• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
11 Nisan 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Afşin Aybar

Bir isyan tufanı Üveyş Ana

11 Nisan 2026 Cumartesi - 00:00
Kategori: Afşin Aybar, Manşet, Yazarlar

Üveyş Ana’nın boyun eğmezliğini kendinde yaşatarak baş eğmeyen halk gerçekliğine doğru yürümüştür. Mücadeleciliği, ‘intikam tarzını’, isyancılığı Üveyş Ana’dan almıştır. Üveyş Ana’dan da öğrenmiştir. Öğrendiklerini teoriye aktarmış ve dünyaya damgasını vuran Kadın Özgürlük Hareketi’ni yaratmıştır

Afşin Aybar 

Herkes kendi toplumsallığının yoğun etkisi altında şekillenir. Toplumunun kültürel hafızasını gündelik yaşamında pratikleştirir. Onun tarihsel serüveninin izleri kişiliğinde yansımasını bulur. Bu nedenle birey hem toplumdur hem de tarih. Bu herkes için geçerli olduğu gibi Kürt bireyi için de geçerlidir. Kürt bireyinin hamuru; Kürt tarihi ve toplumsallığı içinde yoğrulduğu için toplumuna çok benzer. Duygusaldır örneğin, fazlasıyla yaralı ve parçalanmış. Bir o kadar direngen, yiğit ve asidir. Toplumsallığın gelişip yayıldığı coğrafyada şekillendiği için Kürt bireyi her dönem ve koşulda toplumsaldır. Ontolojisi böyledir. Komün yaşayıp, kabile olarak savaşmıştır kendini bildi bileli. O nedenle Kürt olduğunu iddia edip toplumsallığı zayıf birinin Kürtlüğünden şüphe duymak gerekir!

Söylediklerimiz abartılı gelebilir. Ancak her gün aynaya bakıp kendindeki fiziksel değişimi fark edemeyen insanlar gibidir durumumuz. Kürtlüğü yaşatıyor ve Kürt toplumsallığının içinde yaşıyoruz her gün, o nedenle Komünal tabiatımızı, ‘genlerimize’ işlemiş kabile temelli bir özellik olan özsavunma kültürümüzü fark edemiyoruz. Biz fark etmesek de bu var. Hem de öyle kıyıda köşede bekler halde değil. Anı anına yaşatıyoruz pratiklerimizle. Bunu en çok dışarıdan bakanlar, kültürümüzle ilk kez karşılaşanlar fark ediyor. Toplumumuzu tanıyanlar toplumsallığımızın özgünlüğüne hayranlık duyuyorlar. Özgürlüğe ve geleceğe dair umutları artıyor.

Kürt toplumsallığını diri tutan komünal özellikleridir, ontolojisidir. Bu ontolojiyle kökten çelişen uygulamalara maruz kaldı Kürtler ve kalmaya da devam ediyorlar. Örneğin soylu kabile direnişçiliği ve aşiret geleneği hanedanlık kültürünün etkisi altında kendi olmaktan çıktı. Kendiliğinden politika ve savunma gücü olan aşiretler başkalarının politikalarının kapı kulu oldular. Aynı durum daha ağır bir şekilde aile gerçekliğinde yaşanmaktadır. Komünal yaşayan Kürtlerin aileleri de komün idi. Ama ne yazık ki bugün o komünden geriye çaresiz, devletin uydusu aileler kaldı.

Kürdistan’daki aile gerçeğini doğru çözümlemek gerekir. Aile denilenin ne kadar kendisi olduğu, ne kadar kendisinin olduğu, dahası ne kadar Kürt kaldığı tartışmalı bir konudur. Komün ve kabile kültüründen geriye çaresiz kalmış, dağıtılmış, parçalanmış, yalnızlaştırılmış zayıf bir miras kalmıştır. Her Kürt ailesinde bu mirasa dayanarak zayıf da olsa toplumsallık yaşatılmaya çalışılır. Yukarıda bahsettiğimiz olumlu özellikler bu zayıf damar üzerinden yeşermektedir. Bu damarı canlı tutan, yaşatan ise analarımız olmaktadır. Analar Kürtlüğün gerçek yaratıcıları ve sürdürücüleridir.

Bu nedenle Kürt anaları için çocuk yetiştirmek iki kat daha zordur. Çocuk büyütmenin zorlukları, çilesi biliniyor. Doğrusu pek bilinmiyor demek lazım çünkü bir tek analar bilir evladın ne demek olduğunu! Kürt anası birde Kürtlüğü yaşatmanın mücadelesini verir. Ancak geleneğin etkisiyle aile sınırları içinde kalır.

Bu mücadeleci analardan biridir Üveyş Ana! Önder Apo onu şöyle tanımlar: “Annem bin yılların tanrıça kültünün belki de tükenmekte olan en çözümsüz son kalıntı simgesiydi.” Toplumsallığı onur ve namus belleyen bir tanrıça kalıntısıdır. Ama toplumsallığı bir aileye sığdırılmıştır. Erkek tanrılar ne ülke, ne ulus ne de kimlik bırakmışlardır. Elde kalan aileye dört elle sarılır o da. Bildiği yoldan toplumsallaştırır evlatlarını, bunda ısrarcıdır, boğma derecesine getirecek kadar tavizsizdir. Önderlik onu ‘tam bir isyan tufanı’ olarak tanımlar.

Önder Apo, ilk isyanını bu anaya karşı yapar ama esasında isyan çaresiz kılınmış toplumsallığadır. O nedenle, ‘yaşamamın tek şartının onun namus ve onuru olduğunu, bunu korumamdan geçtiğini bir an için de olsa unutmadım. Onurunu koruyacaktım, ama kendimce doğru bulduğum biçimde’ diyecektir. Bildiği ve anladığı yoldan gitmiştir Önder Apo. Bununla yetinmemiş yol açmış, yolu anlatmış, yolu bilinir kılmıştır. Diğer taraftan Üveyş Ana’nın boyun eğmezliğini kendinde yaşatarak baş eğmeyen halk gerçekliğine doğru yürümüştür. Mücadeleciliği, ‘intikam tarzını’, isyancılığı Üveyş Ana’dan almıştır. Üveyş Ana’dan da öğrenmiştir. Öğrendiklerini teoriye aktarmış ve dünyaya damgasını vuran Kadın Özgürlük Hareketi’ni yaratmıştır.

Önder Apo da Üveyş Ana’ya öğretmiştir elbette. Aile, ulus özgürse kendi kalabilir; kendinin olabilir. Namus ve onur, ulusal varlık kazanılmış, özgürlük sağlanmışsa korunabilir. Üveyş Ana ömrünün son yıllarında Önderliğin izinden yürümüştür. Evinin sınırlarının ülke, ailesinin ulusu olduğunu anlamıştır. Bunu katıldığı bir toplantıda Apê Musa’nın yanına oturup zafer işaretleri ile sembolik de olsa görünür kılmıştır.

Önder Apo’yu bir Üveyş Ana doğurdu, o binlerce Üveyş Ana’nın çıkışına vesile oldu. Bugün binlerce Kürt Anası var çocuğunu kendi elleriyle mücadeleye yollayan. On binlerce ana var çocuğuna yoldaş olan. Ve çocuğundan daha iyi mücadele etmek dışında beklentisi olmayan binlercesi var. Dahası kendisi aktif mücadele eden bir o kadar ana var artık.

Hayırlı bir evlat olmanın ‘Demokratik Komünal’ toplumu inşa etmekten geçtiğinin bilinciyle, 11 Nisan vefatının yıldönümünde Üveyş Ana’yı saygıyla yad ederken, Plaza De Mayo Analarından Cumartesi Annelerine, mücadelemizin en sarsılmaz sütunları olan Barış Analarına kadar çocuğuna toprak ve yurt olmuş, yurtseverlik aşılamış tüm isyan analarına saygı ve minnetlerimizi sunuyoruz.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

1 Mayıs, hafıza ve Taksim

SON HABERLER

Bir isyan tufanı Üveyş Ana

Yazar: Yeni Yaşam
11 Nisan 2026

1 Mayıs, hafıza ve Taksim

Yazar: Yeni Yaşam
11 Nisan 2026

Amaralı ‘yaman’ bir kadın: Biz oğlunu çok seviyoruz

Yazar: Yeni Yaşam
11 Nisan 2026

Direnişle 1 Mayıs’a!

Yazar: Yeni Yaşam
11 Nisan 2026

Dêrsim’in ve hafızanın izinde bir anlatı: Sabe

Yazar: Yeni Yaşam
11 Nisan 2026

Yarımın estetiği: Kendini bilmemenin kültürel körlüğü ve sanatsal yansımaları

Yazar: Yeni Yaşam
11 Nisan 2026

Epstein Ağı ve nekropolitik yamyamlığın işleyişi – II

Yazar: Yeni Yaşam
11 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır