- Kürtlerle, Beluçlarla sinerji sağlayıp nasıl bir demokratikleşme iklimi yaratacakları vizyonu oluşturacaklarına Kürtlere yöneldiler. Rojhilat Koalisyonu’ndaki 6 parti henüz ortak askeri güç, ortak meclis, ortak ekonomi modelinde sonuca varamasa da Kürt tabanı her an her şeyi yapacak potansiyeli biriktirmiş durumda
- ABD ve İsrail, Şii tabanlı olsa da Arap nüfusunun çok olduğu Huzistan Eyaleti’ne bir ayağını koyup, pergelin ucunu Hint Okyanusu’yla bağlantılı Çabahar Limanı’nın olduğu Belucistan’a koyabilir. Kıyı eyaletler Huzistan, Buşehr, Hürmüzgan, Belucistan’a çıkarma yaparak İran’ın Basra Körfezi ve okyanusla tüm bağlantısını kesebilirler
Mehmet Ali Çelebi
Jack London ‘Beyaz Diş’ romanında sert karlı kışların olduğu coğrafyada canlılar dünyasındaki çekişme ve dövüşü, içinde bulundukları orman yasasını “Zayıfı ez, güçlüye boyun eğ” şeklinde özetliyor. İran’daki molla rejimi savaşın dördüncü haftasında Pakistan ve Türkiye aracılığıyla ABD’ye mesajlar iletip taleplerini alıp savaşı bitirmeye çalışırken, Kürtlere yönelik zorbalık, zulüm ve katliam politikasında ısrar ediyordu. Rejim Rojhilat kentlerine askeri yığınak yapıyor ve tehditler savuruyordu. Sancılı bir Kürt sınavından geçen İran “Zayıfı ez, güçlüye boyun eğ” politikasını Kürtlere, Beluçlara, Lorlara, Yaresanlara karşı kullanmayı sürdürüyordu yani.

24 Mart’ta, yani savaşın 25. günü saat 03.00 sularında Federe Kürdistan’ın başkenti Hewlêr’in Soran bölgesinde Xalifan’daki Spilk Dağı’ndaki Peşmerge birliklerine balistik füzelerle saldırı düzenlendi. 6 Federe Kürdistan Peşmergesi hayatını kaybetti, 30 Peşmerge yaralandı. İran, Hewlêr yönetimine hata olduğunu söyledi, ancak gözdağıydı. Bu katliamdan önce 28 Şubat’tan beri İran Devrim Muhafızları ve Irak ordusu bünyesindeki vekil gücü Haşdi Şabi; Hewlêr ve Silêmanî kırsalında Koye, Zirgewez, Surdaş, Soran, Dola Akoyan, Rizgarî, Başika hattındaki İ-KDP, İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu-Komela, Sazman-ı Xebat’ın üslerini İHA ve füzelerle bombalamıştı. Sınırdaki İrani partilerin kamplarına saldırıda da 6 Rojhilatli Peşmerge yaşamını yitirmişti. Yine Hewlêr Uluslararası Havalimanı’nı ve ABD Konsolosluğu gibi yerleri bombalamış, bir Asayiş mensubu, bir Fransız askeri hayatını kaybetmişti.
Kürtler, Hamaney, Laricani, Galibaf

ABD ve İsrail tarafından Hazar Denizi’ndeki filosu dahi batırılırken, başkent Tahran, askeri sanayi, nükleer, uzay teknolojisi merkezi İsfahan, Basra Körfezi, Hark Adası gibi yerlerde ağır kayıpları nasıl-neden verdiklerine odaklanacaklarına, Kürtlerle, Beluçlarla sinerji sağlayıp nasıl bir demokratikleşme iklimi yaratacakları vizyonu oluşturacaklarına Kürtlere yöneldiler.
Humeyni’den beri 37 yıl rejimi dizayn eden Ali Hamaney ile birlikte Genelkurmay Başkanı Tümg. Abdurrahim Musevi, Devrim Muhafızları Başkomutanı Tümg. Muhammed Pakpur, Savunma Konseyi Genel Sekreteri/Hamaney’in danışmanı Tuğg. Ali Şemhani, Savunma Bakanı Tuğg. Aziz Nasırzade, Genelkurmay Operasyon Dairesi Başkanı Muhsini Mutlak, Genelkurmay İstihbarat Bşk Yard. Tümg. Salih Esedi, Genelkurmay Hazırlık Dairesi Başkanı Tümg., Hasan Ali Tacik, Silahlı Kuvvetler Hazırlık ve Lojistik Başkan Yardımcısı Tümg. Muhsin Darrehbaği, Hamaney ofisinin Genel Sekreteri Tümg. Muhammed Şirazi, yardımcısı Tümg. Ekber İbrahimzade, Kolluk Gücü İstihbarat Teşkilatı Başkanı Gulamreza Rezaiyan’ın daha savaşın ilk saatlerinde nasıl öldürüldüğünün hesabını yapacaklarına Kürtleri hedef tahtasına koydular.
