller ödedi. Buna rağmen, ağır hastalığına karşın son anına kadar inandığı değerler uğruna mücadele etmeyi sürdürdü. Emektar bir devrimciydi. Rojava Devrimi ile birlikte Ortadoğu’da yaşayan tüm halkların eşit, özgür ve onurlu yaşamı için özveriyle çalıştı. Ağır koşullarda çalıştı, çalışmaya devam etti. Ömrünün her anında halkının yanında durdu, bunun için çok büyük bir gayret gösterdi. Sevgili Salih Müslim’in vefatından duyduğumuz derin acıyı, böylesi bir zamanda bir kez daha partimiz adına ifade ediyor; başta mücadele arkadaşı ve eşi Ayşe Efendi olmak üzere Kürt halkına, Rojava ve Suriye halklarına başsağlığı ve sabır diliyoruz” dedi.
‘İran’da yaşananlar yalnızca İran’ı bağlamıyor’
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına değinen Ayşegül Doğan, “Ama yalnızca bu değil; orada derinleşen savaş, ölümü ve yıkımı artırdıkça, bölgeye yayılma ihtimaline ilişkin endişeler de büyüyor. Nitekim bunun kimi yayılma alanlarını da görüyoruz. Dolayısıyla yalnızca İran’la sınırlı olmayan; başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyayı doğrudan ilgilendiren ve etkilerini dolaylı biçimde de yaşayabileceğimiz bir savaşla karşı karşıyayız. Biz de en başından beri bu savaşın bir an önce sona ermesi gerektiğini ifade ettik ve tüm sorunların diyalog yoluyla çözülmesinin ne kadar önemli olduğunu söyledik. İran, bölgenin ve hatta açık söylemek gerekirse dünyanın en baskıcı devletlerinden ve rejimlerinden biri. On yıllardır ülkede yaşayan kadınlar, sosyalistler, emekçiler, farklı inanç grupları, azınlıklar ve farklı kimlikler bu ceberut rejimden çok çekti. Ancak hiçbir şey, oraya bu şekilde bir müdahalenin ve savaşın gerekçesi haline getirilmemeli; bu durum bu şekilde sürmemeli” diye belirtti.
‘Özgürlük ve demokrasi F-35’lerle, dronlarla gelmiyor’
Özgürlük ve demokrasinin bombardımanla sağlanmadığını dile getiren Ayşegül Doğan, şöyle devam etti: “Özgürlük ve demokrasi F-35’lerle, dronlarla gelmiyor. Hiçbir yerde de gelmedi. Özgürlük, halkların ortak iradesi ve mücadelesiyle gelir. İran halkları da uzun zamandır bu özgürlük mücadelesini veriyor. Bazılarının sandığı gibi Kürtlerin özgürlük mücadelesi de yeni değil. Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan’ın grup toplantısında kapsamlı ve detaylı şekilde anlattığı gibi, bu mücadele oldukça eskiye dayanıyor. Tarihsel kökleriyle birlikte bunu ifade etti. Kürtler, 100 yıldır İran’da hem kendileri hem de diğer halklar için özgürlük ve demokrasi mücadelesi veriyor. DEM Parti’nin bu konudaki duruşu son derece nettir. Bunu en başından beri ifade ettik, bir kez daha yinelemekte fayda var. Dün Merkez Yürütme Kurulumuz da bunun altını bir kez daha çizdi. Biz, halkların eşit ve özgür bir şekilde yaşayacağı, emperyalist müdahalelerden uzak bir Ortadoğu idealine inanıyor ve bunun için mücadele ediyoruz. DEM Parti’nin bu konudaki mücadelesi ilkesel bir mücadeledir. İlkesel tavrını her zaman, her fırsatta, tüm zorluklara ve tüm saldırılara rağmen ortaya koyabilen; bunun cesaretini ve mücadele potansiyelini gösterebilen bir siyasi partidir. DEM Parti’nin fikriyatı, tüm bölgeyi kapsayan bir demokrasi ve ortak yaşam programına dayanıyor. Yıllardır bu anlayış doğrultusunda mücadele ediyor. Bu partinin temsil ettiği gelenek de bugüne kadar hiçbir şekilde savrulmadan bu mücadeleyi sürdürdü. Halkların ve inançların kendi özgünlüklerini koruyarak bir arada yaşayacakları ve bunun hukuki güvence altına alınacağı bir sistem, başta İran olmak üzere bütün bölgemiz için bize göre çözümün yol haritasıdır.
İran savaşı daha fazla ölüme yol açmadan sona ermeli
İran savaşı daha fazla ölüme ve yıkıma yol açmadan sona ermeli. Çünkü savaş tüm yıkıcılığıyla sürüyor. Bin 300’den fazla sivil hayatını kaybetti. Hastaneler vuruluyor, okullar vuruluyor. İki tarafın siyasi ve askeri elitlerinin karar verdiği, ancak bedelini her zaman olduğu gibi halkların ödediği bu savaş, bölgesel ve küresel hegemonya mücadelesinin bir aracı haline dönüştürülmeden sona ermelidir. Bu savaş bize küresel silahlanmanın ne düzeyde olduğunu da gösterdi. Bu kadar silah stokunun bulunduğu bir dünyada ne yazık ki ortaya böyle sonuçlar çıkıyor. Artık sonuçları değil; silahları değil; barışı, gerçek, sahici, adil ve demokratik bir düzeni konuşmanın ve bunu tesis etmenin zamanıdır.
Hukuki ve yasal düzenlemeleri konuşmamız gerekiyor
“Barış ve Demokratik Toplum Süreci, sözünü ettiğimiz başlıkların hiçbirinden bağımsız bir süreç değil. İran’ın, Irak’ın, Kürdistan Bölgesi’ndeki gelişmelerin, Suriye ve Rojava’daki gelişmelerin doğrudan ve dolaylı etkilerinin nasıl sirayet ettiğini birlikte ve yakından takip ettiğimiz bir konu bu. Geldiğimiz aşama itibarıyla artık hukuki ve yasal düzenlemeleri konuşmamız gereken bir noktadayız. Konuya dair çeşitli görüşmeler oldu. Takip ettiğiniz gibi DEM Parti İmralı Heyeti, hem İçişleri Bakanı hem de Adalet Bakanı ile yakın zamanda bir görüşme yaptı. Görüşme sonrası, içeriğe dair kamuoyu bilgilendirildi. İlgili bakanlıklar da kendilerine yöneltilen sorulara zaman zaman yanıt veriyor. Ancak bu yanıtlar hâlâ belirsiz. Önümüzdeki dönemin takviminin nasıl olacağına ve nasıl işleyeceğine dair somut bilgiler içermiyor. Toplumsal beklenti artık bu yasal düzenleme aşamasına geçilmesi, bunun takvimlendirilmesi ve çeşitli tarihlere göre ertelenmemesidir.
AYM ve AİHM kararları uygulanmalı
Bayrama sayılı günler kaldı. Dedik ki bunu bayramdan önce yapalım. Ramazan ayı hayırlı bir ay; bu ayda hayırlı işlere imza atalım. Ancak görülüyor ki bu süre zarfında Meclis’in gündemine, ne Adalet Komisyonu’na ne de Genel Kurul’a böyle bir takvim bilgisi verilmedi. Bu takvim bilgisinin paylaşılmamış olması da bu yasal düzenlemelerle ilgili olarak bayram sonrasının beklendiğine dair yorumlara neden oluyor. Buradan çağrımızı bir kez daha yineleyelim. Daha önce eş genel başkanlarımızın da ifade ettiği gibi, yasal düzenleme beklemeyen adımlar var. Bunları yapabiliriz. Bunları yapıp Ramazan Bayramı’nda ve Newroz’da bu iki bayramın coşkusunu artırabiliriz, çok büyük bir haksızlığa son verebiliriz. AİHM kararları uygulanabilir, AYM kararları uygulanabilir. Gerçekten daha ne bekleniyor? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması için, siyasi tutsakların bırakılması için, ağır hasta mahpuslar neden hâlâ cezaevinde tutuluyor? Neden bunları tekrar tekrar ifade etmek zorunda kalıyoruz? Bu adaletsizliği gidermek için ne bekleniyor? Önceki dönem eş genel başkanlarımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer Kobanê davası tutsakları dışarı çıksa, AİHM kararları uygulansa, Kobanê kumpas davası inadından vazgeçilse bu Türkiye demokrasisine katkı sunmaz mı? Bu, Türkiye’de hukukun yeniden işler hale geldiğine ilişkin önemli bir işaret sayılmaz mı? Elbette sayılır. Milyonlarca insan bu kararların uygulanmasını bekliyor.
Toplum hukuk ve adalet yönünde somut adım görmek istiyor
İlla bir gerekçe arıyorsanız, hukuksuzluğu hukukla kapatmak için, çünkü bunlar siyasi davalar, o yüzden Kobanê kumpas davası diyoruz, buyurun, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporu, aradığınız hukuki gerekçeye son derece uygun bir alan açıyor. Son derece uygun bir zemin sunuyor. O halde neden bu inat, neden bu ısrar, diye soruyoruz. Ve gerçekten bu soruyu milyonlar adına soruyoruz. Bundan vazgeçmek gerekiyor. Tayfun Kahraman da çıkmalı, Can Atalay da çıkmalı, Osman Kavala da çıkmalı, Ayşe Gökkan da çıkmalı, Leyla Güven de çıkmalı, Selçuk Mızraklı da çıkmalı, Bekir Kaya da çıkmalı, Mine Özerden de çıkmalı; hepsi çıkmalı. Ve bunlar bir an önce yapılmalı. AİHM’in verdiği kararların gereği son derece açık. Bunun farklı biçimde ifade edilmesini istiyorsanız, biz de DEM Parti olarak size çağrı yapıyoruz: Yalnızca DEM Parti değil, toplumun pek çok farklı kesimi artık bu konuda bir yaprak kımıldasın istiyor. Hukuk, adalet ve bu yönde somut adım görmek istiyor.
Sayın Öcalan özgür koşullara sahip olmalı
Sayın Öcalan etrafında dönen birtakım kulis haberleri var. ‘Evdi, konuttu, statüydü’ gibi çeşitli başlıklarda bazı tartışmalar yürütülüyor. Zaman zaman çağrılar yapılıyor; ‘Bu statü açığı ne olacak, nasıl kapanacak?’ deniliyor. İran’daki gelişmelerden sonra bazı siyasetçiler, ‘Gördünüz mü?’ diyor. Bu sürecin neden başladığını, bundan memnuniyet duymayanların ve sürece dudak bükenlerin anlayıp anlamadığını sorgulayan değerlendirmeler yapılıyor. Biz, 27 yıldır sürdürülen bu durumun artık sonlandırılması gerektiğini ifade ettik. Sonrasında yeni bir süreç başladı. Ve 27 Şubat 2025’te yapılan çağrının üzerinden bir yılı aşkın zaman geçti. Bu süre zarfında Sayın Öcalan’dan temelde iki mesaj geldi. Bunlardan biri 27 Şubat 2025’teki mesajdı. O mesaj, çok önemli bir dönemde somut adımların atılmasının başlangıcını yaptı, adeta startını verdi. Büyük bir sorumluluk üstlenerek, büyük bir inisiyatif göstererek yaptı bunu. Üstelik ağır iletişimsizlik koşullarında yaptı. Biliyorsunuz, İmralı Ada Hapishanesi’nden yaptı bunu. Bu da beraberinde birçok tartışmayı getirmişti. Çağrı nasıl olacak; görüntülü mü olacak, yazılı mı olacak diye çokça tartışıldı. Türkiye, bu kritik eşiklerin tamamında bir şekilde yeni eşikler yarattı ve o eşikleri de aştı. Meclis komisyonunun gidip Sayın Öcalan’la görüşmesi gibi bir eşik de yaratıldı; bu da geçildi. Eksik de olsa çok tarihsel bir adım atıldı. Tüm bunların ne kadar değerli olduğunu her defasında burada dile getirdik. Ama hep şunu söyledik: Sayın Öcalan özgür yaşar, özgür çalışır, özgür iletişim kurar koşullara sahip olmalı. Yani diğer aktörlerin yaptığını kendisi neden yapamasın diye her seferinde sorduk. Neden sorduk? Çünkü ortada ağır bir insan hakları ihlali var. Öncelikle bunun giderilmesi gerekiyor. Uygulanmayan bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı var. Hukuki boyutları tartışılacaksa, mesele burada başlıyor.
Bundan sonra ne yapılacak?
Ancak mesele bir ev ya da konut meselesi değil. Burada muhtemelen yanlış anlaşılan bir durum var. Mesele açıkça şu sorunun hukuken nasıl doldurulacağıdır: Bundan sonra ne yapılacak? Bu sürecin ana aktörü, baş müzakerecisi, bugüne kadar atılan pek çok adımın temel sağlayıcısı, inisiyatif alanı ve sorumluluk üstleneni; yıllardır halkların karşı karşıya gelmemesi, bir arada eşit ve özgür bir biçimde yaşayabilmesi için büyük bir gayret, özveri ve çaba gösteren Sayın Öcalan’la ilgili olarak özgür çalışabileceği koşullar nasıl oluşturulacak? Özgür yaşayabileceği koşullar nasıl oluşturulacak? Özgür iletişim kurabileceği koşullar nasıl oluşturulacak? Dünyadaki birçok çatışma çözümü deneyiminde benzer durumlar yaşandı. Ancak böyle bir liderlik gücü, bir ada hapishanesinde, bu koşullarda, bu kadar uzun süre tutulmadı. Tartışmamız gereken temel mesele budur. Bunun altını doldurmak gerekiyor. Ama bunu defakto, fiili biçimde değil; somut hukuki ve yasal düzenlemelerle yapmak gerekiyor.
İmralı Heyeti Sayın Öcalan’la görüşme yapabilir
Orada bir konut yapıldı mı, yapılmadı mı? Bize böyle sorular geliyor. Buna ilişkin partimize ulaşmış herhangi bir bilgi yok sevgili arkadaşlar. DEM Parti İmralı Heyeti’nin yaptığı görüşmelerden de bize ulaşmış herhangi bir bilgi yok. Yakın zamanda, muhtemelen bayram arifesinde ya da sonrasında, DEM Parti İmralı Heyeti tekrar adada Sayın Öcalan’la bir görüşme yapabilir. Bu görüşme sonrasında eğer böyle bir gelişme varsa, bu konuya dair bir gündem oluşursa, zaten kendileri de sizlerle paylaşacaktır.
Çiçek Otlu’nun durumu iyiye gidiyor
Kıymetli İstanbul Milletvekilimiz Çiçek Otlu’nun geçirdiği ağır rahatsızlık nedeniyle İstanbul’da hastanede tedavisi sürüyor. Sağlık durumu iyiye gidiyor. En kısa sürede tekrar bizimle olacağına, mücadele alanlarında yan yana geleceğimize inanıyoruz. Hastaneye ulaştığı ilk andan itibaren hiçbir detay atlanmadan, titizlik ve hassasiyetle hem buradan hem oradan arkadaşlarımız süreci takip ediyor. Bu konuda Çapa Tıp Fakültesi sağlık emekçilerine de ilgileri için ayrıca çok teşekkür ederiz. Sağlık durumu hakkında endişelenip hastaneye giden, arayan, mesajla ulaşan herkese de DEM Parti olarak teşekkür ederiz. Milletvekili arkadaşımızın sağlık durumunun iyiye gittiğine ilişkin haberleri paylaşabilmek ve kendisini en kısa sürede yeniden sizlerle buluşturabilmeyi umut ediyoruz.
Heyetimiz cenaze töreninde olacak
Biliyorsunuz, bir yandan 21 Mart Newroz’una hazırlanıyoruz. Newroz yalnızca bir bahar bayramı değil bizim için. Aynı zamanda mücadele sözümüzü ve kararlılığımızı yinelediğimiz, taleplerimizi alanlardan yeniden yükselttiğimiz bir gün. Bir yandan Newroz’un coşkusunu, bir yandan da Salih Müslim’e vedanın hüznünü yaşayacağız. İkisini bir arada taşımaya çalışacağız. DEM Parti Eş Genel Başkanlarından oluşan heyetimiz de cenaze töreninin planlaması netleşince, kendisini uğurlamak üzere orada olacak.
8 Mart’ta kadınlar alanlardaydı
Biz 8 Mart’ta alanlardaydık ve en çok da kadına yönelik şiddete, eril zihniyete karşı sesimizi yükselttik. Yalnızca sesimizi yükseltmedik; aynı gün kadın özgürlük mücadelesindeki ilkelerimizi birbirimize yeniden hatırlattık. Değerlerimizi, bizi yan yana getiren birikimi yeniden haykırdığımız ve bu konudaki kararlılığımızı ifade ettiğimiz bir gündü 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar bir kez daha bir araya geldi. Alanlardaydılar. Birçok yerde yağan yağmura, soğuğa, kara rağmen 8 Mart’ı taleplerini haykırdıkları, mücadeleyi büyüttükleri bir gün olarak büyük bir coşkuyla kutlamakta ısrar ettiler. Ve şiddetsiz bir yaşam talebini güçlü bir şekilde dile getirdiler. Aynı zamanda çoğulcu ve kapsayıcı ruhu da hatırlattılar. Alanların, ortak sözün mekanı olduğunu bir kez daha yinelediler.
Mücadeleyi birlikte büyütmek için
Tam da bu bağlamda ifade etmek isterim ki günlerdir DEM Parti tartışılıyor. Haklı ya da haksız bazı ithamlar da var. Biz bugüne kadar tüm yapıcı eleştirilerin ne kadar önemli olduğunu hep açıkça ifade ettik. Eleştirilerin ve önerilerin, hangi konuda olursa olsun, bizler için ne kadar yol gösterici olduğunu söyledik. Özellikle Barış ve Demokratik Toplum Süreci başladıktan sonra bu konuya dair sayısız çağrı yaptık. Yolu birlikte bulmak, birlikte inşa etmek ve mücadeleyi birlikte büyütmek için. Bunun için alanlarda buluştuk, sokaklarda yan yana geldik. En uzak insana kadar ulaşma hedefimiz olduğunu hep sizlerle paylaştık.
Dilan Karaman için hazırlanan rapor geri çekilsin
Şimdi tam bu bağlamda ve tüm bunları hatırlatarak, çok zor bir konuda yaptığımız açıklamayı tekrar sizlerle paylaşmak isterim. Sevgili Dilan yoldaşımızla ilgili. Bu çok zor. Çünkü acısı hâlâ çok taze, çok derin ve çok üzücü. Asla kabul edebildiğimiz, kanıksayabildiğimiz bir durumla karşı karşıya değiliz. Dilan’ın yokluğunu, yokluğuyla birlikte bizden alıp götürdüğü gülüşünü, enerjisini, coşkusunu, kattıklarını kabul edemiyoruz. Sevgili yoldaşımızı kaybetmenin acısının derinliği ve tazeliğiyle birlikte, onu anarak, DEM Parti Kadın Meclisi’nin dün yaptığı açıklamayı burada tekrar paylaşmak istiyorum. Hem yoldaşımız Dilan’ın anısına saygı, hem kadın özgürlük mücadelemizin ilkeleri, hem ortak değerlerimiz, hem de birikimimizin gereği olarak; arkadaşımızın kaybına ilişkin beş kadın kurumu tarafından oluşturulan komisyonun hazırladığı raporun geri çekilmesini talep ettiğimizi dün DEM Parti Kadın Meclisi olarak kamuoyuyla paylaştık. Komisyondan beklentimiz, aynı zamanda ailenin de beklentisi ve talebi olan bu çağrıların dikkate alınmasıdır. Biz de bu yönde bir çağrımız olduğunu ifade ediyoruz. Dilan Karaman’la ilgili hazırlanan raporun geri çekilmesini talep ediyoruz.
Kapsamlı değerlendirme kamuoyuna sunulacak
Öte yandan kadın koordinasyonumuzun toplantısı devam ediyor. Dün de ifade ettiğimiz üzere, bu konudaki sorumluluklarımızı tamamlama ve eksiklerimizi giderme sözümüzü yineledik. Ancak şu ana kadar DEM Parti de beş kadın kurumu tarafından oluşturulan bu komisyonun raporunu bekledi. Elbette bu raporu beklerken, DEM Parti olarak üzerimize düşen sorumluluklarla ilgili çalışmalarımızı ve değerlendirmelerimizi de sürdürdük. Dilan’ın kaybına dair tüm gerçekler açığa çıkarılana ve failler soruşturulana, yani hakikat olduğu gibi ortaya konulana dek, bu sürecin hassasiyetle ve titizlikle takipçisi olacağız. Çok yakın zamanda da DEM Parti Kadın Meclisi’nin ilgili kurullarında bu konuya dair süren tartışmalar ve kapsamlı değerlendirmeler kamuoyuyla paylaşılacak.”
ANKARA








