• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
24 Mart 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Mustafa Durmuş

Yapay zekâ: Genel değerlendirme

Yapay zekanın ekonomi ve emek üzerindeki etkileri (VI-e)

24 Mart 2026 Salı - 12:04
Kategori: Mustafa Durmuş, Yazarlar

19.yüzyıldaki sanayi devrimiyle birlikte insanlığa yenilikler ve daha rahat yaşam imkânları sunabilen kapitalizm, günümüzde artık insanlığın ihtiyacı olan yeni şeyleri sunma yeteneğini kaybetti. Bunların yerine yapay zekâ gibi gerçekte insanlığın ihtiyacı olmayan şeyleri dayatmaya başladı.

Oysa bugün bazı büyük ekonomiler çok ciddi bir finansal kriz riski ile karşı karşıya. Örneğin ABD ekonomisi şu anda, beklentilerin altında performans gösteren ve birçok alanda azalan getiri noktalarına ulaşan, aynı zamanda çevreye de çok zarar veren, yeni gelişen yapay zekâ endüstrisinin devasa balonunda dengede durabiliyor. Kuşkusuz bu durum emekçilerin hayatlarını anlamlı bir şekilde iyileştirmediği gibi, işsiz bırakmak gibi sonuçlarla, daha da kötüleştirici bir potansiyel taşıyor.

Küresel gelir ve servet eşitsizliği yapay zekâ ile daha da artacak

Ayrıca, dünya çapında olmak üzere, gelir ve servet eşitsizliği kapitalizmin tarihinde, daha önce hiç görülmemiş ölçüde, arttı.

Öyle ki Oxfam(1), 2023 yılında (önceki üç yıl içinde) dünyanın en zengin beş erkeğinin servetlerinin toplamının iki katına çıktığını açıkladı. Aynı yıl borsalarda biriken servetin yüzde 80’i, hisse senedi sahiplerinin yüzde 2’si tarafından kontrol ediliyordu. Buna karşılık, dünya çapında neredeyse beş milyar insan daha da fakirleşti ve artık geçim zorluğu ve açlık, milyarlarca insanın günlük yaşamını belirler hale geldi.

Diğer yandan, dev küresel tekeller (özellikle de teknoloji ve fosil yakıt şirketleri), işçileri daha fazla sömürerek, vergi kaçırarak, kamusal mal ve hizmetleri metalaştırıp ticarileştirerek, iklim çöküşünü hızlandırarak ve otoriter rejimleri destekleyerek sahnedeki yerlerini alıyorlar.

Otomasyon işçi ücretlerinin payını azalttı

Bu gelişmelerin asıl olarak vücut bulduğu ABD’de işçi sınıfının (1967’den 2002’ye kadarki süreçte) milli gelirden aldığı pay ortalama yüzde 64 idi. Ancak “dotcom çöküşü”, “küresel finans krizi” ve “kısa süreli Covid resesyonunun” ardından keskin bir düşüş yaşayarak, yüzde 53-55 civarına geriledi. Bu durum, sonrasında otomasyonun ilerlemesiyle üretim sürecinde işgücünün rolünün azalmasıyla daha da kötüleşti. Kuşkusuz bu gidişat ortalama kâr oranlarının rekor seviyeye çıkmasında etkili olan en büyük faktörlerden biri oldu, Kâr oranı Covid-19 sonrası yaklaşık yüzde 21 idi ve şu anda yüzde 20 civarında seyrediyor. Oysa 1997’de kâr oranı yüzde 5,5 ve 2008 küresel finansal krizi sonrasında yüzde 18,5 idi. (2)

Ekonomik merkezileşme ve politik merkezileşme el ele gidiyor

Özetle, büyük balıklar küçük balıkları yiyip bitirdiler ve giderek kontrol edilemez köpekbalıkları haline geldiler. Onlar hem ekonomik bir güç hem de devlet gücünü kontrol eden Siyam İkizleri gibiler ve yeni bir rantçı veya kast sistemine doğru ilerliyorlar. Bu nedenle de müesses nizamın çıkarları açısından, ekonomideki tekelleşme ve sermayenin temerküzü (sıcak bir üçüncü dünya savaşı olasılığı altında), daha fazla politik ve militarist merkezileşme ile garanti altına alınmalıydı. (3) Dünyadaki otoriter-faşist ve militarist yükseliş aslında bunun bir kanıtı.

Yapay zekâ teknolojisi ise bu kötücül gidişatı sağlamlaştıracak en önemli araçlardan biri olarak işlev görmeye başladı. Yani çürümekte ve çökmekte olan kapitalizmde bugün, mevcut tüm finansal araçla yüceltilen mevcut yapay zekâ efsanesi endişe verici bir eğilimin en ileri noktası konumunda.

Teknoloji iyice gericileşen kapitalizmin hizmetinde

1890-1970 dönemi; Emperyalizm Teorisi ve Görelilik Teorisi’nden Kuantum Teorisi’ne ve DNA’ya kadar, ağrı kesiciler, anestetikler ve lazer cerrahisi gibi büyük keşiflerin yapıldığı bir dönemdi. Ondan sonra ise, esas olarak çok daha gelişmiş toplu katliamlar ve gözetim, ayrıca özel hayatın gizliliğini ve radikal muhalefeti yok etmek için bilgisayarlarında muazzam miktarda veri barındıran devasa şirketler sahneye çıktı. (4)

Bu bağlamda bugün geliştirilen yapay zekânın, bir kurtarıcı değil, mevcut insanlık dışı değer sistemindeki güçlerin büyük çapta bir çoğalması olduğunun altının çizilmesinde fayda var. Yani yapay zekâ dünya çapında yönetici sınıfların kullanıma hazır bir aracı ve maddi ve bilişsel yıkıma yol açıyor.

Yapay zekâ tırmanan faşizmi güçlendiriyor

Yapay zekâ pratikte, kişisel özgürlüğe karşı yoğun bir şekilde kullanılıyor. İnsan yaşamı ve ölümüyle ilgili en önemli kararlar, giderek daha fazla ham yapay zekâ girdisine öncelik verilerek alınıyor. Bu da zaten kirli hava, su ve iklim yıkımı şeklinde üzerimize çöken ve daha büyük savaşlara yol açan, nihayetinde herkesin kontrolünden çıkan bir haydut kapitalizm gerçekliğinin olasılığını artırıyor. Bu durum, aynı zamanda, tırmanmakta olan faşizmin gücünü de katlıyor. (5)

Öyle ki insanlar sohbet robotlarıyla güçlü duygusal bağlar kuruyor ve bu da bazen yalnızlık duygusunu daha da şiddetlendiriyor. Bazıları ise her gün saatlerce sohbet robotlarıyla konuştuktan sonra psikolojik ataklar geçiriyor.

Mamafih, ortaya çıkan kanıtlar hem yasa koyucuların hem de temel modelleri tasarlayan teknoloji şirketlerinin daha fazla dikkatini çekmesi gereken daha geniş bir maliyet olduğunu da gösteriyor.

Nitekim, New York Times’ta yayınlanan bir makale, “üretken yapay zekâ sohbet robotlarının komplo teorilerine saplanıp, çılgın, mistik inanç sistemlerini destekleyip desteklemediğini” araştırdı. Sonuç olarak, bazı insanlar için bu teknolojiyle yapılan sohbetlerin gerçekliği derinden çarpıtabildiği görüldü. (6)

İnsanın yapay zekaya ihtiyacı var mı?

Aslında emeği ile geçinen ve doğaya ve insan haklarına saygılı olan hiç kimse üretken yapay zekâya ihtiyaç duymaz. Çünkü çevrimiçi arama işlevleri ve kendimiz için yazma ve sanat yapma becerisiyle gayet iyi idare edebiliriz.  Sadece sığ ve boş insanlar, bir arkadaş gibi bir sohbet robotuyla konuşma, bir bilgisayar programı tarafından üretilen sanatı tüketme veya bazı büyük servetlerin sahibi mega şirketlerin teknolojisinin kendilerinin yerine düşünmesini, araştırmasını ve ifade etmesini sağlama fikrini çekici bulabilir. Kısaca, kendi yarattığımız sistemler tarafından distopya ve yok oluşa sürükleniyoruz.

Bu kötücül durum ancak, tıpkı feodalizmi daha üstün bir sistem olan kapitalizmle değiştirdiğimiz gibi, insanlık, kapitalizmi sömürünün, sınıfların ve sınırların olmadığı bir sistemle değiştirdiğinde değişebilir.

Teknoloji bizi yönetmemeli

Teknoloji insanın, toplumun ve doğanın geleceğini şekillendiriyorsa, o zaman toplum da teknolojinin işleyiş kurallarını şekillendirmelidir. Bunu yapmadığımızda, ahlaki karar verme yetkimizi kendini “vizyon sahibi” ilan eden bir avuç kişiye teslim etmiş oluruz ve onların doğru kararlar almasını ummaktan başka çaremiz olmaz. Tarih, bunun bizim göze alamayacağımız bir risk olduğunu defalarca ortaya koydu.

Önceki bölümlerde de vurgulandığı gibi, yapay zekâ endüstrisinin sorunu, üretken yapay zekâ sistemlerinin yaygın olarak benimsenmesi açısından çok kusurlu ve çok pahalı olması ve daha da kötüsü, teknoloji liderlerinin sunmayı vaat ettikleri duyarlı robotik sistemlerin geliştirilmesine temel teşkil edemeyen teknolojik bir çıkmaz olmasıdır.

İnsanlık içinse asıl sorun, bu üretken yapay zekâ sistemlerinin kontrolsüz bir şekilde geliştirilmeye ve kullanılmaya devam edilmesinin varoluşumuzu ve toplumsal refahımızı tehdit etmesidir.

Yapay zekanın kârlı olmaması şaşırtıcı değil

Kapitalistler, harcamaları azaltmak ve kâr oranlarını yeniden büyütmek amacıyla üretim faaliyetlerini otomatikleştirmeye devam ettikçe, sistemin merkezindeki çelişki giderek daha da şiddetleniyor. Bu anlamda yapay zekanın kârlı olmaması şaşırtıcı değil çünkü sistemde kullanılan veriler giderek daha şaşırtıcı bir hızla üretiliyor ve yeniden düzenleniyor.

Sermaye birikimi, sermaye yoğun çözümler gerektiriyor. Sermayenin karşılayamayacağı eğitim maliyetleri nedeniyle nispeten azalan vasıflı işgücü arzı, yapay zekâ üretmek ve eğitmek için gereken vasıflı işgücünü giderek daha pahalı hale getiriyor. Üretimin dümeninde emekçilerin yerini alan bilim insanlarıyla birlikte, zengin çalışanlardan oluşan yeni bir proto egemen sınıf yaratılıyor.

Harcamalar ile gelirler arasındaki devasa açık

Diğer yandan, üretim süreçlerinde doğrudan yapay zekâ kullanan şirketlerin oranı son birkaç yıldır sürekli artıyor. Şu anda şirketlerin yaklaşık yüzde 18’i iş fonksiyonlarında doğrudan yapay zekâ kullandığını belirtiyor. Amerika’nın en büyük şirketleri ve bilgi veya profesyonel hizmetler gibi bazı sektörlerde bu oran yüzde 30’a kadar çıkabiliyor. (Bu orana, bireyler arasında son derece yaygın olan dolaylı yapay zekâ kullanımı dahil değil). (7)

Ancak, yapay zekâ kullanımının genel olarak artmasına rağmen, çoğu teknoloji şirketi brüt gelirlerinde büyük bir artış görmüyor. Teknoloji şirketlerinin kazançları 2022-2023 yıllarındaki düşük seviyelerinden toparlanarak şu anda daha iyi bir seviyeye geri dönmüş olsa da yapay zekâ yatırımı harcamalarındaki eşi benzeri görülmemiş büyüme, bu şirketlerin gelirlerini büyük ölçüde geride bırakıyor.

Beyaz ve erkek üstünlükçü önyargılar pekiştiriliyor

Uzun vadede, siyasi nedenlerle yapay zekâ sistemlerinin insanlar tarafından doğrudan manipüle edilmesi daha ciddi bir sorun haline gelebilir. Çünkü programcılar, sistemleri önyargıları azaltmak için eğitebilecekleri gibi, siyasi olarak belirlenmiş yanıtları teşvik etmek için de eğitebilirler.

Aslında, böyle bir gelişmeye zaten tanıklık ediyoruz: Mayıs 2025’te, Trump, Güney Afrika’da “beyaz soykırımından” bahsetmeye başladıktan ve oradaki beyaz çiftçilerin “acımasızca öldürüldüğünü” iddia ettikten sonra, Elon Musk’ın yapay zekâ sistemi GROK aniden, kullanıcılara Trump’ın söylediklerinin doğru olduğunu söylemeye başladı. Farklı konular sorulduğunda bile bu görüşü paylaşmayı sürdürdü. (8)

Yapay zekalı eğitimde ırkçı, cinsiyetçi ve homofobik içerikler

Yapay zekâ şirketleri eğitim verileri için interneti talan ettiler. Bu yüzden de eğitim amaçlı kullanılan bazı materyallerin ırkçı, cinsiyetçi ve homofobik olması şaşırtıcı değil ve çalışma mantıklarının doğası gereği, yapay zekâ sistemlerinin çıktıları genellikle bu materyalleri yansıtıyor.

Örneğin, yapay zekâ görüntü üreteçleri hakkında Nature Dergisi’nde yayımlanan bir makaleye göre:

“Belirli mesleklerden kişilerin fotoğraflarını isteyen komutlarla oluşturulan görüntülerde, araçlar neredeyse tüm temizlik görevlilerini renkli tenli kişiler, tüm uçuş görevlilerini ise kadınlar olarak tasvir etmiş ve bu oranlar demografik gerçeklikten çok daha yüksek çıkmıştır. Diğer araştırmacılar da benzer önyargıları genel olarak tespit etmişlerdir: metinden görüntüye üretken yapay zekâ modelleri genellikle cinsiyet, ten rengi, meslek, milliyet ve daha fazlasıyla ilgili önyargılı ve stereotipik özellikler içeren görüntüler üretmektedir”. (9)

İş başvurularında yapay zekâ ayrımcılığı

Önyargı sadece görüntülerle sınırlı kalmıyor. Washington Üniversitesi araştırmacıları, iş başvuru sahiplerini değerlendirirken ırk ve cinsiyeti nasıl ele aldıklarını görmek için, en önde gelen üç büyük dil yapay zekâ modelini masaya yatırdılar. Gerçek özgeçmişleri kullanarak, önde gelen sistemlerin gerçek iş ilanlarına verdikleri yanıtları incelediler. Elde edilen sonuçlar, “önemli ölçüde ırk, cinsiyet ve kesişimsel önyargı” olduğu yönündeydi. Araştırmacılar, 550’den fazla gerçek özgeçmişte beyaz ve siyahi erkek ve kadınlarla ilişkili çeşitli isimleri incelediler ve büyük dil modellerinin yüzde 85 oranında beyazlarla ilişkili isimleri ve yüzde 11 oranında kadınlarla ilişkili isimleri tercih ettiklerini ve siyahi erkeklerle ilişkili isimleri beyaz erkeklerle ilişkili isimlere göre hiçbir zaman tercih etmediklerini ortaya koydular. (10)

İlerici bir alternatif mevcut mu?

Öncelikle, teorik olarak, teknoloji, toplumsal fayda için bir güç haline gelebilir ve eşitsizlik, sömürü, yoksulluk ve iklim değişikliği gibi zorluklarla başa çıkabilecek daha eşitlikçi ve daha adil bir ekosistemin ortaya çıkmasına yardımcı olabilir.

Ancak bunun için teknolojinin insanlığın hizmetinde olması gerekiyor. Oysa mevcut kapitalist toplumda teknoloji aşırı kâr hırsı ile hareket eden sermaye sınıfına ve teknoloji şirketlerine hizmet ediyor.

Diğer yandan, yapay zekâ teknolojisinin nereye gittiği hakkında çok az şey bilindiği için, şu anda bir “ilerici bir alternatif” oluşturmak da kolay değil. Bu yüzden de günümüzde yapay zekaya müdahaleye ilişkin ilerici bakış açısı, teknolojinin evrimine odaklanmalı. Bu bağlamda, kuşkusuz, teknolojinin gelişiminin, bu patlamadan yararlanarak büyüklük ve kontrol açısından gelişen finans ve büyük “teknoloji” şirketlerinin hakimiyeti ve kontrolünden kurtarılması zorunlu.

Ayrıca, teknolojinin evrimi ve kullanımı, insanların birbirleriyle ve yaşadıkları dünyayla etkileşim biçimlerini önemli ölçüde değiştirebileceği göz önüne alındığında, bu teknoloji emeğin iktidarınca düzenlenmeli ve denetlenmeli.

Çünkü tersi yani kâr güdüsüyle, geniş kapsamlı sonuçları olabilecek bir teknolojinin geliştirilmesi ve kullanımını, spontane ve kontrolsüz bir “öğrenme” sürecine bırakmak felakete davetiye çıkarmak demektir. (11)

Diğer yandan, iyimser olmak için haklı nedenler de mevcut. Çünkü ortada bir gerçek var: insanların aksine, robotlar ve bilgisayarlar, kâr elde etmek için ücretli emek yoluyla sömürülemezler veya kapitalistlerin satması gereken malları satın alamazlar. Yani üretken sermayenin kendisi için ulaştığı yapay zekalı tam otomasyon sistemi, kapitalizmi tarihsel olarak geçersiz kılıyor ve (küresel) sosyalizmin maddi koşullarını olgunlaştırıyor.

Ayrıca, giderek daha fazla insan büyük teknoloji şirketlerinden rahatsız olmaya ve onlara güvenmemeye başladı. Keza daha fazla insanın (kendilerini yapay zekâ sistemleriyle etkileşime girmeye zorlandıkça), bu hoşnutsuzluk ve güvensizliğin daha da arttığına inanmak için somut bulgular var.

Sonuç yerine

Dünya, eşitsizliklerin ve yoksulluğun derinleşmesine, eski ve yeni biçimlerdeki yoksunlukların artmasına, ekosistemlerin tahribatına, yıkıcı iklim değişikliğine, sosyokültürel dokularda kırılmalara ve canlı olan her şeyin şiddet yoluyla mülksüzleştirilmesine neden olan egemen bir rejimin yol açtığı eşi benzeri görülmemiş küresel ölçekte bir çoklu kriz sürecinden geçiyor.

Dünyanın karşı karşıya olduğu bu çoklu krizleri (ekonomik, ekolojik, sosyokültürel, siyasi, psikolojik ve teknolojik) görmezden gelerek, yapay zekanın neden olabileceği yıkımı önlemek ve buna karşı insan ve doğadan yana ilerici bir alternatif geliştirmek zor. Bu çerçevede, yapay zekânın, tarihsel olarak kapitalizmde “otomasyon” olarak da adlandırılan ve kendini “sermayenin organik bileşimindeki artış” olarak gösteren teknolojik bir gelişmenin ürünü olduğu gerçeği unutulmamalı.

Ancak kapitalizme ve özellikle de neo-liberalizme eleştirilerde bulunmayla yetinmek de doğru değil. Yapılması gereken, mevcut düzeni teşhir etmenin ve onunla mücadele etmenin yanı somut alternatifler geliştirmektir.

İlerici bir alternatifin, kapitalizmin piyasacı önlemlerinin ve iktidarların sözde tekno-düzeltmelerinin yüzeysel ve çoğu zaman ters etki yaratan çözümlerine boyun eğmeden; sistemik/radikal bir dönüşümü (yani kapitalizm, devletçilik, ataerkillik, ırkçılık ve insan merkezcilik dâhil olmak üzere baskı, eşitsizlik ve sürdürülemezlik yapı ve ilişkilerinde) hedeflemesi gerekir.

Böyle bir alternatif, dayanışma, birbirine bağlılık, iş birliği, çeşitlilik ve çoğulculuk, özerklik, sorumluluklarla birlikte haklar, karşılıklı saygı, eşitlik, şiddetsizlik ve barış gibi değer ve etik temellerine dayanmalı ve kapitalist modernite tarafından teşvik edilen acımasız, rekabetçi, bencil bireycilikten esastan farklı olmalıdır.

Bu çerçevede, yapay zekaya karşı en büyük muhalefetin işçi sendikalarından gelmesi gerekiyor. Nitekim pratikte yapay zekâ sistemlerinin kontrolsüz kullanımına karşı en örgütlü muhalefet şu anda sendikalardan geliyor (özellikle gazetecileri, grafik tasarımcılarını, senaristleri ve aktörleri temsil eden sendikalar bu konuda başı çekiyor).

Ancak işçi sınıfı devrimci ve dönüştürücü bir sınıf olma özelliğini koruyor olsa da, bu mücadelede toplumun bu teknolojiden olumsuz etkilenen diğer kesimlerini de yanına almak zorundadır.

Sınıf mücadelesi ve toplumsal mücadeleleri bu şekilde birbirine bağlamak, teknolojinin toplumdaki rolüne ilişkin daha büyük ve daha geniş mücadeleler için kapasite oluşturmaya da yardımcı olacaktır.

Özcesi, uzun, acı verici ve kaçınılmaz bir mücadele bizi bekliyor ama sonunda işçi sınıfının ve insanlığın kurtuluşu da bu mücadele ile sağlanacaktır.

Dipnotlar:

  • https://www.oxfam.org/en/press-releases/wealth-five-richest-men-doubles-2020-five-billion-people-made-poorer-decade-division (15 Ocak 2024).
  • https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and (18 Ocak 2026).
  • https://mronline.org/2026/02/28/i-am-afraid-of-ai (5 Mart 2026).
  • https://mronline.org/2025/10/27/capitalism-is-shoving-ai-down-our-throats-because-it-cant-give-us-what-we-actually-want (27 Ekim 2025).
  • https://mronline.org/2026/02/28/i-am-afraid-of-ai (5 Mart 2026).
  • https://links.org.au/its-time-confront-big-techs-ai-offensive (13 Ağustos 2025).
  • https://www.apricitas.io/p/americas-1t-ai-gamble (10 Şubat 2026).
  • https://links.org.au/its-time-confront-big-techs-ai-offensive (13 Ağustos 2025).
  • https://mronline.org/2026/03/06/is-human-well-being-comparable-with-an-ai-frenzy-driven-by-a-massive-speculative-pursuit-of-profit (6 Mart 2026).
PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Ajanlaştırılan çete üyeleri, devrimcilere karşı itirafçı olarak kullanılıyor

Sonraki Haber

Özel İtalyan Lisesi’nde grev 51’inci gününde: Öğretmenler insan zinciriyle direnişte

Sonraki Haber

Özel İtalyan Lisesi'nde grev 51'inci gününde: Öğretmenler insan zinciriyle direnişte

SON HABERLER

Silopiya’da coşkulu Newrozu’nda ‘barış’ ve ‘cesaret’ vurgusu

Yazar: Yeni Yaşam
24 Mart 2026

Çocuğunu istismar eden fail tutuklanmadı

Yazar: Yeni Yaşam
24 Mart 2026

Colemêrg Newrozu: Birlik ruhu Newroz ateşiyle zirveye taşınacak

Yazar: Yeni Yaşam
24 Mart 2026

Aldar Xelîl: Newroz’un anlamını yaşatmak için birlik sağlanmalı

Yazar: Yeni Yaşam
24 Mart 2026

Riha’da bir iş yerine saldırı

Yazar: Yeni Yaşam
24 Mart 2026

AP üyelerinden AB’ye çağrı: Suriye’de alıkonulan iki gazetecinin akıbeti açıklansın

Yazar: Yeni Yaşam
24 Mart 2026

Koçyiğit: Newrozlarda yükselen barış talebi ertelenemez

Yazar: Yeni Yaşam
24 Mart 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır