PKK feshedildi. Dağdaki PKK’liler de zindanlardaki PKK’liler de, diasporadaki PKK’liler de, “irtibat ve iltisaklı” olanları da Türkiye’ye dönüp ekonomik, sosyal ve politik hayatta rol oynayacakları günleri bekliyor. Ama “o gün” bir türlü gelmiyor.
Sebep, PKK’nin silahsızlandığını devletin, MİT’in, asker ve polis istihbaratının “teyit” edememesiymiş. Böyle yazdım ama, sebep biraz değişip, genişletilmiş. Mesela Avrupa’da PKK yanlısı olduğu söylenen örgütlerin ister illegal ister legal olsun dağıtılması da; Komisyon raporunda önerilen tüm PKK’lilerin Türkiye’ye dönüşüne yol açacak yasaların çıkmayışına sebep olarak gösterilmekte. Boşverin “illegal PKK” laflarını, kendini fesheden örgütün ne legali olur, ne illegali. Ama siz “Legal örgütlerin” önce Avrupa’da yok edildiğini düşünün, sıranın “Avrupa’da yok edildiyse Türkiye’de de legal PKK uzantısı örgütler yok edilsin” diye DEM Parti’ye geleceği çok açık. Öyle ya “demokrasilerin kalelerinde bile” böyleyse “demokrasi zindanı” olan Türkiye’de haydi haydi böyle olur.
Bunu geçelim. Yeniden silahsızlanma muammasına gelelim. Demokratik adımların önkoşulu olarak silahsızlanmayı dayatan AKP iktidarı bundan ne gibi yarar görüyor?
Çok açık. “Silahsızlanma hâlâ teyit edilmedi” diyerek demokratik adımların atılmasını ucuz yoldan sürekli erteleme imkanını elinde tutuyor. Her şey “teyite” bağlı. “Teyit” edecek olanlar da Erdoğan’a bağlı. “Teyit et” derse teyit ederler, “teyit etme” derse teyit etmezler.
İşte bu tezgah silahsızlanma meselesini bir muamma ve demokratikleşmenin önünde kazık gibi bir engel haline getirmiş bulunuyor.
Oysa gerillanın silahsızlandığını teyit etmek bir gün içinde gerçekleşecek bir adım. “Bugünkü otokrasiye geri dönüşü” kesinlikle imkânsız kılacak demokratik adımları atın ki, gerilla da “yeniden silaha sarılmayı geri dönüşsüz kılacak şekilde silahsızlansın.” Yani “tuzak” kurulmasın, güven verilsin. Vesaire.
Güven verici adımlar atıldığı gün ne olur? Gerillanın “silahsızlandığı” gerilla dağdan taburlar halinde indiği gün bir bakışta “teyit” edilmiş olur.
Çünkü gerilla dağdan “silahsız” olarak inecektir. İnerken cebinde sizi kandırmak için bir “çakıyı” gizleyebilecek olsa da, mesela havan topunu, roketi ya da dronu gizleyemez.
“Silahsızlandılar mı, yoksa hâlâ silahlılar mı” diye dokuz doğuracağınıza, iniş imkânını sağlayın, yasaları çıkarın, hukuki mutlak bir güvence verin, inenlere şöyle uzaktan bir bakışta silahlı mı iniyorlar, silahsızlanmışlar da öyle mi iniyorlar “teyit” edin.
“Gerilla inebilir ama geride silahlarını saklayabilir, bu da NATO’nun ikinci büyük ordusu ve vatanımızın bekası için ‘beka’ sorunudur” diye sakın zırvalamayın.’’ Gerillasız silah ateş etmez. Muamma haline gelen ve müzakere sürecini tıkayan silahsızlanmanın “teyiti” meselesini çözmek çok basit. Basit ama “demokratikleşme meselesini” çözmek devletin bekası için ne kadar hayati bir mesele ise, AKP’nin bekası için neredeyse çözümü imkânsız bir mesele. Gerilla dağdan silahsız indiğinde ne olmuş olacak? “Terör bahanesiyle” o “terör” denilenle uzak yakın alakası olmayan vatandaşların özgürlükleri yok edilemeyecek.
DEM Parti “terör örgütünün uzantısı” diye suçlanıp, zamanı geldiğinde kapatılamayacak.
Sadece “tutuklama istisnadır, AYM ve AİHM kararları herkesi bağlar” denir denmez, CHP’ye karşı “şafak darbesi” yapılamayacak. Eyvah ki eyvah. Sadece bunlar olunca DEM Parti’nin oyları bırakalım barajı aşmayı yüzde 15’lere, CHP’nin oyları yüzde 40’lara tırmanacak, “yangın vaaar” diye nara atan Osmanlı tulumbacıları gibi “terör vaaar” diye nara atan İYİP’ten Zafer Parti’sine, bunların “beşinci kolu” aşırı ulusalcılara kadar tüm tayfanın oyu sıfır virgül yarıma filan inecek.
Sonuç: Erdoğan sultanlık koltuğundan düşecek.
İşte bu olmaz. Erdoğan bir “babadır.” Eminenanım bir “annedir.” Ailesi vardır. Ailesinin “suç örgütü” olduğunu iddia eden “intikamcı” bir kamuoyu da vardır. Hatta söylersem dilim kurusun “babanın mafya babası” olduğunu bile belgeli belgesiz iddia eden “utanmazlar” vardır. Kurt sürüsünde düşeni paralarlar. Allah göstermesin, siz Erdoğan’ın yerine kendinizi koyun ve düşünün, “baba vicdanınız” iktidardan düşüp de ailenizin perişan olmasına razı olur mu? Vallahi “aile” mukaddestir ve mukaddesat adına her aile babası isterse şambabası ya da iskele babası, isterse “mafya babası” olsun, gözünü kırpmadan dünyayı yakar. Trump’a bakın ne demek istediğimi anlarsınız. (Erdoğan’ı “demokratik hukuk sistemimiz” adına tenzih ederim, hiç kimse öküz altında buzağı aramasın).
İşte böyle. “Silahsızlanma muamması”nın, hep deniyor ya, “arka planı” böyledir.
Adamlar bir yumurtayı diklemesine kim durdurur diye yarışıyorlarmış. Ama nafile kimse başaramıyormuş. O sırada rivayete göre yoldan geçmekte olan Kristof Kolomb kılıklı bir adam “yumurta öyle dikine durmaz” diyerek yumurtanın dibini “çat” diye masaya vurmuş ve yumurta anında dik durmuş.
Biz de öyle yaptık işte. Muammayı “hele yasaları bir çıkarın, bakın bakalım dağdan inenler silahlı mı, silahsız mı” diyerek cıvık yumurtayı dik durur hale getirmiş olduk.









