Politika, sorunların doğru tanımlanmasıyla başlar. Ancak bugün içinde bulunduğumuz çağda politika; bilinçli bir şekilde değersizleştirilmiş, içi boşaltılmış ve toplumdan koparılmıştır. Kavramlar tahrif edilmiş, anlamlar ters yüz edilmiştir. Kapitalist modernite; kapitalizmi, endüstriyalizmi ve ulus-devleti mutlaklaştırarak toplumu kuşatırken, demokratik modernite buna karşı ekolojik, komünal ve ahlaki-politik toplum perspektifiyle tarihsel bir alternatif sunmaktadır. Bu nedenle mücadele, her şeyden önce doğru tanımlama mücadelesidir.
Bugün siyaset, bilinçli olarak kirli bir alan gibi gösterilmektedir. Entrika, yalan, demagoji, rüşvet ve çıkarcılık; siyasetin doğal unsurlarıymış gibi sunulmaktadır. Oysa bu tanımlamalar, egemen zihniyetin siyaset üzerindeki hegemonyasının ürünüdür. Siyaseti devlet yönetimine, iktidar oyunlarına ve manipülasyona indirgemek; toplumun kendi kendini yönetme hakkının gasp edilmesidir.
Tarih boyunca egemen siyaset anlayışı, tartışmayı devlet ve iktidar eksenine hapsetmiştir. Böylece toplum; edilgen, yönlendirilen ve parçalanan bir nesne haline getirilmiştir. Bu durum açık bir “toplum inkârı”dır. Çünkü politika özünde toplumundur. Politikanın toplumdan koparılması, toplumun iradesinin gasp edilmesidir.
Oysa toplumun varoluşu başlı başına ahlaki ve politiktir. Ahlaki-politik toplum; kendi kararlarını özgür iradesiyle alan, katılım gücünü elinde bulunduran ve kendi yaşamını kendisi örgütleyen toplumdur. Özgürlük, eşitlik ve demokrasi bu varoluşun vazgeçilmez temelidir. Bir toplum iradesini kullanabiliyorsa özgürdür; özgür olan toplum ise ahlaki değerlerini koruyan toplumdur.
Tam da bu nedenle egemen sistemlerin ilk hedefi, toplumun ahlaki dokusunu çökertmektir. Ahlaktan, edep ve erkândan koparılan bir toplum; yönlendirilmeye, teslim alınmaya ve yok edilmeye açık hale gelir. Tercih yapma gücünü yitiren, değerlerinden koparılan bir toplumun artık kaybedecek bir şeyi kalmamıştır. Bu yüzden ahlaki-politik toplum aynı zamanda komünal toplumdur; yani dayanışmanın, paylaşımın ve ortak yaşamın somut ifadesidir.
2026 Newrozu bu gerçeğin güçlü bir ilanı olmuştur. “Newroz komünaldir” belirlemesi, yalnızca bir slogan değil; tarihsel bir hakikatin ifadesidir. Komünal yaşam; eşitliği, özgürlüğü, dayanışmayı ve halkların bir arada yaşam iradesini temsil eder. Bu Newroz, cumhuriyetin ikinci yüzyılında halkların açık ve net bir şekilde “barış ve demokratik toplum” dediği bir toplumsal referandum niteliği taşımıştır.
Milyonların katıldığı Newroz alanları, yalnızca bir kutlama değil; örgütlü bir halk iradesinin açığa çıktığı siyasal meydanlar olmuştur. Farklı kimlikler, inançlar, emekçiler ve toplumsal kesimler; kendi geleceklerine dair söz söyleme kararlılığını ortaya koymuştur. Bu tablo, inkâr edilemeyecek kadar açıktır: Halk, barıştan ve demokratik siyasetten yanadır.
Sürecin bilinçli biçimde geciktirilmesinin nedenlerinden biri de bu iradeyi sınama çabasıydı. Hesap şuydu: Katılım zayıf olursa, halkın iradesi tartışmalı hale getirilecek ve süreç zamana yayılarak etkisizleştirilecekti. Ancak bu hesap tutmadı. Newroz, beklentileri boşa çıkardı.
2026 Newrozu adeta bir siyasal rönesansa dönüşmüştür. Halk, açık bir şekilde tercihini ortaya koymuş; sürece güçlü bir onay vermiştir. Bu, sıradan bir katılım değil; bilinçli bir demokratik duruştur. Kendi geleceği hakkında söz söylemek, aynı zamanda özgürlüğü sahiplenmektir.
Newroz alanlarında verilen mesaj nettir: “Hakikatin yanındayız.” Bu, aynı zamanda iktidarcı, merkeziyetçi ve toplumdan kopuk siyaset anlayışına açık bir meydan okumadır. Komünal yaklaşım, yalnızca bir teori değil; yaşamın kendisi olarak sahiplenilmiştir. Değişim ve dönüşüm talebi artık ertelenemez bir noktaya ulaşmıştır.
Ortaya çıkan irade, dogmalara kapalı; bütünlüklü ve stratejik bir aklın ürünüdür. Bu, yeni bir inşa sürecinin başlangıcıdır. Yeni dönemin siyaseti; toplumun özgürlüğüyle özdeş olmak zorundadır. Bu siyasetin özü rızalıktır, komünal yaşamdır ve pratikte vücut bulan örgütlü halk iradesidir.
Newroz alanlarından yükselen bir diğer güçlü mesaj da şudur: Amaç kadar araç da önemlidir. Ahlaklı bir hedefe, kirli yöntemlerle ulaşılamaz. Bu nedenle yeni dönemin politikası; hem düşüncede hem pratikte temiz, şeffaf ve toplumdan yana olmak zorundadır.
Sonuç olarak 2026 Newrozu, yalnızca bir bayram değil; yeni bir siyasal hattın ilanıdır. Bu hat; özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik ve komünal bir toplum anlayışına dayanmaktadır. Politika yeniden toplumun eline geçmektedir. Ve bu, geri döndürülemez bir sürecin başlangıcıdır.









