Ortadoğu, tarihinin en karanlık ve belirsiz dönemlerinden birinden geçiyor. Bölge; kan, gözyaşı ve barut dumanı altında adeta can çekişiyor. ABD ve İsrail’in saldırgan politikaları ile İran’ın bu kuşatmaya karşı koyuşu, savaşı her geçen gün yeni bir boyuta taşıyor. İsrail ve ABD koalisyonu, İran’ın altyapısını ve stratejik kaynaklarını yerle bir etmeye odaklı bir strateji izlerken; İran, Tel Aviv başta olmak üzere bölgedeki birçok stratejik noktaya füze atışlarıyla karşılık vermeye devam ediyor.
Hürmüz düğümü!
Savaşın geldiği son aşamada, çatışmalar küresel ekonominin şah damarı olan Hürmüz Boğazı’nda düğümlenmiş durumda. İran’ın elindeki bu stratejik geçiş güzergahındaki gerilim, sadece bölgesel bir çatışma değil, tüm dünyayı sarsacak küresel bir enerji ve gıda krizini tetikliyor. Yemen’den Lübnan’a, Körfez ülkelerinden Irak’a, Azerbaycan’a kadar uzanan bu savaş hattı, tüm bölgesel dengeleri altüst edecek bir felaketi büyütmeye devam ediyor.
Emperyalist dizayn ve Trump yönetiminde sarsıntı
Bugün yaşananlar, kapitalist-emperyalist dünyanın yeni politik ve ekonomik dizayn çabalarından bağımsız düşünülemez. ABD merkezli odak, İsrail’in rolünü ve güvenliğini perçinlemekle beraber, Ortadoğu’daki kaynakları Çin ve Rusya ile olan bağından koparıp Venezüella’da olduğu gibi kendi denetimine almak istiyor. Ancak bu süreç, ABD içinde de büyük sarsıntılara yol açıyor.
İstifa ve Kongre sorunu
ABD Başkanı Trump, pervasız açıklamalarıyla savaşı körüklerken, yönetim içindeki çatlaklar artık gizlenemez hale geldi. Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent’in, “İran savaşının bir yalan olduğunu” ve İsrail lobisinin baskısıyla başlatıldığını belirterek görevinden istifa etmesi, Washington’da deprem etkisi yarattı. Bu istifa, ABD Kongresi’nde de büyük endişelere ve halkta petrol fiyatlarının artışıyla birleşen bir savaş karşıtlığına yol açtı. İngiltere, Almanya ve Fransa gibi müttefiklerin de iç kamuoyu baskısıyla Trump’ın koalisyon hesabına beklenen desteği vermemesi, emperyalist cephede işlerin planlandığı gibi gitmediğini gösteriyor.
Körfez’de yayılan ateş ve diplomatik kopuşlar
İran, kendisine yönelik kuşatmaya karşı sadece savunmada kalmıyor, ABD üslerine yöneliyor, Tel Aviv’i vuruyor, karşı hamlelerle savaşı yayıyor. Riyad gibi stratejik merkezlere füze fırlatması ise Körfez’deki dengeleri tamamen değiştirdi. Bu tırmanışın bir sonucu olarak Katar’ın İran Büyükelçisini “istenmeyen adam” ilan ederek sınır dışı etmesi, bölgede Şii-Sünni hattındaki kırılmanın ve diplomatik kopuşun ne kadar derinleştiğini gösteriyor.
Kritik yol ayrımı ve savunma kıskacı
Türkiye, bu büyük kaosun tam ortasında en kritik aktörlerden biri olarak duruyor. Türkiye’yi savaşa çekmek isteyen provokasyonlar sürerken, Ankara’nın aldığı önlemler “güvenlikçi” bir yönden başka bir yöne evriliyor. Kürecik Üssü’nün ardından, İncirlik Üssü’ne ikinci Patroit savunma sistemlerinin yerleştirilmesi, Türkiye’nin ABD’nin savaş politikaları doğrultusunda bir lojistik ve savunma hattı haline getirildiği kaygılarını büyütüyor.
Barış ve Demokratik Toplum çağrısı yanıt bekliyor
Oysa Türkiye’nin önünde gerçek bir çıkış yolu var. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı ve 2026’da yankısı süren “barış ve demokratik toplum” çağrısı, Türkiye için şiddetsiz bir çözümün kapısını aralamıştı. Bu çağrı, Türkiye’nin bölgesel savaşlardan uzak durmasını sağlayacak ve iç barışını tesis ederek emperyalist ve Siyonist komplolara karşı en büyük kalkanı oluşturacak tarihsel bir fırsat yaratmıştır.
‘İç cephe’ mi, hukuksuzlukta ısrar mı?
Hükümetin, “iç cepheyi güçlendirme” söylemi baskıcı uygulamalarla paralel yürüyor. Süregelen hukuksuzluklarda bir değişime gidilmezken, CHP’li Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel’in tutuklanması, sendikacı Mehmet Türkmen’in Antep’te bir patronun işaretiyle gözaltına alınıp tutuklanması ve dünyanın gündeminde olan, tutukluluğu bir yılı aşan Ekrem İmamoğlu ve CHP’li belediye çalışanlarının duruşmalarındaki hukuksuzluklar, süren kayyım politikaları iç barışı güçlendirmek yerine zayıflatıyor.
2026 Newroz’u; Özgürlük ateşinin güncelliği
Tüm bu kaosun, kanın ve şiddetin içinde Kürtler ve halklar Newroz’u kutlamayı sürdürüyor. Kürtlerin on yıllardır sürdürdükleri özgürlük ve demokrasi mücadelesi, bu yıl savaşın gölgesinde ama barışın büyük özlemiyle kutlanıyor. Newroz ateşi, sadece kadim bir bayram değil, günümüz Dehhaklarının zulmüne karşı, Demirci Kawa’nın yaktığı özgürlük meşalesi olarak yanıyor.
Tarihsel sorumluluk
Türkiye, bu tarihsel Newroz döneminde önemli bir yol ayrımındadır. AKP iktidarı, emperyalist savaş koalisyonlarının bir parçası olmamalı. Bunun yerine, iç barışını sağlayan ve komşularıyla demokratik temelde ilişkiler kuran bir yolu seçmelidir. Hukuksuzluklara son verilmeli, barış ve demokratikleşme talepleri yasal güvencelere kavuşturulmalıdır. Bunları yapmayan bir iktidarın söylemlerinin karşılık bulmayacağını bilmek için kahin olmaya gerek yok. Ancak yanlış politikaların Türkiye’yi tüm halklarıyla, her geçen gün ateşin kıyısına biraz daha sürükleyeceği bilinmelidir.
Her şeye karşın Newroz ateşi, bu karanlığı yırtacak olan barışın ve halkların eşit ve özgür kardeşliğinin ışığı olmalıdır…
Newroz kutlu olsun!
Newroz pîroz be!









