Seçilmiş eş başkanları görevden alınarak yerlerine kayyum atanan Mardin, Van, Hakkâri, Batman, Siirt, Dersim başta olmak üzere il ve ilçe belediyelerindeki uygulamalar, iktidarın asıl amacının ne olduğunu görünür kılıyor. Kayyumlar, istisnasız her şehirde, kadınların yaşama katılımının önünü açan toplam 93 kurumu kapatarak işe başlamış. Örneğin, Gürpınar kayyumu, Kadın Yaşam Merkezini, iktidarın kurumu KADEM’e devredivermiş hemen. Sonra kapatma sırası, çalışan annelere hizmet veren kreşlere gelmiş. Durdurulan kooperatifler, ekonomik dayanışma faaliyetleri, liste uzayıp gidiyor.
Emek düşmanlığı kadın düşmanlığıyla yarışıyor elbet; 2022 işçi ve 585 memuru işten çıkarılmış. Özetle kayyumlar, seçilmişlerin başta kadın özgürlüğü olmak üzere halkın yararına yaptığı ne varsa yok etmeyi, kamuya ait varlıkları iktidara ve sermayeye sunmayı görev edinmişler…
Belediye mülkiyetindeki bina, arazi, park vb taşınmazları “bedelsiz tahsis” yoluyla, başta Diyanet olmak üzere, Emniyet Müdürlüğü vb kurumlara sunmaları da aynı anlayışı açık ediyor. Batman’da, mahallelerdeki belediye hizmet binaları müftülüğe devredilerek dini eğitim merkezleri kurulmuş. Mardin’de de öyle, buralarda şimdi müftülük, Kur’an kursları işletiyor. Milli eğitim Bakanlığı’na devredilen taşınmazlarda da zaten daha farklı bir “eğitim” beklemek artık olası değil.
Kayyumların maden tekellerine hizmetleri de kusursuz işliyor! Ülke topraklarını sermayeye peşkeş çekme müdürlüğü diye de özetleyebileceğimiz MAPEG’in (Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü) 38 ilde, maden şirketlerine tahsis ettiği 20 bin hektar arazinin önemli bir kısmı bu kayyum atanan Mardin, Batman, Siirt, Şırnak belediyelerinin mücavir alanı. Yani bu araziler kamuya ait, halkın malı! Diyarbakır’ın petrol merkezi olacağı yönündeki felaket haberlerini müjde gibi sunan iktidarın nasıl bir talana ve doğa tahribatına soyunduğunun da göstergesi aynı zamanda…
İzmir’de ise kayyuma gerek duymuyor iktidar. Çünkü, CHP oylarıyla İzmir Büyükşehir Belediye başkanı seçilen Cemil Tugay, lafta “pasif direnişten” söz etse de belediye arazilerini sermayeye sunma konusunda kayyumları aratmıyor. Bir önceki İBB başkanı Tunç Soyer’in, tümüyle kamuda kalması için yargıya başvurduğu ve bilirkişinin, halkın lehine rapor sunduğu mahkemenin duruşması haziran ayında görülecekken, yani davanın büyük olasılıkla kazanılacağı belliyken, alelacele Basmane Çukuru diye adlandırılan araziyi iktidara, yani TMSF’ye (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna) devrediyor. Hem de bunu İBB meclisinden oy birliğiyle aldığı yetkiyle yapıyor. İBB Meclisi, AKP MHP dahil bütün üyeler Cemil Tugay’a bu konuda yetki vermiş. Daha önce, Tunç Soyer’in halkın lehine girişimlerine karşı, mecliste tavır alan AKP-MHP meclis üyeleri, Cemil Tugay’a tam yetki verebiliyor. CHP’li üyelerin, en azından “bunda bir iş var” diye kuşkulanması gerekirken, onlar da halkın yararını kollamak yerine Tugay’ın kent suçuna ortak oluyorlar. İzmirliler ise AKP adayı Hamza Dağ kazansaydı ancak bu kadar olurdu diyerek tepki gösteriyorlar.
Bazen salt, selefi Tunç Soyer’e nereden biriktirdiği anlaşılamayan düşmanlığı nedeniyle O’nun yaptığının tersine yöneldiğini düşünmeden edemiyor insan. Başka türlü, işi gücü bırakıp kendi partisinden, 9 aydır hukuksuzca tutuklu ve İzmirlilerin gönlündeki yeri tartışılmaz olan bir belediye başkanına iftiralarla nasıl saldırabilir bir insan?
Soyer, Kırıklar Cezaevi’nden ”..şehir susuzluk ve su baskınlarından kırılırken siz hala sizden önceki belediye başkanı ile ilgili algı yaratma peşindesiniz!” diyerek “Benimle uğraşacağınıza görevinizi yapın” çağrısı yapıyor!
İzmir, kişi başına düşen yeşil alan açısından Avrupa’nın en çorak kentidir. Basmane Çukuru ise şehir içinde kalan tek yeşil alan Kültürpark’ın bitişiğinde, İzmir’in hafızası denebilecek bir yer. Çocukluğumda buradaki otogarla ilgili benim bile anılarım var. Şimdi TMSF, buraya 84 katlı gökdelen inşa ederek, yine tarihi mekanlardan Kemeraltı çarşısının ve kent merkezinin trafiğini kilitleyecek bir yapılaşma için ellerini ovuşturuyor.
Konuya duyarlı İzmirliler, Kültürpark Platformu’nun çağrısıyla bu karardan dönmeleri için imzalar toplayıp meclis önünde protestolar düzenledi. Meclis üyelerine “Kent Suçuna Ortak Olmayın” çağrısı yaptılar. Yerel gazetelerde haberler, yazılar yayınlandı. (“Ege’de SonSöz” gazetesinde Engin Önen “Belediyeciliğin Sefaleti” başlıklı yazı dizisinde ayrıntılara yer veriyor) İzmir Barosu ve Kültürpark Platformu üyeleri son çare olarak kamu adına dava açtılar.
Umarım CHP örgütü, Cemil Tugay’ın Özlem Çerçioğlu izinden giden çıkmazını fark eder, aksi halde CHP, bu gidişle İzmir’i kaybeder!








