• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
23 Nisan 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Kürt meselesi, devlet aklı ve siyasetin daralması

22 Nisan 2026 Çarşamba - 23:00
Kategori: Forum, Manşet

Öcalan’ın dile getirdiği yaklaşım, meseleyi daha geniş bir tarihsel ve toplumsal çerçevede ele alarak demokratik entegrasyon ve ‘barış yasaları’ vurgusunu öne çıkarıyor. Çözümün yalnızca silah bırakma değil, birlikte yaşamı yeniden kurma meselesi olduğunu hatırlatıyor

Ercan Jan Aktaş

AKP’nin demokrasiyle bağını koparması Gezi Direnişi ile birlikte açık biçimde görünür hale geldi. En başından ,“yaşam tarzımıza, doğamıza, parklarımıza dokunmayın” itirazını doğru temelde okuyup buna uygun adımlar atılsaydı, geniş kesimlerin toplumsal kaygılarını gören, onları ötekileştirmeyen bir yerde kurulacak dil ve siyaset ile bugün bambaşka bir Türkiye’de yaşıyor olabilirdik.  Ancak “%50’yi evde zor tutuyoruz” söylemi ile diğer %50’yi “artık bize oy vermezler” bait indirgemeciliği ile demokratik sistemlerin olmazsa olmazı toplumsal muhalefet olarak görmek yerine adeta düşmanlaştırıldı.

Oysa Gezi’nin ruhunda; sadece örgütlü yapılar değil, hayatında ilk kez sokağa çıkan gençlerin “yaşam tarzımıza, doğamıza, parklarımıza dokunmayın” itirazı vardı. Bu itiraz, AKP’nin kendisini yalnızca seçimle gelip giden bir iktidar olarak değil, toplumu kendi ideolojik hattı doğrultusunda dönüştürmek isteyen bir güç olarak konumlandırmasına karşı gelişti. Bu süreçten sonra iktidarın yönelimi daha belirgin hale geldi: Sorgulanmayan, itiraz etmeyen, sokak siyasetinin dışlandığı bir toplum modeli. “Milli irade” söylemi de bu tekçi siyasal tahayyülü meşrulaştırmanın aracı oldu.

Gezi sonrası dönemde, demokratik rekabet içinde çoğunluğu sürekli elde tutamayacağını gören iktidar, siyasal alanı daraltmaya yöneldi. 7 Haziran seçimleri ise bu tabloya güçlü bir yanıt oldu; tüm baskı koşullarına rağmen toplum, çoğulcu ve özgürlükçü bir alternatifin mümkün olduğunu ortaya koydu. 7 Haziran’ın en önemli yanı sadece sayısal bir sonuç değildi; farklı kesimlerin bu kez birbirini dinlediği, temas kurduğu bir toplumsal zemin açığa çıktı. HDP’nin temsil ettiği siyaset ve kullanılan kapsayıcı dil, birçok farklı kesimde karşılık buldu. İnsanlar, korku ve ayrıştırma yerine bir arada yaşam fikrine daha fazla yaklaşmaya başladı.

Eğer bu sonuçlar doğru okunabilseydi, 7 Haziran gecesi; “Siz bundan sonra barışın ancak filmini çekersiniz” diyerek 2013’te başlayan Kürt sorununa sözüm arayışlarına son vermek yerine, demokratik bir vakarla sonuç kabul edilseydi, Türkiye bugün çok daha eşitlikçi, özgürlükçü ve barışçıl bir noktada olabilirdi; çünkü o seçimler, başta Kürt meselesi olmak üzere ülkenin temel sorunlarını birlikte çözebilme imkânını açık biçimde ortaya koymuştu.

7 Haziran’ın yarattığı toplumsal birlikteliği, yalnızca bir seçim kaybı değil, aynı zamanda kontrol edilemeyen bir toplumsal açılım ihtimali olarak okuyan iktidar o gece devletin militer ruhunu yeniden organize edecek ortaklıklar temelinde yeni bir koalisyon arayışına girdi. Bu yüzden daha o gece “barışın filmini çekersiniz” denilerek yeni bir siyasal inşa sürecinin düğmesine basıldı. 7 Haziran seçim sonuçları sadece AKP için değil, Kürt sorunu başta olmak üzere bütün toplumsal meseleleri bastırma ve şiddetle yoluna koymaya çalışan devletin geleneksel bürokratik ve askeri yapıları için de bir tehdit olarak algılandı. HDP ile açığa çıkan özgürleşme potansiyelini, Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi fırsatı olarak okumak yerine devletin tekçi yapısını zorlayan bir eşik olarak okudular.

Bu kırılmadan sonra devlet, hızla güvenlikçi politikalara geri döndü ve Suruç, Ankara Gar katliamlarıyla birlikte toplumun üzerine yoğun bir korku iklimi inşa edildi. Bu süreç, Türkiye’de geçmiş darbelerin mantığıyla paralel bir şekilde işledi; amaç yine toplumun devletin güvenlik eksenli çizgisi etrafında yeniden dizayn edilmesiydi. Böylece 7 Haziran gecesi açığa çıkan çoğulcu siyasal imkân kısa sürede tasfiye edilirken, yerine daha katı, tekçi ve militer bir siyasal hat yerleştirildi.

8 Haziran sonrasında şekillenen yeni devlet koalisyonu ile birlikte Türkiye, fiilen “Türk tipi başkanlık” olarak tarif edilen bürokratik bir oligarşiyle yönetilmeye başlandı. Bu süreç, temsili demokrasinin ve güçler ayrılığı ilkesinin büyük ölçüde askıya alındığını gösteriyordu. Aynı zamanda Gezi ve 7 Haziran’ın yarattığı toplumsal dinamiklerden sorumlu tutulan siyasetçiler, gazeteciler ve hak savunucuları hedef alınarak uzun süreli tutuklamalarla bir “rehine siyaseti” inşa edildi. Bu durum, iktidarın demokratik itirazı bastırma ve toplumsal muhalefeti kontrol altında tutma stratejisinin temel araçlarından biri haline geldi.

7 Ekim sonrası Ortadoğu’da değişen dengeler, Türkiye’yi dondurucuya kaldırılan Kürt meselesini yeniden gündemine almaya zorladı. Abdullah Öcalan üzerinden geliştirilen temaslar ve “Terörsüz Türkiye” söylemiyle kurulan yeni hat, ilk bakışta bir çözüm arayışı izlenimi yaratsa da, eş zamanlı olarak muhalefete yönelik baskıların artması bu sürecin samimiyetini tartışmalı hale getirdi. Kürt siyaseti kontrollü bir alana çekilirken, 19 Mart ile CHP’ye dönük başlatılan baskı ve sindirme politikalarıyla ana muhalefetin zayıflatılmasıyla çoğulcu bir çözüm zemini adeta ortadan kaldırıldı. Sonuçta ortaya çıkan tablo, gerçek bir demokratik çözümden ziyade, iktidarın kendi sürekliliğini güvence altına almaya dönük çok katmanlı bir güç konsolidasyonun stratejisine işaret etmektedir.

CHP’ye yönelik baskılar sürerken, PKK’nin feshi ve silah bırakma süreci sonrasında Meclis’te kurulan komisyon, beklenenin aksine güçlü bir demokratik zemin üretmekten uzak kaldı. Farklı kesimleri bir araya getiren toplantılar yapılsa da, ortaya çıkan rapor ciddi tartışmalar yarattı ve somut bir demokratikleşme perspektifi sunamadı. Tam bu rapor üzerinden yasal adımlar atılması beklenirken, iktidar kanadından gelen açıklamalar süreci ilerletmekten çok belirsizleştiren ve zora sokan bir hat izlemeye başladı. Özellikle yapılan açıklamalarda sürekli “izleme, teyit, onay” vurgusu üzerinden kurulan dil ve de siyaset ile sürecin tek taraflı bir güvenlik meselesine indirgenme riskini yeniden büyüttü.

Buna karşılık Öcalan’ın dile getirdiği yaklaşım, meseleyi daha geniş bir tarihsel ve toplumsal çerçevede ele alarak demokratik entegrasyon ve “barış yasaları” vurgusunu öne çıkarıyordu. Anadolu ile Mezopotamya arasındaki tarihsel bağa dikkat çeken bu perspektif, çözümün yalnızca silah bırakma değil, birlikte yaşamı yeniden kurma meselesi olduğunu hatırlatıyordu. Ancak devlet kanadından gelen açıklamaların hâlâ güvenlikçi ve tasfiye odaklı bir dilde ısrar etmesi, bu iki yaklaşım arasındaki farkı derinleştiriyor ve sürece dair umutları zayıflatmaya devam ediyor.

Gelinen noktada asıl mesele çok daha net: Kürt sorunu, Cumhuriyet’in kuruluşundan gelen tekçi ve militer karakterle doğrudan bağlantılıdır ve çözüm de bu yapının dönüşümünden geçer. Bu nedenle sorun, yalnızca bir “süreç” meselesi değil; siyasal alanın ne kadar özgürleşeceği ile ilgilidir. Bir yandan barış söylemi kurup diğer yandan muhalefeti bastıran, yerel yönetimlere müdahale eden bir anlayışla gerçek bir çözüm üretmek mümkün değildir. Eğer siyasal alan üzerindeki bu baskı devam ederse, ortaya çıkacak olan şey barış değil; sadece çatışmanın biçim değiştirmiş hali olur. Gerçek çözüm ise ancak toplumun tüm kesimlerinin eşit, özgür ve güvende hissettiği demokratik bir düzenin kurulmasıyla mümkün olabilir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Üçüncü Cumhuriyet mümkün mü?

Sonraki Haber

Girê Spî: Küçük bir Suriye

Sonraki Haber

Girê Spî: Küçük bir Suriye

SON HABERLER

Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel görevden uzaklaştırıldı

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Cezasızlığa Gülistan Doku(ndu)

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Girê Spî: Küçük bir Suriye

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Kürt meselesi, devlet aklı ve siyasetin daralması

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Üçüncü Cumhuriyet mümkün mü?

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Gülistan Doku dosyası ile neler korundu? Neler dönüştürüldü?

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

5 Haziran’ın hafızası anıtta, vicdanda ve gelecekte yaşayacak

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır