• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
13 Mart 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Kadın

Ayten Dersim: Bu dünyayı değiştirme sorumluluğu kadınların omuzlarındadır

13 Mart 2026 Cuma - 10:14
Kategori: Kadın, Manşet

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 8 Mart vesilesiyle gönderdiği mektubun kendileri için bir hediye olduğunu belirten PAJK Koordinasyonu üyesi Ayten Dersim, ‘Önderlik kadınlara barışa öncülük rolü verdi. Çünkü bu dünyayı değiştirme sorumluluğu kadınların omuzlarındadır’ dedi

Medya Haber TV’de yayınlanan Özel Program’a katılan Kürdistan Özgür Kadın Partisi (PAJK) Koordinasyon Üyesi Ayten Dersim, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 8 Mart dolayısıyla Kürt Kadın Hareketi’ne gönderdiği mektubu ve İran’a yönelik saldırıları değerlendirdi.

Ortadoğu’da Amerikan ve İsrail’in yürüttüğü savaşın halkların çıkarına olmadığını belirten Ayten Dersim, bu savaştan en çok kadınların ve çocukların etkilendiğini ifade etti. İran molla rejiminin mutlaka değişmesi gerektiğini, bunu da İran halklarının gerçekleştirebileceğini vurgulayan Dersim, İran’ın ancak bu şekilde demokratik bir sisteme kavuşabileceğinin altını çizdi.

Tüm kadınların, direniş ve özgürlük bayramı olan Newroz’u alanlara akarak kutlaması gerektiğini söyleyen Ayten Dersim, “Newroz bir direniş ruhudur. Newroz bir başkaldırı ruhudur. Newroz gerçekten bir isyan ruhudur. Kesinlikle bu mücadele ve bu ateş sönmeyecek. Bu ateş büyüdü, bu ateş tüm halkları, tüm kadınları, tüm onurlu insanları kapsadı” diye konuştu.

PAJK Koordinasyon Üyesi Ayten Dersim’in değerlendirmeleri şu şekilde:

“Önder Apo’nun 8 Mart mesajı Özgür Kadın bildirisi olarak yayınlandı. Aynı zamanda Kadın Hareketi olarak Önder Apo’nun Kadın Hareketi’ne yolladığı mektubu kamuoyuyla paylaştınız. Genel anlamda Önderliğin durumuna ilişkin ve mesajına ilişkin neler belirtmek istersiniz?

8 Mart’ı tüm halkımız, kadınlara, başta önderliğimize, tüm ilerici, direnen, özgürlük yanlısı olan tüm dünya kadınlarına ve dağdaki YJA Star gerillalara kutluyoruz. Çünkü hâlâ 8 Mart içindeyiz. Tabii bir de 8 Mart’tan Newroz’a doğru yürüyoruz. Mart ayında şehit düşen başta Sema yoldaşı ve diğer tüm şehitlerimizi saygıyla, minnetle anıyor, mücadeleleri önünde söz veriyoruz; bu mücadele devam edecek. Bir de Önderliğimizin 8 Mart hediyesi… Her yıl hemen hemen Önderlik dışarıdayken de sürekli 8 Mart’ta tüm kadınlarla birlikte yeniden tanıma kavuşturmak, yeniden değerlendirme yapmak ve yeniden mücadele sürekliliğini belirlemede müthiş bir emeği, müthiş bir çabası, müthiş bir fedakârlığı hep oldu.

Kadın Hareketi’nin önderidir Önderliğimiz. O anlamda İmralı’da da 27 yıllık esaret koşullarında Kadın Hareketi mücadelesini hep derinleştirdi. Bizi aydınlatan, bizi bilinçlendiren, bizi mücadeleye teşvik eden ve mücadele azmiyle bu özgürlük hareketinin yürüyeceğini ve kazanacağının bilincini ve felsefesini hep oluşturdu. Bu yıl da böyle büyük bir tarih değerlendirmesi ve Özgür Kadın Hareketi’nin şimdiye kadarki mücadelesini ve bundan sonra olması gereken mücadele stratejisini bir yol haritası olarak da biz Kadın Hareketi olarak ele aldık, alıyoruz. Ve buna ilişkin de önemli bir yoğunlaşma içindeyiz. O anlamda biz hem Dünya Kadın Hareketleri olarak tabii biz onların mirasının temsilcileriyiz, onlardan kopuk değiliz. Bir de biz Kürt Kadın Hareketi olarak önemli bir tarih süreci yaşadık ve yaşıyoruz da, devam ediyor bu mücadele sürecimiz.

O anlamda 8 Mart’ı hep şöyle ele aldık ve değerlendirdik. Evet, 8 Mart’a kadınların müthiş bir mücadeleyle verdikleri bedeller sonucu elde edilen bir kazanım olarak hep yaklaştık ve hep bunu güncelledik. Bir günü değil de, yılın bir günü değil de tüm günlerin kadın mücadele günleri olması gerektiğine hep inandık ve mücadelemizi bunun üzerine yapılandırdık, geliştirdik. O anlamda hareket olarak da Önderliğimizin başlatmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’yla birlikte yeni bir stratejiye girdik, yeni bir mücadele evresine girdik. Bunun bizde yarattığı heyecan, bunun bizde yarattığı bilinç, bunun bizde yarattığı kararlılık ve iddia her zamankinden daha çok. O anlamda 8 Mart’a daha büyük anlamlar yükleyerek giriyoruz. Çünkü kadınlar örgütlendikçe varlığını, kendi olma bilincini, kendi özgürlük kararını verebilir. Bu mücadele tarihimiz hep böyle örüldü ve bugüne de geliyor. Önderliğimiz mektubunda bunu çok net ve somut koyuyor.

8 Mart bir direnişin kazanımıdır

Kadınların direnişi ve kadınlar direnirken hep kendi tarihin bilincine varmaları gerektiğini, önceki tespitlerde vardı Önderliğimizin şunu hep bize söyledi; kadınların bir kölelik tarihi var. Nasıl köleleştirildik, nasıl elimizdeki oluşturduğumuz değerleri, bütünlüklü değerleri nasıl bize kaybettirdiler? Ve nasıl kastik katil, erkek egemen zihniyet nerede kendisini oluşturdu, nasıl kendisini oluşturdu? Çünkü bu bilmemiz gereken bir tarih. Bilelim ki özgürlük tarihimizi de nasıl oluşturacağımızın bilincini oluşturalım. Bir bu boyutu, bir de tabii ilk çelişki olarak Önderlik koydu. Toplumsallığın ilk çelişkisi, erkek egemenlik sistemi. Önderlik önceden de şunu söyledi, ilk sömürülen ulus kadındır. İlk ezilen ulus kadındır. Tüm değerleri, iradesi, bilinci elinden alınan kadındır. O yüzden de mücadeleyi bu stratejinin üzerine oturturdu.

Kadın özgürleşmeden, kadın kendi olmadan toplumsallığın özgürleşmesi mümkün değildir. Çünkü bir bütündür. İlk anacıl toplum kadın etrafında oluştu. İlk komün dediğimiz, komünal dediğimiz, kolektif dediğimiz kadın etrafında oluştu. İlk oluşan toplumsallık, kadın etrafındaysa ilk özgürleşmesi gereken ve mücadeleye öncülük edecek kadının kendisidir. Bu kadar tarihsel bir derinliğe sahiptir. İlk çelişki de cins çelişkisidir. Bu diğer hareketlerin, diğer ulusal kurtuluş hareketlerinin, liderlerinin de tarihte çok belirlemeleri var. Bu belirlemeler tümüyle elbette ki yanlış değil ama yetersiz. İlk çelişki kadın erkek çelişkisi olarak ele alınmazsa, cins çelişkisi olarak ele alınmazsa, ilk sömürülen kadın ulusu olarak ele alınmazsa halkların sorunları çözülemez. O anlamda Önderliğin ilk hareketi oluşturduğunda günümüze kadar bu strateji büyüyerek gelişiyor. Kendini yenileyerek geliştiriyor. Hep bir var oluşu oluşturuyor.

Dün stratejimiz neydi? Bu stratejimizi geliştirdik, dönüştürdük ve büyüttük ve onun üzerinde yürüyoruz. O anlamda bizim açımızdan tüm günler 8 Mart olmalı. Çünkü 8 Mart’ın kazanımı da bir direnişin kazanımıydı. Direnişi bugün örgütlülükle ördük. Direnişi bugün felsefeyle ördük. Direnişi bugün bilinçle ördük. Ve direnişi bugün tüm kadınların sorunlarının ortaklığıyla ördük. Kadın sorununun hangi halktan olduğunun önemi yok. Çünkü sorunun kendisi ortaktır. O anlamda bir de Önderlik bunu koyuyor. Bir bizim mücadelemizin şimdiye kadarki direnişini büyük bir kahramanlık olarak hep tanımladı. Bu kahramanlığı toplumsallaştırmamız gerektiği üzerinde hep belirledi. Ve bunu da yeni stratejimizde, yeni dönemin barış ve demokratik toplumsallığının yeni bakış açısı, yeni yöntemleri daha somutlaştırarak bunun adını komün olarak belirledi.

Kadındaki özgürlük çok kapsayıcıdır

Komünün de kadın etrafında olacağını ve kadın öncülüğünde olacağını belirtti. O anlamda kadın kendi bilincine vardıkça kendisi olur. Kendisi oldukça kendi örgütlülüğünü oluşturur. Kendi örgütlülüğünü oluşturdukça bu toplumsala öncülük eder. Çünkü toplumsallık eşittir, kadın varlığıdır. O anlamda biz 8 Mart’ı böyle, bu içerikte ele alıyoruz. Ve bugün de tüm alanlarda, Kuzey’de, Rojava’da, Avrupa’da ve diğer ülkelerde ve dağlarda bu direniş ruhuyla 8 Mart’ı kutladıklarını gördük. Bu çok önemlidir. Büyüyerek gelişen bir mücadele var. Bilinçlenerek gelişen bir mücadele var. Ve kadınlar artık eskisi gibi böyle egemenliklerin, hegemonik güçlerin, ulus devletlerin sundukları bazı vaatlerle kandırılamaz. Bilinçlenen bir toplum başka vaatlere göz dikmez ya da başka vaatlere gelmez. Çünkü kendi varlığını oluşturuyor.

Şimdiye kadar da biliniyor, birçok ülkelerde kadınlara ilişkin geliştirilen yasalar var. Elbette ki bu yasalar da bir mücadelenin sonucudur. Tümüyle inkâr edilemez. Ama bu yasalar kadının özgürlüğünü kapsayan yasalar değildir. Bunlar geçici, dönemsel, kadının örgütlülüğünü görünce, bilinçlendiğini görünce onu susturmak için hep önüne sunulan nasıl belki çok direkt olacak ama kandırma vaatleridir. Önderliğimiz o anlamda hep şunu söyledi, kadını uyandırırken, kendiniz olun ki kendi kararınızı verirsiniz. Bu çok önemlidir. Bu bir özgürlük duruşudur. Yanlış da yapsak kendi kararımızı verelim. Her konuda. O anlamda tüm dünya kadınlarına, ilerici insanlığa gerçekten de bilinçlenmenin ve örgütlenmenin dışında hiçbir çözümün olmadığını ve hiçbir çarenin gelişmediğini çok net görebiliyoruz.

Yıllardır biz hep şunu söylüyoruz. Bu büyük bir iddia, büyük bir amaç. Devam eden savaşlar bizi korkutmamalı. 21. yüzyıl kadın yüzyılıdır. Bunda biz iddia sahibiyiz. İddiamız amacımızdır. Amacımız bizim yürüyüşümüzdür. O anlamda amacımızı hedef alalım, ona göre örgütlülüğümüzü belirleyelim. Örgütlülük çok kapsamlı ve çeşitlidir. Evinden tutalım mahallesine, sokağına, şehrine, iline, ilçesine. Buna çünkü kadının çok ciddi bir ihtiyacı var. Şöyle ihtiyacı var. Bin yıllardır kadın tümüyle dışlanan, tümüyle inkâr edilen, tümüyle yok sayılan, tümüyle hep böyle eklemlenen, birçok tabirler kadına yapıştırılmış, verilmiş ve ondan sınırlı bırakılmak isteniyor. Bunların hiçbiri kadının özüyle bağdaşmıyor. Kadındaki toplumsallık, kadındaki kapsayıcılık, kadındaki mütevazılık, kadındaki özgürlük, çok kapsamlıdır.

Kölelik öyle içselleştirilmiş ki onun farkında değil

Ama bunlar bin yıllara dayalı bir sistemin geleneği olduğu için şöyle bir durum var. Onu da elbette ki görmek zorundayız. Kadının kölelik tarihini bilmek. Öyle kölelik içselleştirilmiş ki onun farkında değil. O kadar sömürülen bir kadın gerçekliği kendisini buradan çıkartması için kendine şunu sorabilmeli. Benim durumum niye böyledir? Ben de insanım, ben de bir varlığım, ben dün neydim, bugün niye böyle oldum? Bunlar her birimizin kendisine sorarak, soruların peşine düşerek onlara doğru cevaplar bulmalıyız. Çünkü şöyle diyelim, her şey bu hegemonik sistem değildir. Her şey bu kapitalist modernite değildir. Her şey bu emperyalizm değildir. Şimdi her şeyi onlara mal edersek o zaman toplumsallık yoktur, kadın yoktur, insanlık yoktur.

Doğru yerden bakmak lazım. Şimdi işte şunu rahatlıkla diyebiliriz. Kadınlar hep bir mücadele hâlinde olmuştur. Demek ki vardır. Niye mücadele ediliyor? Demek ki inkâr ediliyor. Niye hep bir direniş hâlindedir? Demek ki varlığı kabul edilmiyor. Bunlar o anlamda derinlikli olduğu kadar çok kapsamlıdır. Kapsamlı olduğu kadar da mücadelesi zorluklarla doludur elbette ki. Çünkü bu dünyada bu kadar kadın katliamları var. Bu dünyada kadın her gün onlarcası ve belki yüzlercesi katlediliyor. Ev içi şiddetinden tutalım, sokak şiddetinden tutalım, ölümlerinden tutalım. Bunlar bir yasa değişimleriyle tek olmaz. Hem de bu yönlü mücadeleler var.

Evet bu mücadeleleri verelim. Çünkü var olan yasalar da kadını kapsamıyor. Hukuksal olarak, anayasal olarak kapsamıyor. Kadını bir insan olarak, kadını bir varlık olarak, kadının bir hakkı olduğu yoktur anayasalarda, hukukta yoktur. O zaman biz mücadelemizi, bir yasal, anayasal dönüşüme dönük, bir de hukuksal olarak bunun mücadelesini köklü vermemiz lazım. O yüzden örgütlülük. Bunu 8 Mart vesilesiyle ve Önderliğimizin bildirgesi, tabii içeriği daha kapsamlı o anlamda hepimizin daha derinlikli anlamamız ve mücadeleyi her güne kavuşturmamız gerekiyor.

  • Amerika ve İsrail’in İran’a saldırısı var. Genel anlamda herkes savaşı, savaş durumunu değerlendirdi. Ben kadın ve toplum düzeyindeki etkilerini sormak istiyorum.

Bu savaş en uzun bir süreçtir. Önderliğimizin de tanımı. Ve bunlar da bugün hep dillendiriliyor. 3. Dünya Savaşı. 1. Dünya Savaşı’na benzemiyor, 2. Dünya Savaşı’na benzemiyor. Sistem de kendini yeniliyor. Kendi politikasına göre, kendi stratejisine göre, kendi çıkarlarına göre özü itibariyle. Şimdi Ortadoğu’da yürüyor bu savaş. Ortadoğu’nun merkezi de Kürdistan’dır. Gerçekten kadınlar olarak, tüm savaşlarda en çok katledilen kadın ve çocuklardır. O yüzden biz diyoruz kadın örgütlü oldukça bu savaşta kendini kurtarır. Bunda bizim mücadele tarihimiz ve deneyimimiz buna gerçekten somut örnektir. Dünya kadın hareketleri de bilir. Biz Rojava kadın devriminde bunu gerçekleştirdik. Uzun yıllar bu özgür dağlarda bunu gerçekleştirdik. Demek ki kadın savaşabilir, kadın mücadele edebilir, kadın kendi savunmasını yapabilir, kadın örgütlülüğünü oluşturabilir.

O anlamda elbette ki savaş bir yıkımdır. Hele hele bunu hegemonik güçler, bunu kapitalist modernite güçleri, bunun dünyaya egemen olmak isteyen güçler ki bunun işte biri Amerika’dır, biri İsrail’dir. Bunların savaşları vahşettir. Toplumların kendi öz dinamiklerine dayalı bir öz savunma değildir.

Bunlar da hegemonyalarını Ortadoğu’da ve dünyada hâkim kılmak, yaymak için bir vahşet yürütüyorlar. Gerçekten vahşettir. Bunun öncesi Gazze yerle bir edildi. Şimdi insanlık da buna karşı sessiz. Evet önemli eylemler oldu ama öyle bir sistem yürüyor ki halkların yürüyüşleri bile, protestoları bile, isyanları bile çok gündeme oturmuyor. O zaman bizim ne yapmamız lazım? Gündeme oturmak için demek ki daha etkili eylemler yapmamız lazım.

En somutunda biz kadınlar olarak, tüm dünya kadınları olarak dünyanın başına bela olmuş bir Trump gerçekliği var, bir Putin gerçekliği var, bir ne bileyim işte İsrail gerçekliği var, bir Türkiye gerçekliği var. Bunlara dünya kamuoyu nezdinde kadınlar olarak güçlü eylemler yapalım. Bu bir savunma refleksidir, bu bir başkaldırı refleksidir, bu savaşlara karşı tepki refleksidir. Gazze yerle bir edildi, Filistin halkı göç ettirildi ve oraya kendi modellerini uygulamak için projeler üstüne projeler oluşturuluyor. Bin kilometre uzaktan geliyor Ortadoğu’yu demokratikleştirecek. Nerede görülmüş, hangi akıl? Buradan böyle baksak bile evet bir İran rejimi, molla rejimidir. Kendi toplumunun üzerinde idam sistemini uygulayan ve kadınlar üzerinde bu kadar inkâr ve kapalı, vahşi, faşistçe uygulamalarda bulunan bir rejimdir. Bu rejim değişmeli. Ama bu rejimin değişmesi oradaki halkın iradesiyle olur, oradaki kadınların iradesiyle olur.

