Devletin bürokratik yapısının şirketlerin isteğine göre hareket ettiğini söyleyen DEM Parti Ekoloji Komisyonu Eşsözcüsü İbrahim Akın, ‘Mesele barışın toplumsallaşması ve ekolojik barışın sağlanmasıdır’ dedi
Kapitalist sermayenin ekoloji üzerindeki tahribatı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye ve Kürdistan’da da artıyor. Sermaye, enerji ihtiyacını karşılamak için yaşam alanlarını maden sahalarına dönüştürürken, bazı değerli madenler konusunda ise ülkelerin kıyasıya bir savaş içine girdiği dahi görülüyor. ABD ve Çin bu konuda gözle görülür bir rekabet içerisinde.
Öte yandan Türkiye ve Kürdistan’ın birçok yeri de fosil yakıtlar, Hidroelektrik santral (HES), jeotermal enerji santraleri (JES), taş ocakları ve diğer madenler nedeniyle delik deşik edilmiş durumda. Bu konuda madenler için verilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu raporları da tabloyu gözler önüne seriyor. Son 1 yılda Türkiye ve Kürdistan illerinde enerji projeleri için 434, kum, çakıl, kalker, granit, mermer gibi taş ocakları için bin 33, petrol, doğalgaz ile altın, gümüş, bakır, demir, çinko gibi maden için ise 385 tane “ÇED olumlu” kararı verildi. Kürdistan özelinde bakıldığı zaman ise yine son bir yılda enerji projeleri için 117, kum, çakıl, kalker, granit, mermer gibi taş ocakları için 252, petrol, doğalgaz ile altın, gümüş, bakır, demir, çinko gibi maden için ise 115 tane “ÇED olumlu” kararı verildi.
Yine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verdiği maden ruhsatları nedeniyle köyler, ormanlar, yaylalar, tarım alanları, meralar maden alanlarına dönüştürülüyor. Bu yılın Ocak ayında Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) 59 ilde toplam 182 adet sahada toplam 54 bin 746 hektarlık (76.675 futbol sahası genişliğinde) alanı ihaleye çıkardı. Şubat ayında ise 67 ilde tam 485 adet maden ruhsat sahasını satılığa çıkardı. Bu 485 ruhsat alanının 288 tane maden sahası ise mega yani bin hektardan büyük sahalar. 2024-2025 yıllarında maden ruhsatları için açılan ihalelerde 698 maden ruhsatı verildi. Bu ruhsat alanlarının toplamı 468 bin 784 hektardı.
Direniş ise devam ediyor
Tüm bunlara karşı birçok yerde ise ekoloji mücadelesi sürüyor. Mûş Gimgim’da (Varto) yapılmak istenen JES’e, Amed Pasûr’da (Kulp) birçok köyü etkileyen altın, bakır ve demir madenine, Muğla Milas’ta kömür ocaklarına, Ordu Fatsa’da birçok mahalleyi kapsayan ve ÇED süreci başlatılan bentonit madenine, Çanakkale Bayramiç’te yapılmak istenen ve ÇED süreci başlayan altın, gümüş ve bakır madenine, Bedlîs Elcewaz’da (Adilcevaz) yapılmak istenen GES’e karşı halkın verdiği mücadeleler bunlardan bazıları.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili ve Ekoloji Komisyonu Eşsözcüsü İbrahim Akın, mevcut yasalarla doğa talanının daha rahat şekilde olduğunu söyledi. İbrahim Akın, “Ege’de büyük bir talan var. Akbelen’de büyük bir direniş var. 5 bin 93 tane zeytin ağacını sökmeye çalışıyorlar. Doğusu, batısı artık fark etmeksizin yer altı ve üstü kaynaklarını ranta dönüştürmek isteyen bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Daha önce altın ve kömür madenleri yanı sıra artık çok daha değişik maden arayışları devam ediyor. İki bölgemizde kaya gazı ile ilgi ciddi bir gelişme var. Özellikle Amed bu konuda öne çıkıyor. Diğer bir bölge de Trakya. Bu bölgelerde çalışmalar yapılıyor. Bu Trump’un oğlunun da ortak olduğu enerji bakanlığına bağlı bir şirket aracılığıyla yapılıyor. Bizim yer altı ve üstü kaynaklarımızın neredeyse hepsi peşkeş çekilmeye devam ediliyor. Geçen Iğdır’a gittik. Mesela orada güneş enerjisi yapıyorlar. GES’in yapıldığı yer hayvancılığın yapıldığı meralar ve buraları işgal etmişler. Keza Bitlis’te de buna benzer çalışmalar var” ifadelerini kullandı.
‘Tamamen şirketlere hizmet edecek bir sistem kurdular’
Sermayenin alternatif enerji bahanesiyle yaşam alanlarını yok ettiğini vurgulayan İbrahim Akın, “Bu konuda bizim onlarla anlaşma ihtimalimiz yok. Varto’da Jeotermal yapmak istiyorlar. JES’in yapılmak istediği yer deprem bölgesi ve burada yerin 3 bin metre aşağısına inecekler. Sondaj çalışması ile bütün tarım alanlarını öldüren korkunç bir durum oluşacak. Burada tarımı, hayvancılığı ve ülkenin geleceğini düşünmeyen bir anlayış var. Tamamen şirketlere hizmet edecek bir sistem kurdular. Yani şirketler ne istiyorsa devletin bütün bürokratik yapısı ona hizmet ediyor durumda. Biz, halktan ‘Ormanlarımızı savunmak için orman bakanlığına karşı, çevremizi savunmak için çevre bakanlığına karşı mücadele veriyoruz. Bu bakanlar kimin bakanları’ sözünü çok duyuyoruz” diye konuştu.
Öcalan: Anadolu topraklarını savunmak bizim meşru, demokratik hakkımızdır
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başlamasının ardından Kürdistan’da şirketlere verilen maden ruhsatların artmasına dikkati çeken İbrahim Akın, bu konuda Amed ve Wan’da toplantı yapacaklarını dile getirdi. Sermayenin Kürdistan coğrafyasında daha önce yapmak isteyip de yapamadığını, süreç ile yapmaya çalıştığına işaret eden İbrahim Akın, “Bu bilinçli politika. Özellikle ‘güvenli alan’ yaratılmasına bağlı olarak sermaye kesimi ‘Biz süreci destekliyoruz, çok önemli buluyoruz. Çünkü bölgedeki kaynaklar çok önemli kaynaklar’ diyor. Şu anda Cizre’deki halk suya erişemez hale gelmiş durumda. Petrol çıkarıldığı zaman oradaki su kaynakları patladığı için suyla petrol karışıyor ve insanlar artık su içemez hale geliyor. Daha önce direkt savaş politikaları ile yerlerinden edilen insanlar şimdi yapılan madenler ya da JES ve GES’lerle yaşam alanlarından edilecek. Buna karşı haklarımızı savunmamıza ihtiyacımız var. Bununla ilgili bizim ekoloji raporumuz vardı. Bu raporu sürecin gidişatı bakımından İmralı ile de paylaşmıştık. Mesele sadece silahların susması değil, aynı zamanda barışın toplumsallaşması ve ekolojik barışın da sağlanmasıdır. Rapora yönelik Öcalan, ‘Anadolu topraklarını savunmak bizim meşru, demokratik hakkımızdır’ demişti. Biz bu mesajın çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Zaten ekolojik, demokratik, kadın özgürlükçü bir paradigmamız var. Bu ayakların birini ihmal etmemiz mümkün değil. Dolayısıyla bu süreci bütünlüklü olarak kavramadığımız sürece bu saldırılar karşısında ortak mücadele edemeyiz” şeklinde konuştu.
‘Ortak mücadele ile önüne geçilmesi lazım’
Çıkarılması düşünülen yasaların içerisinde yaşam alanlarını, ekolojiyi ve iklimi koruyan yasaların da olması gerektiğine vurgu yapan İbrahim Akın, “Ekolojik kırıma engel olacak ve iklim göçüne neden olacak anlayışın önüne geçmeye ihtiyacımız var. Eğer geçemezsek göç politikası devam edecek. Dolayısıyla biz bunun bütün muhalefetle konuşuyoruz. Ortak mücadele ile bunun önüne geçilmesi lazım. Ekoloji geçmişte çok az insanın ilgilendiği bir konuydu. Türkiye’de yaşayıp da ekoloji ile uğraşmayan insan kalmadı. Duyarlılık artmış durumda. Her gün sel oluyor, Menderes Nehri taştı ve Aydın Ovası sular altında kaldı. Bu şunu gösteriyor: doğa talanı artık öyle bir yere geldi ki doğaya açılmış savaş doğanın kabul edebilecek sınırlarını aşmış durumda. Doğa, afetlerle kendisine karşı açılmış savaşa isyan ediyor. Bu yüzden bütün yurttaşların bu konuda daha duyarlı olması lazım” diye belirtti.
Haber: Uğurcan Boztaş \ MA









