Dünya genelinde su sıkıntısı artarak devam ederken, ekoloji örgütlerinin çözüm önerileri ve projelerini uygulanmıyor
Birleşmiş Milletler’in (BM) 1993 yılında Genel Kurul kararıyla ilan ettiği 22 Mart Dünya Su Günü’nde her yıl tatlı su kaynaklarının azalmasına dikkat çekiliyor. Türkiye’de ise su krizi için herhangi bir adım atılmazken, su kaynakları maden ve enerji şirketlerinin kullanımına veriliyor. Dünya ve Türkiye genelinde mevcut yasalar da ihlal ediliyor. Öyle ki, Türkiye’de madencilik faaliyetleri, çeşitli enerji santrallerinin çalışmaları da bu ihlalin parçası. Yasada yer alan yerleşim ve tarım alanlarına en az 3 buçuk kilometre mesafede olması şartına rağmen yerleşim yerlerinin içinde, tarım alanlarının tam ortasında bu faaliyetlere izin veriliyor. Yapılan faaliyetler nedeniyle de temiz içme suyu ve akarsu, göl gibi kaynaklar da zehirleniyor.
Son 50 yılda 40’a yakın göl kurudu
Türkiye’de birçok akarsu ve göl vahşi kullanım nedeniyle kurudu. Mevcut 240 gölden 186’sı kurudu. Türkiye’de son 50 yılda yaklaşık 40 göl kurudu. Uzmanlar risk altındaki diğer göllerin de kurumaması için acil önlem planı çağrısı yapıyor.
Özellikle güney ve orta Anadolu’da Burdur, Isparta, Antalya, Afyonkarahisar ve Konya‘nın güneyindeki Göller Bölgesi kuruma riskiyle karşı karşıya. Artan nüfusla birlikte su tüketiminin de orantılı olarak artmasıyla birlikte su kaynakları da azalıyor. Burdur’da 1960’lı yıllarda 14 olan doğal göl sayısı 5’e indi. Türkiye’nin Maldivleri olarak bilinen Salda Gölü, kirlilikle mücadele ediyor. Türkiye’nin ikinci büyük tatlı su gölü olan Eğirdir Gölü’nde su seviyesinde azalma var.
Kuruyan göller;
Uzman verilerine göre, Çanakkale’de Demirci, Tuz, Hoyrat gölleri, Edirne’de Harmanlı, Teke, Karagöl, Sığırcık, Pamuklu gölleri kurudu, Gala ve Gölbaba kurumak üzere. Tekirdağ’da Tuzla Gölü kurumak üzere. Kırıkkale Sülüklü, Pedina, Tülüce gölleri kurudu. Kocagöl ve Saka kurumak üzere. İstanbul’da Terkoz, Büyükçekmece, Küçükçekmece kirlilik tehdidi altında ve yapısal değişime uğradı. Balıkesir’de Büyükgöl, Manyas ve Uzungöl şiddetli kirlilik ve kuruma tehdidi yaşıyor. Bursa’da Dalyan, Arapçiftliği, Uluabat, Zirvetepe, İznik gölleri kurumakta ve aşırı kirli. Bilecik’te Çerkeşli Gölü kurudu. Sapanca, Taşkısığı, Teke, Küçük Akgöl, Büyük Akgöl, Kocagöl büyük kısımları kurudu ve tehdit altında. Bolu’da Efteni, Sülüklü, Çubuk, Sünnet, Kara Murat, Gölcük, Abant, Kocagöl, Reşadiye, Keçi gölleri çok şiddetli kuraklık ve aşırı kirlilik yaşıyor. Ankara’da Bala, Tol, Haymana, Çöl, Samsam ve Sazlıgöl gölleri kurudu. Eymir, Mogan, Karagöl gölleri kuruyor.
Çorum’da Sülüklü, Sinop’ta Sarıkum Gölü kuruma tehlikesi yaşıyor. Zonguldak’ta Yedigöller Milli Parkı’ndaki Serin, Büyük, Kuru, Sazlı, İnce ve Nazlı gölleri yoğun kirlilik baskısı altında ve kuruyor. Samsun’da Karakum, Karaboğaz, Gernek, Gici, Tatlıgöl, Uzungöl, Balıklıgöl, Ladik Mecik gölleri kuruma tehlikesi ve kirlilik altında. Amasya’da Borabay, Tokat’ta Kaz Gölü kurudu. Samsun Uzungöl, Akmaz, Dumanlı, Kargılı, Simenit ve Akgöl çok şiddetli sorunlar yaşıyor, kurumakta. Trabzon’da Uzungöl kirlilik ve kuruma tehdidi altında. Erzurum’da Tortum Gölü kuruyor. Kars’ta Aktaş, Çıldır, Kuyucak, Aygır, Çengilli gölleri kuruyor. İzmir’de Sazlıgöl, Karagöl, İkizgölü, Oğlananası, Gölcük, Gebekirse, Akgöl gölleri kurudu, Belevi Gölü kurumakta. Manisa’da Gölmarmara tamamen kurudu.
Denizli’de Buldan Yayla, Çaltı, Çardak ve Karagöz gölleri kurudu, Işıklı bataklık oldu. Afyon’da İncesu, Karamık, Eber gölleri kuruyor, Başmakçı-Acıgöl yüzde 85 kurudu. Konya Akgöl, Akşehir, Dipsiz, Meke, Ilgın, Hotamış, Gavur, Karın, Sülüklü, Suğla, Kurugöl, Çavuşcu, Köpek, Bolluk, Karakışla, Tersakan ve Düden gölleri kurudu, Tuz Gölü şiddetli kuruma tehdidi altında. Beyşehir Gölü kuruma periyoduna girmiş durumda, Hocalı Gölü özelliğini kaybetti. Aksaray’da Kaputaş, Akgöl, Bezirci gölleri kurudu. Kırşehir Seyfe Gölü kurudu. Nevşehir Acıgöl tehdit altında. Kayseri Sultan Sazlığı yüzde 80 kurudu, Bünyan, Engin ve Palas gölleri kurudu.
Göstermelik su politikaları yürütülüyor
Türkiye son yıllarında ciddi oranda sıkıntı haline gelen ve giderek büyüyen su sorununa karşı göstermelik politikalar yürütüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri gibi kurumlar ve üniversiteler dünya su gününe ilişkin çeşitli yarışmaları düzenliyor. Ancak uygulamaya geldiğinde tamamen tezat politikalar tercih ediliyor. Su havzalarında, akarsu kenarlarında bu alanları yok eden çeşitli enerji santrallerine de izin veriliyor.
ÇMO: Farkındalık olmazsa yokluk kapıda
Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO), yaptığı çalışmalarında günümüzde suya erişimin bir şekilde gerçekleştiğini ancak farkındalık yaratılmazsa ve gerekli çözümler bir an önce hayata geçirilmezse, bugünkü varlığın yarın için yokluk anlamına geleceğine dikkat çekiyor.
ÇMO verilerine göre; Türkiye‘de 25 adet su havzası bulunmakta ve halen su kaynaklarının yarıya yakın bir kısmı kullanılabilmekte. DSİ’nin verilerine göre tarım, içme suyu ve sanayide kullanılmak üzere yılda toplam 50 milyar metreküp su kullanılıyor. Su miktarı ile nüfusun oransal dağılımı arasındaki eşitsizlik sorunu dünyada olduğu gibi Türkiye’de de mevcut. Havzalardaki akış miktarı ile bu havzalardan faydalanan nüfus arasında orantısızlıklar var. Türkiye‘nin mevcut su potansiyeline göre kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı bin 500 metreküp. ÇMO’ya göre, 2007 yılında yaşanan kuraklık, su konusunun ihmale gelmeyecek kadar ciddi bir risk oluşturduğunu gösteriyor. Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere, birçok kent söz konusu kuraklıktan etkileniyor.
Çözümün temelinde doğaya saygılı bir yaklaşım olması gerektiğinin altını çizen ÇMO, ağaçların yenilenmesi, nehirlerin taşkınlara yeniden akıtılması, sulak alanların restore edilmesi, atık suyun israf yerine yeniden değerlendirilebilmesi ve tekrar kullanılması, sanayi ve tarımda, soğutma sistemleri ve sulama gibi su tüketimleri için geri kazanılmış suların kullanılması gibi çözüm yolları ile su kaynaklarının kirletilmemesi ya da temizlenmesi, doğru kullanımı ve yönetilmesi çalışmalarıyla çözüm adına önemli bir adım atılmış olacağının altını çiziyor.
Dünyanın 3’te 1’i temiz içme suyundan yoksun
UNICEF ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tahminlerine göre, iyileştirilmiş içme suyu imkânlarından yoksun küresel nüfusun hemen üçte biri 10 ülkede yaşıyor. Bu ülkeler, Çin (108 milyon), Hindistan (99 milyon), Nijerya (63 milyon), Etiyopya (43 milyon), Endonezya (39 milyon), Kongo Demokratik Cumhuriyeti (37 milyon), Bangladeş (26 milyon), Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti (22 milyon), Kenya (16 milyon) ve Pakistan (16 milyon).
Durumun en vahim olduğu bölgelerden bir diğeri de 1990’dan bu yana çok az ilerleme kaydedilen Okyanusya.
2026 yılının teması: Su ve cinsiyet
BM, her yıl 22 Mart öncesinde su raporu açıklıyor ve o yılın temasını, su sorununa dair vurgu yapmak istediği başlığı kamuoyuyla paylaşıyor. Bu yıl da New York’ta 19 Mart’ta gerçekleştirilen toplantıda tema, “Su ve Cinsiyet” olarak belirlendi. Bu başlıkta vurgulanan husus ise suya erişimde ya da temininde yaşanan cinsiyet eşitsizliği. Suya erişim, su yönetimi ve suyla bağlantılı eşitsizlikler gibi kritik konular temel gündem olarak tüm dünyada yer ediniyor. 2026 yılı için belirlenen “Suyun aktığı yerde eşitlik yeşerir” (Where water flows, equality grows), sloganı ise güvenli su ile sanitasyon hizmetlerinin insan hakkı olduğu vurgusu.
Mevcut tabloda bu durumdan en çok kadınların etkilendiği vurgulanıyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında gerçekleştirilen 30. Taraflar Konferansı’nda (COP 30) kabul edilen “Cinsiyet Eylem Planı (Gender Action Plan)” ile uluslararası iklim politikalarında da gündemleştirildi ve karşılık buldu.
Küresel verilere göre, 1,8 milyar insanın içme suyunu ev dışında bulunan kaynaklardan temin ettiği yönünde. Bunun yaklaşık yüzde 70’inde su toplama sorumluluğu kadınlar ve kız çocuklarına ait. Birçok ülkede kadınlar, içme, yemek yapma, temizlik ve bakım gibi ev içi ihtiyaçlar için gerekli suyun temininden sorumlu ve suya erişimdeki yetersizliklerin yükünü daha ağır biçimde yaşıyor.
Kadınların yaşadığı bu sorun 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi içinde de yer alıyor. O nedenle suya erişim konusunun dünya genelinde insani standartlara ulaştırılması aynı zamanda sağlık ve çevre açısından değil, eğitim, ekonomik katılım ve toplumsal eşitlik açısından da çok önemli bir role sahip.
Kadınlar ve kız çocuklarının suyla ilişkisindeki eşitsizlik durumuna dair gözler önüne serilen bazı verileri:
- Dünya genelinde evlerine su şebekesi bağlı olmayan hanelerin %80’inde, suyu toplama görevi genellikle kadınlara ve kız çocuklarına ait.
- Su bulmak ve taşımak için kız çocuklarının okula gitmesini, kadınların sosyal, kültürel ve ekonomik yaşama katılmasını engelliyor. Ayrıca fiziksel ve zihinsel strese de yol açıyor. Su sorunun temel aktörü olan kadınlar su yönetimiyle ilgili karar alma süreçlerine dahil edilmiyor. Son yıllardaki verilere göre dünyada her 4 kadından biri güvenli içme suyuna erişemiyor .
BM: Çözüm için cinsiyet eşitsizliği ortadan kalkmalı
BM’nin bu yıl ki raporunda sadece bu eşitsizlikler yer almıyor. Çözüm yollarını da anlatıyor. Raporda, su krizine karşı kadınların liderliğini merkeze alan, hak temelli ve dönüştürücü bir yaklaşım öne çıkıyor. Buradaki hedef, kadınları sadece “su taşıyıcıları” olarak görmekten çıkarıp su yönetiminin aktif “liderleri, profesyonelleri ve karar alıcıları” olmasının önemine dikkat çekmek.
Yine mevcut veriler, hükümetlerin planlama, proje ve politikalarında toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten düzenlemeler yapmasına olanak sağlanmasına da dikkat çeken rapor, su yönetiminde cinsiyet eşitliğini sağlamanın sadece kadınlar için değil, toplumun tamamı için fayda getireceği savunuluyor. Kadınların su yönetimine eşit ve anlamlı katılımının yoksulluğun azaltılması, daha sağlıklı ve adil toplumlar inşa edilmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne (SKH) ulaşılması için öneminin altı çiziliyor.
Raporun dikkat çeken yönü ise mevcut su sorununun aslında bir kalkınma, eşitlik ve insan hakları sorunu olduğunun net biçimde ortaya koyması.
Haber: İbrahim Açıkyer \ MA