Amerika ve İsrail bir kurtarıcı değil

Bir Jin Jiyan Azadî serhildanları yaşadık. Bunlar bitmedi, öyle bir anda yaşadık, bir anda bitti değil. O yüzden Amerika’nın ve İsrail’in bu savaşı, bir kurtarıcı değiller bunlar. O anlamda tüm halklar gerçekten bunu bilmelidir. Onlar egemenliklerini büyütmek için, onlar kendi sistemlerini, sömürü ağlarını büyütmek için, Ortadoğu zenginliklerine el koymak için, yer altı, yer üstü zenginliklerine el koymak için ve günlerdir devam savaşta görüyoruz, binlerce insan evinden, yurdundan, şehrinden, mahallesinden oluyor. Bu savaş bir yıkımdır. Bu savaş gerçekten halkları katletmektir. Ve en çok da kadın burada katlediliyor. En çok da çocuklar katlediliyor. Dünya insanlığı da buna göz yummamalı. Şimdi böyle bir gerçeklik de var. Öyle bir algı oluşturuluyor, öyle bir hava oluşturuluyor.

Bir iki gün savaşa karşı tepkiler gelişiyor, sonra bu artık normalleşiyor. Çünkü kendi argümanını oluşturuyor, kendi gerekçelerini oluşturuyor ve onun üzerinde saldırısını haklı olarak lanse ediyor. Buna halklar karşı çıkmalı, buna karşı kadınlar karşı çıkmalı. O yüzden biz kadın hareketi olarak ne Amerika’yı ne İsrail’in yürüttüğü hiçbir savaş halkların çıkarına değildir. Halkların zararlarınadır, kadınların zararlarınadır. O yüzden bu savaşı gerçekten durdurmak için, meşru görmediğimiz için mücadele etmemiz gerekir. İran halkları, Kürt halkı kendi kararını kendileri vermelidirler. Evet, o rejim değişmeli, o rejimi bu halklar değiştirmeli. O zaman demokratik bir sisteme kavuşabilir ki Kürt halkı olarak öyle bir yaklaşımımız söz konusu. Kadınlar olarak da hiçbir rejim, şu an iktidarda olan hiçbir ülkenin rejimi, bu kadınların iradesini, kimliğini tanıyan rejimler değildir.

Daha geçen gün 8 Mart vesilesiyle konuşanlar oldu. Ülkelerinde cinayetler oluyor. Bu cinayetleri yapan bu erkek haklıdır, bu erkek şiddetlidir ama buna dönük de o ülkenin yasal ve anayasal, hukuksal hiçbir düzeltilmesi yoktur. Buna kadınlar elbette ki kanmaz artık. O yüzden de Türkiye’de, Kuzey Kürdistan’da bu yönde tabii ki önemli yürüyüşler, protestolar, bu konuda önemli bir mücadele yürüyor. O anlamda bizim ne dün, ne bugün, ne yarın bu tür savaşların halkların yararına olmadığını, kadınlara hiçbir faydası olmadığını, kadınların iradesini temsil etmediği nettir. O anlamda bizim bu savaşın bu biçimiyle, Amerika ve İsrail öncülüğüyle yürüyen ve Ortadoğu’da, Kürdistan merkezli şehirler yerle bir ediliyor, toplumlar yerinden ediliyor ve onlar da kendi kazanımı olarak görüp burada zaferini elde etmek istiyorlar. Bunu boşa çıkartmak için mücadelemizi daha güçlü yürütebilmeliyiz.

Trump deyince aklıma Epstein geliyor. Dünya gündeminde Epstein davası var, çocuk istismarları başta olmak üzere. Bunun için Önder Apo 8 Mart Özgür Kadın Bildirisi’nde “kadın cinayetleri, kadın soykırımıdır” dedi. Önder Apo’nun bu tecavüz kültürüne karşı kadınların önüne koyduğu dört katman neyi ifade ediyor?

Epstein dosyalarını, biz de hepsini okuyamadık. Parça parça basında gördüklerimiz var. Gerçekten bir vahşet. Önderlik tüm değerlendirmelerinde hep anlatırdı ama biz kadınlar olarak o derinlikte, bütünlükle bakmadığımız için vahşeti göremiyorduk. Bir vahşet var. Trump’tan tutalım, Putin’den tutalım, ne bileyim. Tüm bu devlet başında olan, iktidar aygıtını yürüten ve gerçekten hegemonyası için tüm katliamları göze alan canavarlara baktığımızda gerçekten bunu ifade ediyoruz. Diyorlar işte sosyal medyada çok geziyor, görüntüleri var, dosyaları var. Tüm bunlar, isimlerini gerçekten koymak istemiyorum, hepsi bir vahşet. Faşizmin en üst zirvesi, faşizm az gelir bunlara. Gerçekten işte budur dünyayı yönetmek isteyen. O yüzden bizim mücadeleyi daha da yükseltmemiz lazım. Dünyayı yönetmek isteyen bu zihniyettir. Genç kızları, çocukları, erkekleri de vahşice kullanan kendi tatmini için, kendi çıkarı için, gönlünü rahatlatmak için.

Bu canavarlaşmanın da ötesinde bir vahşet. Böyle bir akıl, böyle bir zihniyet, böyle bir baş. İşte budur bizim kabul etmememiz gereken. Bir tarafta günlerce, aylarca bu vahşetin içinde genç kızlar. Demek ki şu artık daha da netleşiyor. Depremlerde bu kadar kaybolan çocuklar, savaşlarda bu kadar kaybolan çocuklar, özellikle genç kızlar ve birçok yerde kaçırılan genç kızlar. Toplansa dünyada milyon eder, yüz binler eder. Demek ki hepsini buraya götürüyorlar. Bu zengin, bugün devletlerin başında olan gerçekten de canavarlar, gerçekten de kastik katiller bunu yapıyorlar. Şimdi o yüzden bu kadar kadın cinayetleri gerçekten normalleştiriliyor. Her ülkede istatistikler çıksın, diyor işte günde bilmiyorum on, günde bilmiyorum yirmi, ayda bilmiyorum elli. Bunlar böyle yapılarak normalleştiriliyor. Normalleşen bir şey çok tehlikelidir.

Biz kadınlar olarak bunu görmemiz lazım. Şimdi bu tipler bu topluma neyi verecekler? Kırımdan başka, soykırımdan başka, katletmekten başka verecekleri hiçbir şey yok. Çünkü bu zihniyetin ürünüdürler. On bin yıllar öncesinde kendisini yapılandırmış, kurumlaştırmış. Adına işte şirketler deniliyor, sermayedarlar deniliyor. Zaten bugün dünya bu sermayedarların ve şirketlerin üzerinde yürüyor. Şimdi bu akıl, bu zihniyet kadını her gün katlediyor. Evet bu bir soykırımdır. Soykırım şöyle, kaba bakmayalım. Bir anda hepsini katletti, bitti. Öyle değil. Bu katliamı günlere yayıyor, aylara yayıyor, yıllara yayıyor ve normalleştiriyor. İşte özel savaşın kendisi budur. Normalleştirdiği katliamların kendisi budur. Kadın katliamları o anlamda normalleştiriliyor.

Kadın katliamları normalleştiriliyor

Dikkat edelim, Türkiye’de bilmiyorum ayda kaç kadın katlediliyor. Avrupa’da yüzleri buluyor ama ciddi bir tepki yok. Ya diyor işte şiddettir, ya diyor işte bilmiyorum eski eşidir, ya diyor ki bilmiyorum aile içi, böyle normalleştiriliyor. O anlamda Önderlik hep kadın katliamını, bir soykırım olarak hep tanımladı. Hep tanımladı, şehir şehir bile örnekler verdi. Bu kadınlar böyle katledilmemelidir. Kadın kendini savunabilmelidir. Kadın kendi örgütlülüğünü oluşturabilmelidir. Kadın kendi bilincini geliştirebilmelidir. Erkeğe karşı, bu erkek aklına karşı, bu şiddete karşı kendi olmadıkça kendi savunmasını da yapamıyor. Kendi savunması kendini korumasıdır. Kendi savunması kendi örgütlülüğüdür. Kendi savunması kendi tabanını, kadınları bilinçli hâle getirmesidir. Yoksa her gün televizyonlar da veriyor, işte böyle toplumun gözünde normalleştirmek üzerine.

Bakıyorsun sokak ortasında kadın katlediliyor. O sokaktan geçen insanlar bakıp geçiyor, bakıp geçiyor. İşte budur tehlikeli olan. Bu tehlikeyi görmemiz lazım. Biz gözümüzün önünde bir kadın, bir insanlık katlediliyor. Buna karşı tepki verelim. Tepki uyandıralım, refleks gösterelim. Hiçbir erkek cesaret etmemeli. Önderlik ölçüyü koydu ya, bir erkek sosyalistçe kadına yaklaşmalı. Sosyalist ölçülerde. Kadına bir insan olarak, bir irade olarak, bir varlık olarak, bir kültür olarak, bir toplumsallığın temsilcisi ve öncüsü olarak yaklaşmalıdır. Kadın da erkeğe öyle. Ama bu vahşet yürüten bir erkek gerçekliği var. Bir erkek aklı var. Bu akıl gerçekten soykırımcı bir akıldır. Bu akıl gerçekten katleden bir akıldır. O anlamda ne savaş, ne Trump, ne diğerleri, hepsi bunun ürünüdür. Epstein dosyası sanal medyada dosyalar geçiyor. Toplum da okuyor. Okuduğun bir tehlikeyi görmen gerekir. Gördüğün bir tehlike karşısında ne yapman gerektiğinin kararını vermen gerekir.

Binlerce genç kadını orada katletmişler. Hatta şunu söylüyorlar. Diyorlar ki kesip etlerini bile yemişler. İnsan söylemekte bile zorlanıyor. Bu insanlıktan çıkmanın emareleridir. Önderliktir diyor ya vahşi kapitalizm. İşte vahşi kapitalizm budur. Onun programında, gündeminde, bilincinde öyle insanlık, öyle toplumsallık, öyle özgürlük yoktur. O yüzden kadının ve tüm toplumların eşitlik, barış ve demokrasi. Biz Kürt Kadın Hareketi olarak bir, barışın gelişmesi için mücadelemizi büyütmeliyiz. İki, tüm toplumlarda eşit yaşayabilmenin mücadelesini yürütebilmeliyiz. Üç, toplumlar, kadınlar ve insanlık özgür olabilmeli. Bunların hiçbiri birbirinden kopuk değildir. O anlamda başında da söyledim ve hepinizin de bildiği mücadelemiz o anlamda çok kapsamlıdır. Senin bu akla karşı mücadele yürütmen onun elde teknikleri olması değildir. Senin bu akla karşı mücadele yürütmen onun gibi olman değildir. Toplumların, halkların ve kadınların varlıklarının ve iradelerinin birçok şeyi tersine çevireceğine inanmamız lazım. Ve bu halklar tarihinde de bu olmuştur. Halklar belirlemiştir. Bunu belirtebilirim.

Kadın cinayetlerini magazin haberi gibi veren bir dünya sisteminde yaşıyoruz maalesef. Siz de değerlendirdiniz; kadına karşı erkeğin örgütlü savaşı söz konusu. Artık kadınlar olarak kastik katili tanıdığımıza göre mücadele yöntemleri ne olmalı?

Bu dönem KJK hamlesini yeniledi; “şimdi kadın zamanı” olarak. Gerçekten tam yerinde bir şiar. Çünkü biz yoğun yürütülen savaş içinde sessiz kalmadan mücadele yürütmemiz lazım. O anlamda kadın zamanını doğru değerlendirerek, kadın her zamanı doğru belirleyerek, kadın her zamanını bir mücadele günü olarak ele alıp yaklaşmalı. O yüzden kadın zamanı. Bu kadın zamanı tek bir döneme ait değil. Her zaman kadın zamanıdır. Her gün kadın zamanıdır. O anlamda bizim yeni mücadele şiarımız kadın zamanı etrafında tüm günlerimizi eğitimleri yaygınlaştırarak, örgütlemeler geliştirerek, bilinçlenmeleri akademilerde geliştirerek ve savaşa karşı neler yapabiliriz diye sürekli tartışma hâlinde olmalıyız. Bunun sürekli planlamasını oluşturarak ve tüm kadınların Kürt Kadın Hareketi olarak da ve diğer kadın hareketleri olarak da zaman kaybetmeden gerçekten şimdi kadın zamanıdır şiarı etrafında kendimizi yeni mücadele stratejimizde ya da yeni mücadele felsefemizde, Barış ve Demokratik Toplum oluşumunda örgütlü ve bilinçli yer almamız için kendimizi katmalıyız.

O anlamda katliamların önüne geçmek de mücadele etmekle olur. Soykırımların önüne geçmek de mücadele etmekle olur. Bu savaşları durdurmanın tek yolu bilinçlenmek ve örgütlenmekle olur ama bunun ağları çoktur. Bu konferanslardır, bu toplantılardır, bu seminerlerdir, bu eğitimlerdir, bu protestolardır, bu yürüyüşlerdir ama böyle bir döneme ait değil. Kalıcı bir mücadele hâline dönüştürmeyi kendimiz için olmazsa olmaz yaklaşımı içinde olmalıyız. Önderliğimizin başlattığı süreci tüm kadın hareketleri olarak, kadın öncüleri olarak büyük bir ilham aldık, büyük bir moral aldık, büyük bir güç aldık. Önümüzde bir yol haritası var, önümüzde nasıl yapmamız gereken bir yaklaşım var. Bu ülkelerin demokratikleşmesi, bu ülkelerin demokratikleşmesi o devletlerden beklenmez. Bu ülkelerin demokratikleşmesi halkların mücadelesiyle, kadınların mücadelesiyle olur. Önderlik hep bunu vurguladı. Ne biz devletten bir şey bekleyelim ne de hep devleti gerekçe gösterelim.

Bu iki yaklaşımda da kendimizi arındırarak şimdiye kadar nasıl özgür ve bağımsız, kendi öz dinamiklerimize, öz gücümüze güvenerek hep bir mücadele hâlinde olduk. Bundan sonrası açısından da temel görevimiz ve sorumluluğumuz kendi komünlerimizi, komün kendi toplumsallığıdır. Bu yeni bir şeyi değil. Hepimiz gerçekten köylerimize dönelim, bakalım. Köylerin yaşamı, şehirler şimdi çok büyüdü, oralarda hâlâ var. Mesela komşuların birbirleriyle ilişkileri, aile çevrelerinin birbirleriyle ilişkileri, köy ortamında gerçekten karşılıklı birbirlerine alıp veren, bir sorunu olduğunda bir araya gelip ortak çözen, bu buna benzer. O anlamda şöyle bakmayalım, yeni sanki bir oluşumdur. Hayır, bu ilk insanlığın oluşumunda, kadın etrafında oluşan komünaliteyi bugün günceliyoruz. Bugün gerçekten yeniliyoruz. Bugün yaşamsallaştırmaya çalışıyoruz. Her birimiz bir kökümüze inelim, bir tarihimize gidelim. Bunlar var, o yüzden bunlar zor değil.

Kadın kırımı devam ediyor

O anlamda Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nu ve kadına ilişkin de Önderliğin bu 8 Mart Özgür Kadın Bildirgesi ile ve bunun öncesinde yazdığı tüm mektuplarında kadın barışın öncülüğünü, kadın demokrasinin gelişiminin öncülüğünü, kadın hukuksal ve eşitlik gelişiminin öncülüğünü kesinlikle yapmalıdır. Çünkü böyle bir sorumluluğu, böyle bir görevi, böyle bir rolü var. Bu dünyayı böyle biz değiştirebiliriz. 21. yüzyılın kadın yüzyılıdır, evet savaşlar yüzyılıdır da ama savaşların içinde de kadınların kendini örgütleyerek çıkabileceklerini kesinlikle, amaç sende mücadele aşkını geliştiriyor. Amaç sende hangi yöntem ve araçların olması gerektiğini geliştiriyor. O anlamda hiç bunlara takılmadan denilir ya, savaşın ortamında böyle mi olur? Evet şimdi kadın zamanıdır. Gerçekten hiçbir gün kaybetmeden, hiçbir günü boş bırakmadan, hiçbir günü normal yaşamadan, hiçbir günü işte bugün de böyle geçsin demeden biz kadınlar olarak böyle bir mücadeleye ihtiyacımız var.

Bizim özgürleşmeye ihtiyacımız var. Bizim demokratik bir sistemde özgürce, insanca yaşamaya ihtiyacımız var ve tüm insanlığın buna ihtiyacı var. Bu bir tek Kürdistan’a ait bir durum değil. Yalnız Ortadoğu’ya ait bir durum değildir. Gerçekten tüm dünya insanlığının ciddi bir özgürlüğe ihtiyacı var. Ciddi bir demokratik sisteme ihtiyacı var. Toplumların birbirlerini karşılıklı özgürce, iradelerini tanıyabilecekleri ve insanca birbiriyle tartışabilecekleri ve iradelerini tanıyabilecekleri böyle bir amaç ve böyle bir hedef içindeyiz. Halklar olarak önemli bir mirasa sahibiz. Halklar olarak ve kadınlar olarak. Kadınların tarihi yazılmamış ve sömürülen halkların da tarihi yazılmamış ama bu şu anlama gelmiyor. Öyle bir tarih yazılmamıştır. Onun için öyle bir tarih yoktur. Hayır. Öyle bir tarih vardır. Hafızalarda vardır. Yaşamda vardır. Kadınların da öyle bir tarihi vardır. Olimpe de Gouges’dan ve onun öncesi de var ama oradan başlayarak gelen bir mücadele tarihimiz var.

Bu mücadele tarihi bizde ciddi bir azim oluşturuyor. Bizde ciddi bir bilinç oluşturuyor. Bizde ciddi bir ilham oluşturuyor. Biz de varız. Biz de hiçbir haksızlığa, hiçbir soykırıma, hiçbir şiddete asla boyun eğmeden mücadele hâlinde olmalıyız ama tabii mücadelemiz örgütlü olmalıdır. Evet, çok yoğun kadın hareketleri var. Avrupa’da, Latin Amerika’da da gerçekten çok önemli bir kazanım da oldu. Ama daha o bütünlük içinde herkes kendi varlığıyla ağlar oluşturalım. Kadın ağları oluşturalım. Kadın platformlarını oluşturalım. Gündemler çok. Mesela savaşa hayır, barışa evet. Bunun etrafında işte bu kadın zamanıdır. Bunun etrafında büyütebiliriz mücadelemizi. Kadın kırımına son. Evet bunlar hep bir mücadele olarak hep yapıldı ama kadın kırımı devam ediyor. Kadın soykırımı devam ediyor. Kadın şiddeti devam ediyor. O zaman devam edeni hep gündemde tutalım, mücadele edelim. Önderlik negatif görevler tamamlandığı sıra pozitif görevlerde der, inşa edelim. İnşa oluşturmaktır. İnşa pratikleştirmektir. İnşa çözümü geliştirmektir. Kimseden beklemeden çözümü kendi örgütlülüğünle oluşturacaksın. Karşıdaki güçleri de kendi gücünü oluşturarak değiştireceksin. Bunlar çok önemli mücadele gerekçelerimizdir.

  • Abdullah Öcalan ‘özgür yaşamın tanrıçası olmak’ dedi. Kadınlar olarak özellikle Kadın Hareketi olarak Önder Apo’nun bu tanımlamasına ilişkin düşüncelerinizi almak istiyorum.

Önderlik dört katman olarak da değerlendirdi. Ve tanrıça olarak da hep bizi tanrıça kadına ya da tanrıça bakışına çünkü tanrıçalık gerçekten bir toplumsallıktır. Kadının öncülüğü, kadının sürekli kendini oluşturma, kendi iradesi ve varlığıyla. Tanrıçalık onu ifade ediyor. Kadın hareketini de hep o ölçüde Önderlikte ele aldık. Mücadele seyrimizi de, kişilik oluşumumuzu da, bilinç geliştirmemizi de amaç ona ulaşmak. Tanrıçalık kendini oluşturan, kendi varlığını belirleyen, kendi olmak, kendi varlığını kendisinin belirlemesi. Kendi varlığı birey de içindedir ama toplumsallığı da içindedir. O anlamda mücadelemizin ilk oluşumunda şimdiye kadar da böyle bir mücadele seyrimiz ve bunu tabii önderlik, bir toplumsallık olarak da bunu tanımlıyor. Kadının tanrıçalık mertebesine ulaşması gerektiğini belirledi. O yüzden kadının köleliğini hep reddetti, kadının işte katledilişi hiç kabul edilmedi, bunlar hepsi kadına sonradan, tanrıçalık mertebesi indirildikten sonra, kastik katil devreye girdikten sonra on binlerce yıldır hep bunun egemenliği sürdürüldü.

Ama kadın da öyle kolay bırakmadı mücadelesini. O zaman demek ki kadın hep vardır. Bu varlığını tanrıçalık kadına tekrardan ulaştırmalıdır. Kadın çünkü oluşturucu güçtür. Kadın kalıplara, bugünkü tabiriyle dogmatik, katı şeye gelmez. Çünkü toplumsallık bunu kapsamıyor. O anlamda daha mütevazıdır, daha kapsayıcıdır, daha farklılıkları kendi bağrına alan ve gerçekten birlikte yaşayabilir, birlikte var olabilirliğin bilincini oluşturuyor. O anlamda bugün yeni mektubunda da bunu daha derinleştirerek söylüyor. Kadınlar kendisine bunu yakıştırmalı ve buna göre mücadelesini yükseltmelidir. Yoksa bugünkü erkek aklının kadını belirlediğini asla kabul etmemeli ve sen o değilsin diye bunu net koyuyor. O anlamda bizim mücadele seyrimiz, bizim mücadele geleneğimiz, bizim var olma gerekçemiz hep bir özgürlük, onu ifade ediyor. Demokratik bir sistemi, bir toplumsallığı geliştirmek onu ifade ediyor. Ama bizim aynı zamanda şöyle bir sorumluluğumuz var. Toplumsallığın öncülüğü ve toplumsallığa karşı da bir sorumluluğu vardır. Burada kendini oluşturdukça çevreni oluşturursun.

Mücadele çok yönlü yürümesi gerekir anlamında da bunu koyuyor. O yüzden de şimdiye kadarki tanımları, değerlendirmeleri bizi daha mücadele çıtasını yükselterek, daha sorumluluğumuzu büyüterek, daha bilincimizi çünkü hep şunu söyledi. Kadın özgürce tartışabilmelidir. Kadın kendi düşüncelerini ifade etme gücüne kavuşturabilmelidir. Kadın kendi olduğunun bilincini geliştirmelidir. Ki çünkü hep başkaları içindir. O yüzden kendi öz varlığından uzaklaştırıldı, kölelik tarihi bunu ifade ediyor. Buradan çıkmak elbette ki bir mücadele işidir. Kimse bana ilişkin karar vermemeli. Kadına ilişkin kadın karar vermelidir. İlk hareketimizin oluşumundan şimdiye kadar Önderlik hep böyle oluşturdu. Dedi, yanlış da karar alsanız ama kendiniz alın. Mücadelelerinizle, taktiklerinizle, yöntemlerinizle yanlışlığı kendi kendiniz değerlendirin. Özgün ve özerk örgütlenmeyi bunun üzerine oturturdu. Kendi özgün iradenizle kendinizi geliştirin ve oluşturun ve örgütlülüğünüzü büyütün dedi.

Newroz bayramı yaklaşıyor. Newroz ruhunu Demokratik Toplum süreci ruhu gibi ele alırsak nasıl bir değerlendirme yapabilirsiniz?

Şimdiden tüm halkların halkımızın onurlu ve direniş bayramı olan Newroz’u en içten duygularımızla kutluyoruz. Elbette ki biz halkların, hepimizin umudu, hayali ve mücadelesi tektir. Umut ve hayalden ibaret değil. Mücadelesi Kürt ve Kürdistan halklarının ve Ortadoğu halklarının gerçekten özgürce yaşayabilmesinin mücadelesini yürütüyoruz. Ve tüm günlerimizin bir bayram havasından geçmesinin mücadelesini yürütüyoruz. O yüzden Newroz bir direniş ruhudur. Newroz bir başkaldırı ruhudur. Newroz gerçekten bir isyan ruhudur. Newroz bir kendi olma ruhudur ve bir özgürlük bayramıdır. O anlamda heval Sema’nın eylemi bunu ifade ediyor. 8 Mart’tan Newroz’a bir köprü olacağım. Kadın mücadelesiyle halkların mücadelesini birleştiren ve direnişe direniş katan, bayrama bayram katan, örgütlülüğe örgütlülük katan. Yine burada öncü kadındır. O anlamda Önderliğimizin başlatmış olduğu süreç bir yılı geçti. Bizler açısından büyük bir aydınlanmayı geliştirdi. Aydınlanmanın yanında da büyük bir mücadele aşkını geliştirdi.

Hep varlığımızın bir mücadeleyle olacağının bilincini daha da büyüttü. Önümüzde büyük mücadeleler devam ediyor. Bu heyecan, moral ve aydınlanmayla Newroz’u büyük bir özgürlük ateşine dönüştürmeliyiz. Önderliğimizin fiziki özgürlüğü olmazsa olmaz mücadelesinde artık bir bedene ve bir beyne dönüştürmemiz lazım. Biz kadın hareketi olarak da bizim mücadelemizin esası, seyri, yönü Önderliğimizin fiziki özgürlüğünün sağlanmasıdır. Önderliğimizin çalışabilir, özgürce tüm kesimlerle direkt bağlantı içinde olabilir. Önderliğimiz herkesle düşüncesini tartışabilir, koşullarının kesinlikle olmazsa olmazdır. Böyle yürümeyeceğini bilmemiz gerekiyor. Biz bu perspektif etrafında, bu perspektifi esas alarak Önderliğimizin fiziki özgürlüğünü sağlama üzerine mücadelemizi büyütüyoruz. Nerede olursak olalım çünkü Önderliğimiz bu kadın hareketinin, kadınların önderliğidir. Bu halkların önderliğidir.

Kadınlar özgür düşünceleriyle Newroz alanlarına akmalı

Önderliğimizin geliştirdiği ideolojik, felsefik, paradigma tüm halklar içindir. Tüm halklar okudukça kendini bu paradigmada görüyor, bu felsefede görüyor, bu ideolojide görüyor. Bir tek Kürt halkı değil. Evet, Kürt halkının önderliği ile oluştu ama bugün evrenselleştik. Bugün bunu çok somut bir şekilde yaşıyoruz ve görüyoruz. Tüm halklar Önderliğimizi okudukça gerçekten ne kadar rahatladıklarını, onların düşüncelerini Önderliğimizin ne kadar bir sistematiğe kavuşturduğunu, bir halkların iradesine kavuşturduğunu, bir bilince kavuşturduğunu ve olabilirliğini somutlaştırıyor. Zor, uzak, hayal değildir. En genel anlamda Newroz bunun hepsinin ifadesidir. Biz kadınlar olarak tüm meydanlarda, zaten başladı, renklerimizle, sesimizle, özgür irademizle, özgür düşüncemizle özgürce Newroz’a akabilmeliyiz. Akabilmeliyiz ki halkların iradesi kolektif iradeye dönüşebilmelidir. Çünkü biz bunu geliştirmek zorundayız. Komünal ve kolektif irade hiçbir gücün yenemeyeceği bir iradedir.

Bu ispatlanmıştır, bunu bu Newroz vesilesiyle Newroz şehitlerini, Mazlum Doğanları ve tüm Zekiye Alkanları tümünü Newroz ruhuyla, Newroz ateşiyle bir kez daha onların direnişi karşısında saygıyla eğiliyorum ve kesinlikle bu mücadele ve bu ateş sönmeyecek. Bu ateş büyüdü, bu ateş tüm halkları, tüm kadınları, tüm onurlu insanları kapsadı. O anlamda ateş özgürlüktür. Ateş bir direniştir. Ateş halkların varlığıdır. Bu bilinç ve bu heyecanla ve Önderliğimizin etrafında, Önderliğimizin fiziki özgürlüğünü sağlanmasını garantilemek, mücadeleyi büyütmektir. O anlamda Önderliğimizin de hem 8 Mart’ını hem direniş ve özgürlük bayramımız olan Newroz’umuzu kutluyor ve bu Newroz, Önderliğimizin Newroz’u olmasının, mücadelesini veriyoruz ve tüm halkların, kadınlarının direniş bayramını şimdiden kutluyorum.”

Kaynak: ANF

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Diyarbakır Cezaevi’nde tutsağa ajanlık dayatması

Sonraki Haber

Newroz’da taktığı şal gerekçesiyle hapis cezası aldı

Sonraki Haber

Newroz'da taktığı şal gerekçesiyle hapis cezası aldı

SON HABERLER

Yargıtay’a 8 yeni üye seçildi

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mart 2026

Abdullah Öcalan’dan Salih Müslim için mesaj: Hem mücadelemizin hem barışımızın sönmeyen yıldızı olarak kalacaktır

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mart 2026

TJA’dan Dilan Karaman açıklaması

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mart 2026

TOPSHOTS
Kurds pose with pictures A friend of 12-year-old boy Nihat Kazanhan (R), who was allegedly shot dead by police in the Cizre district of Sirnak on January 14, mourns on January 15, 2015 in Sirnak. Prime Minister Prime Minister Ahmet Davutogu and the interior minister have denied any police involvement regarding the death of the child.     AFP PHOTO / ILYAS AKENGIN

Nihat Kazanhan’ın katili yurt dışındaymış!

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mart 2026

Savaşın 14. gününde İran’a geniş çaplı yeni bir saldırı dalgası başlatıldı

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mart 2026

Nisêbîn’deki yasaklarda oğlunu kaybetti: Tüm Kürtler sesini birleştirsin

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mart 2026

Lübnan’da Suriyeli mülteciler barınma krizi yaşıyor

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mart 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır