Antalya Döşemealtı Cezaevi’nde açlık grevinde olan tutsakların durumuna dikkat çeken hak örgütleri, tecrit uygulamalarının sona erdirilmesini ve hasta mahpuslar için acil adım atılmasını istedi
Antalya’da Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, İnsan Hakları Derneği (İHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Döşemaltı Cezaevinde 256 gündür açlık grevinde olan tutsakların durumuna dikkat çekmek için yazılı açıklama yayınladı.
Yapılan ortak açıklamada “Kuyu Tipi” cezaevlerindeki tecrit uygulamaları ile Antalya Döşemealtı’ndaki süresiz dönüşümsüz açlık grevlerinin hayati aşamaya ulaştığına dikkat çekildi. Açıklamada, Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Tahsin Sağaltıcı ve Gürkan Türkoğlu’nun açlık grevinin 256’ncı, Hüseyin Özen’in ise 236’ncı gününe girdiği, tutsaklarda ciddi kilo kaybı ve enfeksiyon riski gibi yaşamsal tehlikelerin baş gösterdiğini belirtildi. Türkiye’deki hapishanelerin temel insan haklarının ihlal edildiği mekânlara dönüştüğü belirtilen açıklamada, şüpheli ölüm vakaları “Kuyu Tipi” cezaevlerindeki izolasyon ve açlık grevlerinin ulaştığı kritik aşamaya geldiğini belirterek, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) yaşam hakkını düzenleyen ‘Taraf devletlere öldürmeme, yaşamı koruma ve ölümü soruşturma yönünde üç tür yükümlülük getirmektedir’ şeklindeki ikinci maddesinde devletin yaşamı koruma yükümlülüğü vardır.”
Açlık grevi 236’ncı gününe girdi
Açlık grevlerinin tutsakların seslerini duyurmak için başvurdukları en son ve en ağır protesto biçimi olduğu ifade edilen açıklamada, “Bu eylemler, hapishanelerdeki sorunların ne denli derinleştiğinin açık bir göstergesidir. Yetkililerin bu durumu görmezden gelmesi; geri dönüşü olmayan sağlık sorunlarına ve yaşam kayıplarına zemin hazırlamaktadır. 11 Nisan 2026 itibarıyla Sağaltıcı ve Türkoğlu’nun eyleminin 256’ncı gününe, Özen’in ise 236’ncı gününe girdiğinin belirtildiği açıklamada, mahpuslarda ağır kilo, duyu ve denge kaybı gibi hayati risklerin oluştuğu ve sağlık durumlarının kritik noktaya geldi” şeklinde belirtildi.
Kamuoyunda “Kuyu Tipi” olarak bilinen Yeni Tip Yüksek Güvenlikli Cezaevlerinin tek kişilik tecrit modeline dayandığı bildirilen açıklamada, “Özellikle tek kişilik hücrelerde tutma, sosyal izolasyon ve aileden uzak hapishanelere sevk uygulamaları, ruhsal sorunları derinleştiren ve mahpusların yaşamla bağını zayıflatan ağır bir tecrit rejimi yaratmaktadır. Sosyal izolasyonun mahpusların yaşamla bağını zayıflatan ağır bir tecrit rejimi yaratıyor” denildi.
Hasta tutsaklar ve şüpheli ölümler
Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı: “Türkiye’de son yıllarda kullanıma açılan hapishane modellerinden biri model olan Kırşehir S tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulan mahpus Rojhat Babat’ın hapishanede farklı tarihlerde iki kez intihar girişiminde bulunduğu; 1 Nisan 2026 tarihinde ise Kayseri’deki Şehir Hastanesi’nde intihar ederek yaşamına son verdiği bilgisi ailesine verilmiştir” ifadelerine yer verildi. Açıklamada Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevinde tutulan tutsak Babat’ın,1 Nisan 2026 tarihinde Kayseri Şehir Hastanesi’nde yaşamına son verdiği bilgisi paylaşıldı. Babat’ın ailesine, intihar girişimi ve hastaneye sevk süreçlerinde bilgi verilmediği ifade edilen açıklamada, cenazenin Wan’a gönderilmesinin ardından talep edilen ikinci otopsi isteğinin ise reddedildiği iddia edildi. Hasta tutsak Mehmet Edip Taşar’ın 70 yaşında olduğu, kalp yetmezliği, kanser ve Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) gibi çoklu hastalıklarına rağmen tahliye edilmediği için yaşamını yitirdiği belirttiği açıklamada “Taşar’ın 40 kilonun altına düşmesine ve yatalak duruma gelmesine rağmen Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) bilimsel olmayan raporları nedeniyle tahliye edilmedi. Yaşanan durum yaşam hakkı ihlalidir.”
Talepler
İnsan hakları politikalarının esas alınması gerektiği vurgulanan ve cezaevlerindeki hak ihlallerinin son bulması için devlet yetkililerine çağrıda bulunulan açıklama şöyle devam etti:
“Hapishanelerde devam ettirilen tecrit uygulamalarından derhal vazgeçilmeli; hapishanelerde tecrit koşullarını protesto etmek amacıyla açlık grevi eylemini sürdüren mahpusların talepleri dikkate alınmalıdır. Hapishanelerde yaşanan şüpheli ölüm vakaları ile ilgili etkin bir soruşturma yürütülmeli ve kamuoyu bu konuda bilgilendirilmelidir. Hasta mahpusların tedaviye erişim haklarının güvence altına alınması ile bağımsız sağlık kurulu raporlarının esas alınarak tahliyeleri önündeki yasal ve idari engeller kaldırılmalıdır. Hapishanelerde birçok mahpus hakkında ‘iyi halli’ değil değerlendirmesi yapan ve koşullu salıverme haklarını engelleyen İdare ve Gözlem Kurulları lağvedilmelidir. Hapishanelerdeki ihlallerin izlenmesi amacıyla sivil toplum örgütlerinin içerisinde bulunduğu bir denetim mekanizması oluşturulmalıdır.”
Kaynak: MA









