Kapitalizmin sorumlusu olduğu su sorunu ile ormanların ciddi anlamda azalmasının önüne geçmek, kapitalizm koşullarında imkansız hale geldi. Böyle bir durumda ülkeler ‘Dünya Su günü’ ve ‘Dünya Ormanlar Günü’nü timsah gözyaşlarıyla kutluyor
Bülent Ongun / İstanbul
Dünya genelinde orman varlıkları giderek azalırken, susuzluk ise can yakıcı boyutlara ulaşmış durumda. Kapitalizmin aşırı üretimleri nedeniyle dünya ısınırken, ormanlar, meralar ve tarım alanları hızla yok ediliyor. Buna bağlı olarak su havzaları maden ve enerji şirketlerinin işgaline açılıp su varlığı şirketlerin hortumlarına bağlanıyor. Tüm bunlar yaşanırken, 21 Mart günü ormanlar günü, 22 Mart günü ise dünya su günü olarak kutlanması dikkat çekiyor. Türkiye’de yanarak ya da imara açılarak ormanlar tükenirken, ortaya konan verilerde bu alanlar halen orman gibi raporlarda yer bulabilmekte. Orman Bakanlığı’na göre Türkiye’de orman varlığı yüzde 29,98 gösterilirken, FAO verilerine göre ise bu oran sadece yüzde 18 dolayında.
Akiferler yok oluyor
1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda ilan edildiğinden bu yana Dünya Su Günü olarak 22 Mart tarihi yine timsah gözyaşları eşliğinde kutlandı. Dünya da temiz sular kirletilip hızla tüketilirken, karanlık bir geleceğe doğru hızla savrulmaktayız. Enerji üretimlerinden sanayi üretimlerine kadar tüm sistem aşırı üretimlerini sürdürmek adına suları kendine bağlamış durumda. Termik santraller bulundukları bölgede su varlığını emerken, diğer yandan kaya gazı ve kaya petrolü üretimleriyle jeotermal enerji tesisleri hem suları tüketmekte hem de akiferleri zehirleyip yok etmekte.
Su ticari mala dönüştü
Sermaye devletleri akarsuları, gölleri ve yeraltı sularını sermaye hizmetine bağlamak için su döngüsünü bozan devasa büyüklükte barajlar inşa ederken, aynı zamanda inşa edilen bölgelerde iklim koşullarının değişimine yol açarak kuraklığı tetikliyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi yeraltı sularını da kontrol etmek ve depolamak amacıyla su döngüsünü kökten bozan yeraltı barajları inşa etmekteler. Susuzluğa çare üretme iddiasıyla inşa edilen yeraltı barajları akarsuları kuruturken, diğer yandan bu sular sermaye üretimlerine bağlanmaya ve nihayetinde tüm su varlığı sermayenin elinde pahalı bir ticari metaya dönüştürülerek, su ihtiyacımızı şişelenmiş sularla karşılamak zorunda bırakılmasıyla yine sermaye bu yolla birikimlerini sürdürmekte.
Su döngüsü bozuldu
Kuraklık ve sel gibi aşırı olayların anahtar noktası döngünün bozulmasında yatmaktadır. İnsanlar suyu içmede, sanayide, tarımda, enerjide, temizlikte kullanıyor. Hem insan kullanımı hem de ekosistem sağlığı için su döngüsüne müdahale edilmemesi gerekmektedir. Birçok bölgede,kapitalist üretim süreçleri ve değişen iklim nedeniyle sular giderek azalmaktadır. Kapitalizmin neden olduğu İklim değişikliği sonucunda giderek artan kuraklık, şiddetli yağış gibi aşırı hava olayları su kaynaklarını olumsuz etkilemektedir. Su döngüsünün kesintisiz sürmesi ise tüm canlılar için yaşamsaldır.
Orman katliamları hız kesmiyor
Dünyada ciddi bir ekolojik çöküşe yürünürken bu krizi bertaraf etmek adına tek yapılan şey sermayeye yeni birikim yolları açmak olduğunu izliyoruz. Kapitalizmin bir zorunluluğu olan aşırı üretim ve tüketim politikalarının yol açtığı küresel ısınma, susuzluk, toprak kayıpları vb. sorunlar karşısında devletler sadece şirket çıkarlarını öncelediği ve yaşanan ekolojik krizden nasıl faydalanırım anlayışıyla hareket ettikleri ortada. Türkiye’de de benzer süreçler yaşanıyor. Tüm akarsular çeşitli enerji üretimlerine bağlanmış durumda. Tüm bu gerçekler apaçık ortadayken, yer üstü sularıyla yeraltı sularının milyarlarca yılda oluşmuş olan döngüsel ilişkiyi bozmaya ve büyük ekolojik çöküşe sürüklenmekteyiz.
Orman Kanunu değişiyor!
Ormanlarda yok oluş giderek genişlerken, ormanlık alanlarda inşa edilmiş olan oteller, villalar vd. işgallere af getirilip yasal anlamda tapulandırılacak. Bu bağlamda, Orman Kanunu’nda değişiklik içeren 29 maddelik torba yasa teklifi, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda görüşülmeye başlanıyor. Devlet ormanı sınırlarında kalan veya kadastro tespitleri davalı olan özel mülklerdeki tapu kayıtları geçerli kabul edilecek. Bu yasa teklifini TBMM’ye getirenlerin bu yokoluşu orman varlığının korunmasına yönelik adım olarak nitelenmesi bir manipilasyondan başkaca bir anlam taşımıyor.
Katliam miladı 2002
Diğer yandan su döngüsünün çok önemli bileşeni olan ormanlar büyük bir yıkımla yüzyüze kalmış durumda. Tarım Orman-İş Kurucu Genel Başkanı Şükrü Durmuş geçtiğimiz gün yaptığı açıklamada, Türkiye ormancılığının 2002 yılından bu yana “korkunç bir yıkımla” karşı karşıya olduğunu belirtti. Orman Yasası içerisinde 2018’de eklenen ek-16 maddesiyle Cumhurbaşkanına “orman alanlarının orman sınırları dışına çıkartılma” yetkisinin verildiğini aktaran Durmuş, “2002’den 2024’e kadar toplam 83 bin adet ve 780 bin hektar alanı içeren ormanlık alan enerji, maden, turizm gibi gerekçelerle orman alanı dışarısına çıkartıldı. Bu, 1956’dan 2002’ye kadar toplam çıkartılan alanın bin katı fazla. Hepsi yerli ya da yabancı sermayeye peşkeş çekildi” dedi.
Her şey sermaye için
1950’li yıllarda yürürlüğe giren, bugün de birçok değişiklikle yürürlükte olan 6831 sayılı orman kanunu da ormanı piyasanın isteklerine göre tanımlıyor. Kanunun birinci maddesi ormanı yalnızca ağaç topluluğu ve ağaçların üzerinde yetiştiği yerler (arazi) olarak görüyor. Yasa yürürlüğe girdiği tarihlerde yalnızca odun hammaddesi olarak ağaç ve üzerinde yetiştiği arazi parçasının piyasalarda karşılığı vardı. Bugün de ormanların piyasalarda karşılığı olan yeni değerleri “keşfedilmesi” (maden, enerji, imar vd.) ya da yeni değerler piyasalaştırıldıkça, bu duruma uygun yeni yasal düzenlemeler hayata geçiriliyor. 2021’de çıkan 16. maddede sermayenin bu ihtiyacından kaynaklıydı.
Katliamlara ‘kamu yararı’ kılıfı
Orman yağması maden, inşaat ve enerji şirketleri arasında adeta paylaşıma açıldı. İktidar tarafından açıklanan 2025-2027 Orta Vadeli Program’da ise ‘kamu yararı’ ve ‘tek durak’ uygulaması şirketlerin beklemeden yağmaya başlamasına yol açarken, orman katliamları da ‘kamu yararı’ üzerinden büyütülmeye başlandı. Diğer yandan Cudî, Besta ve Gabar’da son yıllarda onbinlerce orman ağacı kesilip bölgenin ormansızlaştırılması sonucunda büyük bir ekolojik yıkım yaşanırken, ne 16 maddeye ne de çıkarılan yasa ve yöneetmelikle hiç ihtiyaç duyulmadı. 90’lı yıllarda başlayan zorla köy boşaltmaları sonucu sadece Gabar Dağı eteklerinde bulunan 26 köye dönmek/girmek yasaklanırken aynı bölgede enerji ve maden şirketleri kol geziyor. insansızlaştırılan ve ormanları yok edilen bölgede pıtrak otu gibi petrol sondajları ortaya çıkarken, ekokırımın yaşandığı yerlerle maden ve petrol sondaj alanlarının çakışıyor olması dikkat çekici.