Rejim; Rojhilat kentlerine askeri yığınak yaparak, ordu-Besic namlu göstererek Kürdofobi’yi tırmandırıyordu. İran’da kritik koltuklarda olanlar 1979 sonrası Kürtlere karşı katliam-idam operasyonlarını yöneten isimler. Bu isimlerden bazıları son savaş sırasında öldürüldü, bazıları hala koltukta ve Kürtlere parmak sallayıp tehdit dili kullanmıştır. Devrimci tarih yazımı ortaya çıkmasın, Kürtler özgürlükçü hafıza kurulmasın diye rol alan bazı isimler:
Rojhilat’ta askeri varlığı artıran İran savaşın 23. günü Devrim Muhafızları Ordusu Kara Kuv. Komutanı Muhammed Keremi, Rojhilat sınır hatlarında, Batı Azerbaycan-Urmiye, Kürdistan-Sine, Kirmanşan, Loristan ve İlam eyaletlerinde konuşlu birlikleri ziyaret ederek Kürtlere gözdağı vermiştir. İran yanlısı Irak hükümeti de Silêmanî ve Halepçe sınırındaki sınır muhafızlarına takviye yapmıştır.
Bu yığınaktan hemen önce İran Savunma Konseyi, Rojhilat ve Federe Kürdistan Kürtlerini tehdit edip, savaş sırasında harekete geçmemelerini istemiştir. Savaşın altıncı günü Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin Kürtleri tehdit ederken kullandığı ifadelere bakalım: “Ayrılıkçı gruplar, rüzgârın yönünün değiştiğini düşünerek harekete geçmeye kalkışmasınlar. Onlara hiçbir şekilde müsamaha göstermeyeceğiz.” (Haber 7 /05.03.2026)
Yedinci gün de Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf’ın “Bölücü gruplar hata yaparlarsa, tarihin çöplüğüne atılacaklar” açıklaması gelir. (Mehr Türkçe/06.03.2026)
Bu isimler teokratik-despotizmde belirleyici roldeydiler, askeri ve siyasi sistemde koordinasyon ve rol dağılımı sağlıyorlardı. Molla-Devrim Muhafızları rejimi, Devrim Muhafızları komutanlarını ekonomi kurumlarına, şirketlere, Tahran belediye başkanlığı gibi makamlara, Meclis Başkanlığı’na yerleştiriyordu. Örneğin 2005-2017 yılları arasında Devrim Muhafızları komutanlarından Galibaf’a Tahran belediye başkanlığı verilmişti. 2021’de boşaltınca Devrim Muhafızları’na bağlı Besic komutanlarından Ali Rıza Zakani koltuğa geçirilmiştir.

1979 sonrası Kürt katliamı yapanlar

Öldürülen Hamaney, 4 Haziran 1989’da dini lider olarak seçildikten 40 gün sonra Kürt liderlere suikast başlatan isimdir. Hamaney, KDP-İ Genel Sekreteri Dr. Abdurrahman Qasımlo ve Merkez Komite Üyesi Abdullah Ghaderi Azar’ı Viyana’da müzakere masasında öldürtürken, 1991’de KDP-İ yeni Genel Sekreteri Sadık Şerefkendi’yi Berlin’de bir restaurantta öldürtürken, Kürt katliamlarını ve idamları yıllara yaymıştır. 88 üyeli Uzmanlar Meclisi, Hamaney’in oğlu Müçteba Hamaney’i (Mojteba) savaşın dokuzuncu günü dini lider olarak seçerken yeni hanedanlık başlamıştır: Teo-Şahlık.
İran askeri ve sivil bürokraside çözülme, güven açığı ve sızıntı had safhada olunca Laricani savaşın 18. günü gittiği ev de bulunarak ABD-İsrail hava saldırısında öldürülmüştür. Bir dönem Devrim Muhafızları komutanlarından olan Laricani’ye sonrası İran Radyo Televizyon Kurumu başkanlığı verilmiş, dönemin Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad tarafından İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri olarak görevlendirilmiş, 2005-2007 arasında savunma, güvenlik ve dış ilişkilerle ilgili politikaları koordine etmiştir. 12 yıllık meclis başkanlığı 2020’de bitince de Hamaney’in danışmanı; parlamento ile Anayasa Koruma Konseyi arasındaki yasama anlaşmazlıklarını çözmek ve uzun vadeli ulusal politikalar konusunda tavsiyelerde bulunmakla görevli bir organ olan Uygunluk Değerlendirme Konseyi üyesi yapılmıştı. Ağustos 2025’te de Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, Laricani’yi bir kez daha Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri olarak atamıştı. Hamaney’in sahadaki eli olan Laricani, dış politikada da Pezeşkiyan’ı geriye itiyordu. En son 30 Ocak’ta Moskova’da Putin ile görüşüp destek isteyen; 10 Şubat’ta Yemen Ensarullah Hareketi Sözcüsü Muhammed Abdusselam ile Umman’da görüşen, 11 Şubat’ta Doha’da Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani ile görüşen Laricani’ydi. Hamaney’in bir eli olan Laricani’ye suikast rejimin stratejik kaybıydı. Diğer el Mayıs 2020’de Laricani’den boşalan Meclis Başkanlığı koltuğuna oturtulan başka bir Devrim Muhafızlı komutandır: Muhammed Bakır Galibaf. Galibaf da 1979 sonrası Kürtlere karşı operasyonlara katılan isimlerden. Reformcuların gazetelerinin kapatılması gibi uygulamalara karşı Tahran Üniversitesi’nde başlayan Temmuz 1999 öğrenci protestolarına karşı şiddeti teşvik eden Hava Kuvvetleri Komutanı olan ve o dönem reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’ye muhtıra imzalayan; ardından İran Polis Teşkilatı şefi yapılan; 1999 öğrenci isyanının yıldönümünde 2003’te öğrenci ve eğitimcilerin; demokrasi için reform, ücretsiz eğitim, işsizliğin, yolsuzluğun önlenmesi, basında sansüre son verilip ifade özgürlüğünün sağlanması, polis şiddetinin durması için yaptığı gösterileri şiddetle bastıran bir isim. Galibaf, 2005-2017’de Tahran Büyükşehir Belediye başkanı koltuğu verilen; görevi bitince Uygunluk Değerlendirme Konseyi Üyesi yapılan, bu görevi bitince de Meclis Başkanlığı koltuğu bahşedilen bir isim.

Öldürülen Genelkurmay Başkanı Tümg. Abdurrahim Musevi de, hayatta olan, 1981-1997 arası Devrim Muhafızları Komutanı olan Muhsin Rızayi de 1979 sonrası Kürtlere karşı operasyonlarda yer alan isimlerden. Dini liderin bir eli de Muhsin Rızayi’dir.
Öldürülen Devrim Muhafızları Başkomutanı Tümg. Muhammed Pakpur ve öldürülen İstihbarat Bakanı İsmail Hatib, 2022-2023’te Federe Kürdistan’daki Kürt partileri bombalatan, Kürtleri, Federe Kürdistan yönetimini tehdit edip, Kürt partilerin faaliyetlerine son verilmezse, sınırdaki İrani Kürt partilerin kamplarını boşaltılmazsa “ezici bir yanıt” vermekle tehdit eden isimlerdendi.
Molla rejimi sonrası Kürt kentlerindeki katliamlarda yer alan Hatemül Enbiya Merkez Karargahı Komutanı Tümg. Ali Abdullahi, sınır ötesi harekatlarda yer almış, alanı füze-elektronik harp olan Hava Kuv. Kom. Tuğg. Alirıza Elhami, Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuv. Kom. Tuğg. Mecid Musevi, Kara Kuv. Kom. Muhammed Keremi 2026’da Federe Kürdistan’daki İrani partilerin kamplarına ve Hewlêr’e düzenlenen saldırıların güncel sorumluları.
1979’da başkentlik yapmış Mahabad gibi yerlerde Kürtleri katleden isimlerden Kasım Süleymani, Hamaney tarafından dış operasyon birimi Kudüs Gücü Komutanlığına yükseltilmiş, 16 Ekim 2017’de Trump yönetiminin yeşil ışık yakmasıyla Kerkük’ün işgalini ve katliamcıları yönetmişti. 1979’da tutuklanıp yargılanan Kürtler de taranarak infaz ediliyordu. Gazeteci Jahangir Razmi, Sine’de 27 Ağustos 1979’da rejim tarafından kaçakçılık, isyan suçlamasıyla infaz anını fotoğraflamış, gazetesi Ettela’at’ta imzasız yayınlatmıştı. ‘İran’da İnfaz Timi’ fotoğrafı Nisan 1980’de Pulitzer Ödülü almıştır. 1979’da Mahabad, Sine gibi yerlerdeki operasyonlara katılanlardan biri Kasım Süleymani’ydi.
İran rejimi, tarihe özgürlükçü Rojhilatê hafızası ve haritası nakşedilmesin diye hala Kürtlere karşı gazap döküyor. Ancak, tarih nehrinin akışı ve Kürt dinamiğinin yarattığı özgürlük rüzgarı engellenemeyecek görünüyor. İran’ın Kürt sınavının sonucu: Çıkış ya da çöküş.
Türkiye’nin pozisyonu
Savaşın yıkıcı etkisi artarken diken üstünde olan AKP hükümeti, İranvari “zayıfı ez” güdüsüyle Kürtlere karşı yeni konjonktür beklentisinde ülke ülke diplomasi turları yapmıştır. Pozisyon şuydu: Türkiye, İran düşerse, İsrail’in Sünni Eksen’e karşı angajman geliştirip kendisine odaklanacağından endişe ediyordu. Savaşı başlatan Trump’a karşı çok dikkatli dil kullanılmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP Grup Toplantısı’nda 11 Mart’taki konuşma bunun dışavurumudur: “Yeniden masaya ve müzakereye dönülmesi, yeniden diplomasinin devreye alınması için girişimlerimizi sabırla sürdürüyoruz. İçinde bulunduğumuz sürecin hassasiyetine binaen çok dikkatli konuşuyor, kelimelerimizi özenle seçiyoruz.”
ABD’nin Şara’ya destek vermesini sağlamalarının, 6 Ocak-29 Ocak 2026 arası Halep’ten Hesekê ve Kobanê’ye kadar operasyon için Trump’tan aldıkları iznin benzerini Rojhilat Kürtlerine karşı istiyorlardı.
AKP-MHP koalisyonu; İran’daki Kürdistan eyaleti ve Batı Azerbaycan, Kirmanşan, Hamedan, İlam, Loristan, Kuzey Horasan, Razavi Horasan’da yaşayan Kürtlerin statü elde edecek şekilde desteklenmemesi için; Saddam Hüseyin ordusuna karşı Fransa ve Belçika’nın girişimiyle BMGK’nin 5 Nisan 1991’de 688 sayılı tasarısını onaylayıp uçuşa yasak bölge oluşturmasının benzeri olmasın diye görüşme trafiğinde olmuştur.
İsrail’in tercihi
İsrail’in tercihi Türkiye’nin de savaşa katılıp İran ile birbirini örselemeleriydi. Türkiye girse Kelebek Etkisi’yle uzun süreli bir kaos silsilesi çıkar ve bölgesel güç olma rüyası kabus olurdu. İran yanıt olarak Ankara’nın himaye ettiği Şam yönetimini ve Şara’yı balistik füzelerle tarihe gömebilirdi. Bunların farkında olan Türkiye büyük garantiler peşindeydi: Batı Azerbaycan’ın denetimi, Doğu Azerbaycan’ın Aliyev’e bağlanması. Kürtlerin hak, statü ve Anayasa kapsamı dışında tutulacağı, federasyonlaşma ya da konfederal mimariye set garantisi verilmesi. Urmiye, Mahabad’dan Huzistan’a kadar uzanan Zağros Dağları’nın koruduğu Kürt yerleşimlere girerek ilerlemek zorunda olacak orduya NATO hava desteği garantisi. Zengezur Koridoru’nun (İranlılar Turan Koridoru diye bakıyor) açılması. F-35 gibi savaş uçakları ile savunma sistemleri verilmesi. HTŞ-Şara/Şam yönetimine açılan şemsiyenin genişletilmesi…
İran, Türkiye, Suriye, Irak gibi ülkelerin yarattığı distopya çölündeki karanlığa karşı yüzyıllardır avuçlarında aydınlığın ateşini taşıyan, en son Rojava’da kalplerin ritmini değiştiren sistem kuran Kürtlerin yüzyılını durdurmaya çalışanlar kaybeder. Hatay’da, Nahçıvan’da, Dağlık Karabağ’da, Musul-Kerkük’te, Kıbrıs’ta beyaz Türklük üzerinden özerklik ya da bağımsızlık istediğini açıkça dillendirirken Kürtler dilini yaşatmasın diye diplomasi yürütmekle güven artırılmaz. İsrail’in Arz-ı Mev’ud/vaat edilmiş topraklar söylemine karşı öfkeli çıkışlar yaparken benzer şekilde Turan, Kızılelma, Misak-ı Milli gibi argümanlarla heves bilersen, inkara devam edersen geleceği kuramazsın. “Kürtler dibi delik fıçıyı doldurmaya devam etsin, sonra oturur konuşuruz” yaklaşımı terk edilmezse Türkiye bölgesel sarsıntılara karşı bağışıklığını kaybeder.
Denizle bağını kesmek

Savaş duracak mı? Adı Zerdüştlük inancında Bilginin Efendisi, en yüce tanrı Ahura Mazda’dan Ormız, Hormazd’dan gelen Hürmüz Boğazı ve Hark Adası savaşta stratejik düğüme dönüştü. Çünkü kıyı ülkeleri dünya petrol ihracatının yüzde 20-25 arasını Hürmüz Boğazı’ndan yapıyordu. Hürmüz’den günde 20 milyon varil kadar petrol geçiyordu. İran petrolünün yüzde 90 kadarını boru hattıyla ulaştırdığı Hark Adası’ndan, geri kalanını Hürmüz’ü by-pass edip okyanusa çıkan Gore-Cask Hattı’yla Cask Limanı’ndan satıyordu. Cask’ı kontrol eden Hürmüz’e girişi de kontrol ediyordu. Petrol fiyatları ekonomileri vurunca 4. hafta Pakistan arabuluculuğuyla İran ile ABD müzakereleri yeniden başlayınca savaşın duracağı beklentisi artmıştır. Trump savaşı dört hafta olarak planladıklarını açıklamıştı. Savaş bir süre daha sürebilir. İran dayatılan ağır şartları kabul ederse ara verilir. Bazı adaları kaybedebilir. Örneğin 1 Eylül 2025’te Fars Körfezi İşbirliği Konseyi, İngiltere bölgeden çekilince İran’ın 30 Kasım 1971’de ele geçirdiği BAE açıklarındaki Ebu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adalarını iade etmesi gerektiğini açıklamıştı. Savaş dursa dahi İsrail için artık İran antrenman torbası. Suriye’yi istediği zaman vurduğu gibi İran’ı vurmaya devam edecektir. Yeni harekat dalgasında ise en güçlü senaryo şu: Hark Adası, Ebu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb vurularak askerden arındırılabilir. ABD, sabit hedef olmamak için asker çıkarmadan Hark’ta denetim sağlayabilir. Hava saldırılarıyla kıyı eyaletlerdeki askeri tesisleri yok etme yoluna gidilebilir. Ardından ABD ve İsrail, Şii tabanlı olsa da Arap nüfusunun çok olduğu Basra’nın kuzeyindeki Huzistan Eyaleti’ne bir ayağını koyup, pergelin ucunu Hint Okyanusu’yla bağlantılı Çabahar Limanı’nın da olduğu Belucistan’a koyabilir. Kıyı eyaletler Huzistan, Buşehr, Hürmüzgan, Belucistan’a çıkarma yaparak İran’ın denizle, okyanusla tüm bağlantısını kesebilir.
Bağlarsak, İran ancak demokratikleşerek cendereden sıyrılabilir. Yol da seküler, kadınların özgürlüğünü savunan, ekolojist, anti-kapitalist ekonomi modelini savunan Kürtlerle anlaşmalardan geçiyor. Rojhilatê Kürdistan Siyasi Güçler Koalisyonu’ndaki 6 parti henüz ortak askeri güç, ortak meclis, ortak ekonomi modeli gibi kritik konularda bir sonuca varamasa da Kürt tabanı her an her şeyi yapacak potansiyel biriktirmiş durumda.
Beşar Esad, son aylara kadar Rojava ile Kürtlerle müzakere masasında, Kürtlerin ve Arapların eşit haklara sahip olduğunu, Kürtçe eğitimin anayasal hak olduğunu kabullenmekten kaçınmış, Suriye’nin tamamını kaybedip ülkeyi cihadistlere bırakarak Aralık 2024’te Putin’in gölgesine kaçmıştı. İran karar alıcıları, Ortadoğu’da kilit aktörlerin Farsları ve Kürtleri istemediğinin ayrımında değil. Yönetenler, paradigma değiştirmezse İran’ı tamamen kaybetme rotasındalar. O gün geldiğinde Putin’in gölgesine kaçmaya fırsatları da olmayabilir.









