• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
23 Nisan 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Gülistan Doku dosyası ile neler korundu? Neler dönüştürüldü?

22 Nisan 2026 Çarşamba - 23:00
Kategori: Güncel, Manşet

Gülistan Doku dosyasına ilişkin Gazeteci Nuray Atmaca gazetemize konuştu:

  • ‘Yapmak istedikleri delilleri karartmak ve unutturmaktı. Ancak her eylemde, her 8 Mart’ta ve her mikrofon uzattığımızda Gülistan’ın akıbeti soruldu. Bu kent Gülistan’ı hiç unutmadı. Gülistan Doku örneği üzerinden kaybedilmek istenen kadınları, kaybedilmek istenen çocukları, kaybedilmek istenen bir tarihe hep vurgu yapıldı’
  • ‘Yanınızdayız, başka Gülistanlar olmasın, başka öğrencilerimiz kaybolmasın, öldürülmesin, tecavüze uğramasın’ denilmedi. 2-3 akademisyenin dışında kimseyi adliyede göremedik. Mesela öğrencilerin bir kısmı geliyordu. Ve bu sürecin de aydınlanmasını isteyen bir grup. Onlar oradaydı. Hiçbirinin yaşamında Gülistan Doku’nun yeri yok mu’
  • ‘Bir de Tuncay Sonel pratikleri var bu kentte. Eğlence üzerinden bir yozlaştırma politikası yürüttü. Buranın tarihini, kimliğini unutturmaya çalışıyordu. Bu aslında sadece bir Tuncay Sonel politikası değil, bu bir devlet politikası. 10 yıllık, 20 yıllık, 30 yıllık, 40 yıllık.. ve başarıyorlar. Bu kentin sahibi kayyım oldu. Çünkü muhatapsız ve sahipsiz bir kent.’

Şirin Bayık

Yıllarca ‘intihar’ söylemiyle yönlendirilen Gülistan Doku dosyası, son gelişmelerle birlikte bambaşka bir boyuta taşındı. Soruşturma kapsamında ortaya çıkan yeni veriler, yalnızca failleri değil, olası bir koruma ve karartma mekanizmasını da ortaya koydu. Gözaltılar, tutuklamalar ve kamu görevlilerine uzanan süreç, dosyanın neden bu kadar uzun süre aydınlatılamadığını yeniden gündeme getirirken, gazeteci Nuray Atmaca’ya göre bugün gelinen nokta, yıllardır dile getirilen gerçeklerin açığa çıkmaya başladığını gösteriyor.

İlk günden itibaren kamuoyu harekete geçti

Gazeteci Nuray Atmaca, 6 yıl sonra ortaya çıkan örtbas çetesini ve bu süre boyunca kentte yaşananları şöyle anlattı. “5 Ocak 2020’de Gülistan’ın kaybolduğu hemen hemen herkes tarafından duyuldu. Bununla birlikte bu konuya duyarlı kesimler tarafından eylem ve etkinlikler düzenlendi. ‘Gülistan Doku nerede?’ sorusu sorulmaya başlandı. Sokaklarda büyük protestolar düzenlendi. Arkadaşları özellikle bunun öncülüğünü yaptı. Sonra kadın platformu üzerinden şekillendi. Burası bütün kurumların kadın temsilciliğinin olduğu ilk kadın platformuydu. Bütün fraksiyonların birleştiği, STK, siyaseti partilerin olduğu bir platformdu. Her renkten ve her ideolojiden kadınlar Gülistan için bir oldu. Bununla birlikte ana akım medyaya yansımasının en büyük nedeni büyük bir eylem oldu.”

‘İntihar açıklamaları inandırıcı olmaktan uzaktı’

Gülistan Doku’nun katledilmesinin ardından örtbas çetesinin servis ettiği ve medyanın bu konuyu nasıl gündemine aldığına ilişkin konuşan Atmaca, “Bir süre sonra intihar ettiğine dair açıklamalar geldi. Ama şöyle bir durumu bu noktada belirtmek istiyorum ki özgür basın geleneğinden gelen hiçbir zaman o dönemin valisi Tuncay Sonel’in servis ettiği haberleri vermedi verse bile kısa şekilde verdi. Bunun yerine olaydaki şüpheli durumlara işaret ederek, her yerde MOBESE kameralarının olduğuna, bu küçük kentte en ufak bir şey olduğunda hemen devletin haberinin olduğunu ancak soruların yanıtsız kaldığına işaret etti. Burada bir genç eline bir flama alsa iki dakika sonra emniyet o kişiyi yakalayabiliyor. Ama ‘Gülistan Doku ne yapmış, ne etmiş’ sorularına yanıt verilmiyordu. Bu yüzden ilk açıklamalar inandırıcı gelmedi. Dêrsim halkı da buna hiç inanmadı. Vali, sürekli işte ‘Gülistan Doku’nun intihar notu bulundu, suda bir şey bulundu, Gülistan’a ait bir şey bulundu’ diye bilgi servis ediyordu. Oysaki bir şey bulunmayacağı belliydi. Çünkü günlerce arandı ama bulunamıyordu. O dönem burada intihar eden bir genç kadının cenazesi ertesi gün dalgıçlar tarafından bulundu. Yine o günlerde şehir merkezine iki km uzaklıkta bir erkek cenazesi bulundu. Ama Gülistan Doku hiç bulunamıyordu. En son oranın görüntüleri servis edildiği için hep Dinar Deresi’ne odaklanıldı. Ama bu 6 yıllık belirsizliğe karşı hep bir ses çıkarıldı ve Gülistan’ın akıbeti sorulmaya devam etti. Ta ki günümüze kadar.

‘İsimler konuşuluyordu, somutlaşması zaman aldı’

Şu an soruşturma kapsamında tutuklanan kimi isimler ve fazlasının isminin Dêrsim halkı tarafından konuşulduğunu, ancak bunun somutlaşmasının 6 yıl sürdüğünü belirten Atmaca, “Yapmak istedikleri delilleri karartmak ve unutturmaktı. Ancak her eylem etkinlikte, her 8 Mart’ta her mikrofon uzattığımızda Gülistan’ın akıbeti soruldu. Her kadın haberi yaptığımızda Gülistan Doku’nun akıbetini sormaya devam ettik. Bu kent Gülistan’ı hiç unutmadı. Gülistan Doku örneği üzerinden kaybedilmek istenen kadınları, kaybedilmek istenen çocukları, kaybedilmek istenen bir tarihe hep vurgu yapıldı. Son bir yıldır bu dosyaya ilişkin herkes artık bu iddiayı konuşmaya başladı. Hep bir fısıltı dolaşıyordu kent gündeminde. Ancak somut bir şey yoktu. Tuncay Sonel’in oğlunun adı, arkadaşlarının ismi geçiyordu. Bütün isimler değil de bir kısmı hep konuşulan isimlerdi. Zaten aile de 5 Ocak 2026’da Gülistan Doku anmasında basına bunun ilk somut verisini verdi. Gülistan Doku’nun babası, ‘kızımın katili eski valinin oğlu, bir hükümdarın oğlu’ minvalinde konuştu. Hatta o gün biz bunu kendi haberlerimize taşıdık. Ana akım basında çıkmadı ama biz yazdık. Aile daha sonra bunun kullanılmasını istemedi ama babanın bu söylemi önemli bir iddia olduğu için o gün yazdık. Birkaç ay öncesinde bir itirafçının olduğu zamanlarda ise kentte bazı şeylerin gelişeceğini, gelen savcının bu dosya üzerinde titizlikle çalıştığını, buna ilişkin bir operasyonun olacağını duyduk ama adım atılmasını bekledik. Ben aylardır bunu bekliyordum. Gecikmiş de olsa en azından dosyanın açılmış olmasına olumlu bakıyoruz” dedi.

‘Bu dosyanın aydınlatılmasına kim izin vermedi?’ sorusu

Öte yandan ‘Biz bu dosyaya hep cinayet gözüyle baktık’ diyen Atmaca, “Bu başından beri belliydi. Bunun için aslında kimseyi kahraman ilan etmeye gerek yok. Gelen yetkilinin bu dosyayı çözmesi gerekiyordu. Şunu da soruyoruz neden daha önceki savcılar gelip bu dosyayı açmadılar? Kim izin vermedi? Birileri tarafından mı izin verildi? Çünkü bu dosya için anne veya baba olmaya gerek yok. Mesleki ahlak itibariyle bunun yapılması gerekiyordu. Ancak bunlarla birlikte şu soruyu da sormak gerekiyor; mesela bir önceki savcı da bu dosyayı açsaydı bu verilere ulaşabilir miydi? Tabii ki ulaşabilir. Dosya belli, ekip belli, kaynak belli. MOBESE kameraları belli. Kameraları kim kararttı? Şu an kameraları karartanlar bırakıldı. MOBESE görevlileri serbest bırakıldı. Kendilerine göre dizayn ettiler. Her şey belli ama yine de hiçbirinin ‘cinayeti biz işledik’ diyen bir belirtisi yok. Hep şey yani… Oradaydı, onun arkadaşıydı, beraberdi” şeklinde konuştu.

Cenaze yok, sorular bitmiyor

Atmaca, çok sayıda sorunun hâlâ yanıtsız bırakıldığını düşünüyor, “Cinayeti karartmak için ne yapılmış şu anda mahkemede, yani şu anda gözaltındakilerden öğrendik. Nasıl alıyor, kim ne yapmış, kim delili karartmış, hastanedeki kayıtları kim silmiş? Bunların hepsi sızdırıldı. Ama sonuç, cenaze yok ortada. Şimdi ceset olmayan bir yerde sen cinayetleri insanları suçlayamazsın. Bir mezardan bahsediliyor. Koçpınar’a onu oraya götüren kimdi? Yanında kimler vardı? Rojwelat Kızmaz olayında da başından beri aslında onunla hep bağlantısı olduğu söyleniyordu. Ona bir şeyler anlatmış olabilir. Bence Gülistan bir şeyler de biliyordu. Burada uyuşturucu kullanıcılarının sürekli Atatürk Mahallesi’nde bir evde takıldığından bahsediliyor. Atatürk Mahallesi’nde bir evde bir araya geldiklerini, içtiklerini, tecavüz ettiklerini. Sadece Gülistan Doku mu bu ağa düştü? Bu grup ya da bu şahıslar daha başka kimlere zarar verdi? Mesela bu benim kadın olarak en çok yanıt aradığım soru. Atatürk Mahallesi’ndeki evde neler yaşandığı sorularının yanıtlanması gerekiyor.”

Üniversitenin sessizliği

Dava takibi esnasında en şaşırdığı konulardan birinin Tunceli Adliyesi’nin Munzur Üniversitesi kampüsünün içinde olmasına rağmen öğrencilerden ve akademisyenlerden konuya sessiz kalınması olduğunu dile getiren Atmaca, “Gülistan Doku nezdinde çok gündeme geldi. Burada bir üniversite var ve içerisinde adliye de bulunuyor. Ama yıllardır bu bilim yuvasında onlarca akademisyen var ve onlarca öğrenci var, hiçbirinin sesi çıkmıyor. Beni en çok sarsan şey bir kadın olarak yani basın kimliğin ötesinde üniversitenin bir gününü bir saatini arkadaşları için bırakıp aileye desteğe çıkmaması oldu. ‘Yanınızdayız, başka Gülistanlar olmasın, başka öğrencilerimiz kaybolmasın, öldürülmesin, tecavüze uğramasın’ denilmedi. 2-3 akademisyenin dışında kimseyi adliyede göremedik. Mesela öğrencilerin bir kısmı geliyordu. Belli ki kaygılılar. Ve bu sürecin de aydınlanmasını isteyen bir grup, bir kesim. Onlar oradaydı. Ama binlerce öğrenci var o üniversitede. Hiçbirinin yaşamında Gülistan Doku’nun yeri yok mu?” diye sordu.

‘Bu bir olay değil, bir politika’

Dêrsim’de bir başka önemli yapılanmanın devam ettiğini dile getiren Atmaca, dönemin valisi Tuncay Sonel üzerinden nasıl bir Dêrsim inşa edildiğini ise şöyle aktardı: “Dêrsim’de bu vakanın olması aslında çok yeni bir politikanın ürünü değil. Dili yok ettiler, şimdi kültürel ahlakı yok etmeye çalışıyorlar. Bunu başarırken de bunu turizm adı altında birçok kirlilikle getirdiler. Zaten Tuncay Sonel bir kayyımdı ve bu kenti zaten istediği gibi kullandı. Burayı bir hamur olarak gördü ve yoğurmaya çalıştı. Tepki verenler oldu elbet, karşı duruş yapanlar oldu. Bir de Tuncay Sonel pratikleri var bu kentte. Örneğin sokakta yürürken selamını almayana müdahale ediyordu. Bu kentte sadece ışıklandırma yaparak bunu bir şova dönüştürdü. Eğlence üzerinden bir yozlaştırma politikası yürüttü. Buranın tarihini, kimliğini unutturmaya çalışıyordu. Şimdi sen sürekli popüler kültürün bu kente dayatırsan burada yetişen kuşak kendi kültüründen, kendi sanatından bir haber olur yani. Adam buraya kayyım olarak geldi ve o dönem meslekten ihraçlar çok yoğundu, burada bir sürü gözaltı ve tutuklamalar gerçekleşti ve her şey bunun paralelinde bu noktaya geldi. Bu aslında sadece bir Tuncay Sonel politikası değil, bu bir devlet politikası. Bu politikalarını iyi böyle bir kronik olarak çiziyorlar. 10 yıllık, 20 yıllık, 30 yıllık, 40 yıllık.. ve başarıyorlar. Bu kentin sahibi kayyım oldu. Çünkü muhatapsız ve sahipsiz bir kent.”

Mücadele edilmeli

Kültürel soykırıma karşı mücadele edilmesi gerektiğini söyleyen Atmaca, “Buna dair mücadelenin de büyümesi gerekiyor. Başta kültürel bir soykırım var. En büyük acımız bu. Belki başka kentlerde de bu var ama en yoğun yaşanan yer Dêrsim. Buna karşı mücadele edilmesi gerekiyor. Örneğin teknoloji çok gelişti. Yani teknoloji geliştikçe senin de bazı şeyleri değiştirmen gerekiyor diye düşünüyorum” dedi.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

5 Haziran’ın hafızası anıtta, vicdanda ve gelecekte yaşayacak

Sonraki Haber

Üçüncü Cumhuriyet mümkün mü?

Sonraki Haber

Üçüncü Cumhuriyet mümkün mü?

SON HABERLER

Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel görevden uzaklaştırıldı

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Cezasızlığa Gülistan Doku(ndu)

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Girê Spî: Küçük bir Suriye

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Kürt meselesi, devlet aklı ve siyasetin daralması

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Üçüncü Cumhuriyet mümkün mü?

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Gülistan Doku dosyası ile neler korundu? Neler dönüştürüldü?

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

5 Haziran’ın hafızası anıtta, vicdanda ve gelecekte yaşayacak

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır