Kürt yönetmen Halil Dağ’ın sinema açısından zorlu koşullar altında gerçekleştirdiği çalışmalar, onun sanat anlayışına ve geride bıraktığı güçlü mirasına ilişkin konuşan tiyatrocu Harûn Hêvî, ‘O sadece bir kameraman değil, hayatın yönetmeniydi’ dedi
Halil Uysal (Halil Dağ), Kürt gerillalarını ve Kürdistan dağlarını dünyaya tanıttı. Kamerasıyla, yazılarıyla, fotoğraflarıyla ve filmleriyle Kürtlerin gerçeğini ortaya koydu. Yaratıcı kişiliğiyle ardında güçlü bir miras bıraktı ve bu miras giderek büyüyor.
Halil Dağ, “Ağrı Dağı’na Doğru Yürüyenler” projesi için Bakurê Kürdistan’da çalışmalar yürütüyordu. 1 Nisan 2008’de Şirnex’in Besta bölgesinde, üç arkadaşıyla birlikte işgalci Türk ordusuyla çıkan bir çatışmada şehit oldu.
Dağ Tiyatrosu (Şanoya Çiya) üyesi tiyatrocu Harûn Hêvî, Halil Dağ’ın şehadet yıldönümünde ANF’ye konuştu.
Sözlerine şehit sanatçı ve devrimciler Hêvî, Yekta, Sarya, Mizgîn, Sefkan ve Halil Dağ’ı saygı ve minnetle anarak başlayan Tiyatrocu Harûn Hêvî, şunları dile getirdi:
“Halil Dağ dediğimizde bu, Halil’in kendisini dağlarda yarattığı ve dağların da kendisini Halil’in kişiliğinde somutlaştırdığı anlamına gelir. ‘Çiya’ soyadı sonradan seçilmiş bir isim değildir; onun dağlardaki yaşamı ve emeği nedeniyle kendiliğinden verilmiştir. Bu yüzden Halil ve Çiya, birbirini tamamlayan iki gerçektir.
1994’ten bugüne kadar bizler dağları büyük ölçüde onun sayesinde tanıdık. Dağları onun kamerasıyla gördük, sesini duyduk ve yaşamı öğrendik. Halil arkadaş gerçeğini anlatmak kolay değildir; o bunu sözlerle değil, filmleri, fotoğrafları, klipleri ve belgeselleriyle ortaya koydu. Ne zaman gerçek bir dağ manzarası görmek istesek, aklımıza hemen Halil arkadaş gelirdi. Çünkü o her şeyi en doğal haliyle yansıtıyordu.”
‘Halil arkadaşın gözünden biz gerillayı tanıdık’
Harûn Hêvî, şehit Halil Dağ’ın gerilla yaşamını tanıtmadaki rolünü şu sözlerle anlattı:
“Halk, gerilla yaşamını Halil arkadaşın gözleriyle görüyordu. Gerillanın günlük yaşamını, doğayla olan ilişkisini ve mücadelesini onun kamerası sayesinde tanıyorduk. O dönemde MED TV yeni açılmıştı ve Halil arkadaşın çalışmaları sayesinde adeta halkın gözü haline geldi. Onun sayesinde halk, mücadeleyi, onun şehitlerini ve gerçekliğini tanıdı. MED TV pratikte Halil arkadaşın kamerasıyla hayat buldu.”
Harûn Hêvî, Halil Dağ ile tanışıklığını şu sözlerle ifade etti:
“Onun adını ilk olarak çalışmalarından tanımıştık. Herkes, ‘Bu belgeseli kim çekti?’ diye sorduğunda yanıt her zaman ‘Halil Dağ’ oluyordu. 2001 yılında Xinêrê’de Şehîd Sefkan Okulu’nda tanıştık. ‘Çîroka Axê’ adlı tiyatro oyunumuzu izledikten sonra Halil arkadaş bize, ‘Bu oyunu çekeceğim ve televizyona vereceğim’ dedi. Bu bizim için büyük bir motivasyon kaynağı oldu. O, oyunu çekerken sahneleri yeniden yaratıyor, her detaya büyük önem veriyordu. Sonrasında ‘Zîlan’ oyununu da birlikte hazırladık. Ama Halil arkadaş her zaman daha iyisini istiyordu; yaptığı hiçbir şeyin eksik kalmamasını arzu ediyordu.”
‘Gelin tiyatroyu sinema ile birleştirelim’
Halil Dağ’ın tiyatro ve sanata bakışını yönelik olarak da Harûn Hêvî, şunları belirtti:
“Halil arkadaş, ‘Gelin tiyatroyu sinemayla birleştirelim’ derdi. Tiyatro sadece sahnede kalmamalı; dışarıya taşınmalıydı. Kamera, toplumun gözü olmuştu; her yerde gerçeği gösterebilmeliydi. Tiyatro aynı zamanda toplumun rolünü üstlenmeli ve toplumla buluşmalıydı.”
‘O pratikte yaşamın yönetmeniydi’
Harûn Hêvî, bu yaklaşımın kendileri için yenilik olduğunu ve onu denemeye başladıklarını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu bizim için farklıydı ve denemek istedik. Oyun sahnesini daha büyük bir hâle getirdik. Bir sahnede Halil arkadaş, Munzur Nehri’nin de oyunda geçmesi gerektiğini söyledi. Çünkü bu, şehit Zîlan’ın Dersim’e geçişiyle bağlantılıydı. Halil arkadaş, oyunumuzu yaratıcı dokunuşlarıyla zenginleştirdi. O, gerçeği, bizim oyunu hissettiğimiz kadar yaşıyordu. Düşünceleri çok derindi. Bu yüzden o sadece bir kameraman değildi; pratikte hayatın yönetmeniydi. Halil arkadaş, gerilla yaşamında gerekli olan her şeyi hissediyor, biliyor ve yaşıyordu.”
‘Siz toplumun gözünü, ruhunu ve taleplerini yansıtıyorsunuz’
Harûn Hêvî, Şehit Halil Dağ’ın sanatçılara yaklaşımını ilişkin olarak da şunları kaydetti:
“O bize, ‘Siz sadece oyuncu değilsiniz. Siz toplumun öncülerisiniz. Toplumun gözünü, ruhunu ve taleplerini yansıtıyorsunuz. Eğer sadece oyuncu olursanız, bu çalışmayı dar bir çerçevede yapmış olursunuz. Ama siz devrimcisiniz’ derdi. Her oyuncunun sinemayı da bilmesi gerektiğini söylerdi. Bize bir filmin nasıl yapıldığını, toplumsal bir filmin ne olduğunu öğretirdi. Her sahnenin ne anlam taşıdığını anlatırdı. Halil arkadaş sürekli bizi bu konuda eğitir, gerektiğinde bizzat roller alarak örnek gösterirdi.”
‘O senarist, yönetmen ve yapımcıydı’
Harûn Hêvî, gerilla sinemasının zorluklarını ve Halil Dağ’ın katkılarını şu sözlerle anlattı: “Genelde, bir film büyük bir grupla çekilir. Ancak Halil arkadaşın çoğu defa tek başına olduğunu gördük. Senarist, yönetmen ve yapımcıydı. Çoğu işi tek başına yapıyordu. Ama Halil arkadaş herkesi bu projeye dahil etmek istiyordu. O, ‘Tiyatro toplumsaldır ve film de öyledir’ diyordu. O herkesin bu sanatı öğrenmesini istiyordu.”
Harûn Hêvî, birlikte yürüttükleri film projesi hakkında ise şunları söyledi: “Haziran 2002’de bir film üzerine çalışmaya başladık. İki ay gibi kısa bir zamanımız vardı ve projenin Ağustos’ta bitmesi gerekiyordu. Halil arkadaş senaryoyu yazdı. Hikaye, Van’lı bir kadın gerilla olan Sarya arkadaşının hayatını anlatıyordu. 1993’te köylerinin yakılmasından sonra neler olduğunu anlatıyordu. Bu senaryoyu birlikte çektik ve yaklaşık iki buçuk ayda tamamladık.”
‘Olanaklar çok sınırlıydı’
Dağlarda film çekmenin zorluklarından ve olanakların sınırlı olmasından bahseden Harûn Hêvî, “Sadece Halil arkadaşın bir kamerası vardı. Kameranın ekranı kırıktı ve bu nedenle kendi olanaklarıyla film çekiyordu. Halil arkadaş bu zorluklarla ‘Bejna Eynê’ filmini çekti. Gerçekten de çok zordu. Hiç kaset bulamadık; gerçekten hatırlıyorum bir kaset bulmak için bir hafta mücadele ettim. O zaman hiçbir fırsat yoktu. Büyük zorluklarla sadece dört ayna bulabildik. Büyük aynalardı ve onları dağlara taşımak ayrı bir zorluktu. Bazıları lojistik sırasında kırıldı, diğerleri de yükle sırasında düştü ve kırıldılar. Her şey büyük zorluklarla yapıldı. Hatta cephane bile yoktu. Halil arkadaş bulabildiği her şeyi topluyordu. Bu bizim ikinci filmimizdi; ilki ‘Tîrêj’ di. Halil arkadaş montajını yapmak istiyordu ancak imkan olmadığı için diğer arkadaşlar montajını yaptı” dedi.
Harûn Hêvî, o zamanki sınırlı imkanlara rağmen bazı avantajların da olduğunu hatırlatarak şöyle devam etti:
“1999’da ateşkes süreci vardı. Eğitim ve örgütlenme çalışmaları gelişmişti. Şehit Sefkan Akademisi’nde tiyatro, müzik ve film bölümleri vardı. Halil arkadaş ağırlıklı olarak sinema alanına odaklandı. ‘Bejna Eynê’ filminden sonra ‘Hêsrê Ava Zê’ ve ‘Bêrîtan’ filmlerini çekti. Özellikle ‘Bêrîtan’ öne çıktı.”
Halil arkadaş sanatın ideolojisiz olmayacağını gösterdi’
Harûn Hêvî, Şehit Halîl Dağ’ın Kürt sinemasındaki yerine ilişkin ise, “Halil arkadaşın ulaştığı seviyeye ulaşmak zordur. Bize sanatsal ve entelektüel bir miras bıraktı. Halil arkadaş, sanatın ideoloji olmadan var olamayacağını gösterdi. Toplumun değerlerinin ve mücadelelerinin sanat yoluyla ifade edilmesi gerektiğini kanıtladı. Kapitalist sistem de hikayesini sanat yoluyla anlatır. Ancak Halil arkadaş, halkın mücadelesini en doğru ve estetik şekilde gösterdi. ‘Bêrîtan’ filminde yurtseverlik, fedakarlık ve mücadele güçlü bir şekilde gösterildi” değerlendirmesinde bulundu.
‘Sîne Çiya’ çalışması hakkında bilgi veren Harûn Hêvî, şöyle devam etti:
“Dağ Tiyatrosu olarak, Sîne Çiya için üç alanda çalışıyoruz; sinema, müzik ve tiyatro. Halil arkadaşın geride bıraktığı mirası sürdürmeye çalışıyoruz. Onun sayesinde tiyatroyu televizyona da taşıdık. Bu çok önemli bir başarıydı. Bugün hala onun yöntemleriyle çalışıyoruz, ancak onun seviyesine ulaşmak kolay değil. Ancak Şehitler Akademisi olarak bu mirası sürdürmek için çabalıyoruz.”
Harûn Hêvi, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Halil arkadaş ile tanışmak ve onunla çalışma benim için büyük bir onur ve mutluluktu. ‘Bejna Eynê’ filmi yoluyla sinema alanında çalışmayı öğrendim. Halil arkadaş bize sadece teknik becerileri değil, aynı zamanda güçlü bir bakış açısı da kazandırdı. Onun mirasını devam ettirmeye çalışıyorum. Şehitlerim bize bıraktığı miras çok büyüktür. Bizim görevimiz onu güçlendirmektir. 2026 yılı büyük fırsatlar ve büyük tehlikeler içeriyor. Eğer birleşmezsek, bu tehlikeler artacaktır. Bu nedenle, tüm güçler ve halkımız birliklerini güçlendirmelidir. Kürdistan’ın dört parçası birbirine daha da yakınlaşmalıdır. Umudumuz özgür bir ülke ve özgür bir gelecektir.”
Haber: Nûpelda Têkoşîn / ANF









