• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
24 Nisan 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Ekoloji

Burası Gimgim, göğsümüzü siper ederiz | Foto Galeri

24 Nisan 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Ekoloji, Manşet

Gimgim’da (Varto) JES projesine karşı topraklarını savunan köylüler gazetemize konuştu:

  • Ali Kemal Karataş (Tatan köyü): Burası Varto, burası başka yere benzemez. Göğsümüzü siper edeceğiz topraklarımız için Karnı aç olan bir kapitalist sistem var, o nedenle herkesin toprağına göz dikiyor
  • Zübeyde Tepe (Hemûg Köyü): Omuz omuza verelim. Memleketimizin talan edilmesine izin vermeyelim. Taşımızla, sopamızla direneceğiz. Bilsinler ki geçit vermeyeceğiz. Xızır bize sahip çıksın
  • Gültekin Bal (Badan Köyü): Topraklarımızın kâr için kurban edilmesine izin vermeyeceğiz. Bu alan fay hattında. Yerin altına inecekler, bu depremi tetikler. Biz köylüler akıl ediyoruz da bilim insanları bunu nasıl edemez!

Reyhan Hacıoğlu

Kürdistan ve Türkiye kentlerine yönelik doğa talanı projelerine her gün yenileri ekleniyor. Son yıllarda özellikle Kürdistan kentlerinde Hidroelektrik Santrali (HES), Jeotermal Enerji Santrali (JES) ve Güneş Enerji Santrali (GES) projeleri giderek yaygınlaşırken, birçok alan da maden sahalarına açılmış durumda.

En az 22 köy hedefte

Doğa talanının son hedeflerinden biri Muş’un Gimgim (Varto) ilçesi ile Çewlîg’in (Bingöl) Kanîreş (Karlıova) ilçesinin köyleri oldu. İki kentte en az 22 köyü kapsayacak JES kurulması planlanıyor.

Mart ayında Muş Valiliği tarafından verilen onay ile ABD merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi, mayıs ayında iki ilçeyi kapsayan, toplam yüz ölçümü 453 bin 494,83 metrekare olan mera vasfındaki alanın 5 bin 560,13 metrekarelik kısmı üzerinde sondaj çalışmasına başlayacak.

Halk ayakta

Hava ve toprak kirliliği başta olmak üzere canlı hayatı üzerinde olumsuz etkileri olan JES projesi, aynı zamanda fay hattı üzerinde olan bölge için deprem riskini barındırıyor. Mart ayında yapılan eylemler sonrası, karar yargıya taşındı ancak henüz bir geri dönüş yok. Buna karşı halk ise ayakta. Bugün ve yarın yapılacak mitingler ile “Talan projesine geçit yok” mesajı vermeye hazırlanıyor.

Bizler de topraklarında JES istemeyen Gimgim’in Badan (Teknedüzü), Hemûg (Küçüktepe), Tatan (Güzelkent ), Xwarik (Çallıdere) köylülerine mikrofon uzattık.

Yılmaz Güney hatırası

Badan köyü, aynı zamanda Yılmaz Güney’in Muş’ta askerlik yaptığı sırada ziyaret ettiği, köylüler ile dere kenarında sohbetler ettiği köy. 70’lı yıllarda yapılan bu ziyaret hala “unutulmaz bir anı” olarak dile getiriliyor. Alevi-Kürt köyü olan Badan’da birçok ziyaretgâh da bulunuyor. Bunlardan biri olan Gresipi, JES riski altında olan alanlardan. Köylüler bu yüzden, inanç alanlarının yok edileceği endişesi taşıyor.

Bu topraklar bize miras

Zülfiye Bal: “Bu köyde doğup büyüdük. Belki biz gidiciyiz ama torunlarımız için topraklarımızı koruyacağız. Topraklarımıza zehir katmalarına izin vermeyeceğiz. Bu topraklar bize atalarımızdan miras, nasıl kıyılmasına izin veririz ki.”

Bilim insanları akıl etmez mi!

Gültekin Bal: “Jeotermal demek toprağın, bitkinin ölmesi demek, kanser demek. İşte biz bu yüzden izin vermeyeceğiz. Topraklarımızın bir avuç kar için kurban edilmesine izin vermeyeceğiz. Bu alan aynı zamanda fay hattı üzerinde. 3 bin metre yerin altına inecekler, bu depremi tetikler. Biz köylüler olarak bunu akıl ediyoruz da bilim insanları bunu nasıl edemez!”

Canımızı veririz toprağımız için

Bir diğer köy Hemûg; Muş’un belki de ovalık alan olmasının en güzel örneği. Gözünüzün alabildiği her yer yemyeşil.

Hüseyin Songül: “Doğamız, köyümüz güzel. Bu güzelliğe zarar verecek jeotermali elbette istemiyoruz. Bu konuda kararlıyız, canımızı veririz toprağımızı vermeyiz.”

Yaşam hakkımız bitecek

Ali Rıza Tepe: “Biz kesinlikle doğamızda JES’e, HES’e, GES’e karşıyız. Çünkü bu yaşam hakkımızın bitmesi demek. Bingöl dağlarındaki keklik sesleri, kartal sesleri, kuşlar, atmacaların sesinin kesilmesi demek… 500 yıldan beri dedelerimiz burada yaşadı. Bir Amerikan şirketi gelip rezervlerimizi, doğal kaynaklarımızı, madenlerimizi zehirlemek istiyor aslında. Çünkü buradaki kaynaklara şimdiye kadar kimse dokunmamış. Güzelim memleket tahrip oluyor ama buna karşı mücadele edeceğiz, direneceğiz. Şunu biliyoruz bu işi halk durdurur. 3 bin metre yeri kazacaklar, toprağın altından çıkan o çinko, demir, siyanür atıkları nereye gidecek? Toprağın üzerine çıkacak. Arıtma yapıyoruz diyorlar ama yalan söylüyorlar. Bir de bu Amerikan şirketine öncülük yapan ne yazık ki Vartolu bir öğretim görevlisi, Alper Baba. Buradan onu lanetliyorum. Bir Vartolu olarak, Varto halkına en büyük ihaneti emperyalistin himayesinde alacağı bir pay için vatandaşını satarak o yaptı.”

Mezarlarımız burada…

Zübeyde Tepe: “Bahar olduğunda ekim yapıyoruz. Gelirimiz oradan geliyor. Konserve yapıp kışın tüketiyoruz. Büyüklerimiz bu topraklarda yaşamış. Bu topraklarda mezarlarımız var. Bizi göçertip nereye gönderecekler? Niye bizi zehirliyorlar? Bingöl dağlarında yaylalarımız var. 2-3 ay orda kalıyoruz. Memleketimizde her tür şifalı bitki var. Niye bunu talan ediyorlar. Memleketimizi seviyoruz. Sevmeseydik kente göç ederdik. Her şeyi yabancı devletlerden ithal ediyorlar. Memleketimizde tarım alanı var. Gelip bu memlekette ekime teşvik etsinler, ama yok… Memleketimizi terk etmiyoruz. Bu projeyi de istemiyoruz. Herkesten destek istiyoruz. Omuz omuza verelim. Memleketimizin talan edilmesine izin vermeyelim. Taşımızla, sopamızla direneceğiz. Bilsinler ki geçit vermeyeceğiz. Xızır bize sahip çıksın.”

Tepe ailesinin özgürlük mücadelesinde hayatını kaybeden oğullarının, bahçelerinde bulunan mezarı köyle birlikte risk alanı içerisinde kalıyor…

Tatan köyü, JES projesi kapsamında kuyu açılacak köylerden. Kuyulardan biri meralara biri de köylülerin yaşam alanları olan evlerinin yakınlarına.

Xizire Kal’ın şamarı

Zekiya Gül: “Projenin kanser riski var. İnsanlar da, hayvanlar da hastalanıp ölecek. Eylemler yapıyoruz. Avukatlarımız da var. Memleketimizi talan ettirmeyeceğiz. Toprağımızı vermeyeceğiz. İnşallah kazanacağız, memleketimizi yabancılara vermeyeceğiz. 1966 Varto depremini gördüm. Deprem olduğundan niye yardım edilmedi? O zaman niye konut yapılmadı? Aç, susuz kaldık. Şimdi gelmiş ‘yatırımla’ toprağımızı alıyorlar. Bir daha deprem yaşamak istemiyoruz. Xizire Kal’ın kuvvetiyle inşallah suratlarına bir şamar yerler, memleketimizden giderler…”

Göç vermek istemiyoruz

Çiğdem Gül: “Bu projeyi neden istemiyoruz? Çünkü hayvancılık yapıyoruz ve onlar için bu zararlı olacak. Biz burayı seviyoruz ve bırakıp gitmek istemiyoruz. Burası göç vermiş bir köy, hayvancılık biterse başka yere gidemeyiz. Daha fazla göç vermek istemiyoruz. Varto olarak direneceğiz.”

Göğsümüzü siper edeceğiz

Ali Kemal Karataş: “Bu topraklar şirketlerin değil. Başımızı veririz ama topraklarımızı vermeyiz. Burası Varto, burası başka yere benzemez. Göğsümüzü siper edeceğiz topraklarımız için. Deprem hattı burası ve bu ilerisi için tehlike demek. Biliyoruz ki sermaye her yere göz diker. Karnı aç olan bir kapitalist sistem var, o nedenle herkesin toprağına göz dikiyor. Bu sistem köylülere, işçilere acımıyor. Ama Varto kültürlü ve bilinçli bir ilçe. O yüzden gerekeni yapacak toprağı için.”

Meraları için direnecekler

Xwarik Köyü, geçiminin büyük bir kısmını hayvancılıkla sağlayan bir köy. En büyük endişeleri meralarının yok olma riski. Bir yandan ilçe kaymakamının; “Proje iptal edilecek” sözüne inanmak istiyorlar ama aynı zamanda sistemin bürokratının sistem karşıtı bir çalışma için çaba sarf etmeyeceğinin de farkındalar…

Direniş ‘bilgisizlikten’miş’!

Projeye tepkiler sonrası iktidar yanlısı yazarlar, akademisyenler ve bürokratların tepkilerin “bilgisizlikten” kaynaklandığı iddialarına karşı JES’in bölgeye vereceği zararları “Varto (Muş) Jeotermal Enerji Projesi, Jeotermal Enerji Santrallerin Çevre ve İnsan Sağlığına Etkileri” adlı çalışmayı hazırlayan Jeoloji Yüksek Mühendisi ve aynı zamanda Tıbbi Jeoloji Uzmanı olan Dr. Eşref Atabey’e sorduk.

Amaç santral kurmak

“Jeotermal kaynaklar ‘Yeşil enerji’ diye sunuluyor ancak tek bir faydalı tarafı yok. Dolayısıyla jeotermal enerji kaynaklarının doğaya, çevreye ve insan sağlığına etkileri bulunmaktadır” diyen Eşref Atabey, projeye dair şu bilgileri verdi: “Varto’daki durum şu; aslında jeotermal santral amacıyla sondajlar açılacak. Çünkü Bakanlığın sayfasında doğrudan doğruya Jeotermal Enerji Santrali kategorisinde değerlendirilmiş ve bu yönde saha ihaleye çıkarılarak bir firmanın sondaj yapması için tahsis edilmiş. Peki, yurttaş dört yıldızlı otelde kalacak mı? 10 tane sondaj yapılması planlanmış. Raporda bu sondajların amacının sıcak su kaynağı bulma olduğu, seracılık ve turizme yönelik olarak burada 4 yıldızlı oteller yapılacağı gibi ifadeler geçiyor. Diyelim ki buralarda sıcak su bulundu. Ve o dört yıldızlı oteller, kaplıca tesisleri, eğlence merkezleri açıldı. Peki, yöre halkının bunlardan faydalanma şansı var mı? Maalesef yok. Benzer çok örnek gördük, yöre halkının faydalanması ya imkânsız ya da faydalansa belli ücretler karşılığında olacak. Bu projeler ile yurttaşların eskiden rahat kullandığı su kaynakları artık o tesislerin denetimi altına girdiğinden yurttaş yararlanamayacak. Bir tarladan bir tarlaya geçiş için izin alacak çünkü etrafı çevrilecek.”

Zehirli gazlar yayılacak

Projenin zararlarına dair yakın zamanda ilçede konferans veren Eşref Atabey, şöyle devam ediyor: “Jeotermal sularda çeşitli gazların çıkışları olur. Karbondioksit, radon gazı, hidrojen sülfür gibi. Bunlar doğal haliyle sıcak sularda vardır. Ancak jeotermal sondajlar yapıldıktan sonra bu gazların çıkışları hızlanır ve yeryüzüne, havaya yayılması elverişli hale gelir. Bu yayılan gazlar, yöredeki insanların sağlığını, hayvanları etkiler. Hatta boğulmalar olur. Biz buna karbondioksit boğulması diyoruz. Yine hidrojen sülfür zehirlenmesi, radon gazı birikimi artar evlerde ya da bazı kapalı alanlarda. ”

Zorla kamulaştırma tehdidi

Projenin dikkat edilmesi gereken bir noktasına dair de bilgi veren Eşref Atabey, “Jeotermal santraller çok geniş bir arazide kurulur. Dolayısıyla oradaki araziler kamulaştırılıyor ki şimdiden kamulaştırma çalışmaları başlamış. Ve bu tahsis yoluyla oluyor. Yani eğer vatandaş kamulaştırmaya razı olmazsa el koyma şeklinde, ki kanunda da böyle bir olanak tanınmış devlet veya şirket lehine” diyor.

Toprak betonlaşır

Projenin doğal su kaynaklarına vereceği zararları da değerlendiren Eşref Atabey, şöyle devam ediyor: “Jeotermal kaynaklarda arsenik dediğimiz mineral vardır. Jeotermal kaynaklar derinlerde magmadan ısınıp yeryüzüne çıktığı için içinde bor, arsenik ve florür bir de radon gazı vardır. Doğal haliyle belki derelere veyahut da toprağa karışabilir, bunun çok zararı yoktur: Ancak jeotermal akışlarından eğer bu arsenikli, florürlü, borlu sular çevredeki derelere, tarlalara, insanların yaşam alanlarına bırakılırsa işte o zaman zararlı olur. Yine bir diğer zararı toprak betonlaşır, verimsizleşir. Artık insanlar o topraklardan ekin alamaz, ürün yetiştiremez.”

Ovada obruklar oluşabilir

Eşref Atabey’in üzerinde durduğu önemli konulardan biri de oluşacak sarsıntılar. Eşref Atabey bu etkiyi de şu şekilde açıklıyor: “Yeraltından su çekildiği için ki yeraltındaki su, yer kabuğunun, kayaların gözeneklerinde haps olduğu için yeryüzünün çökmesini engeller. Bir bakıma dengeler. Ancak siz yeraltından bu sıcak suları çektiğinizde çökmeler olur. Obruklar gelişebilir ovada. Buna müsait bir arazi orası.”

Burası deprem bölgesi

Bölgenin fay hattı üzerinde olduğuna dikkat çeken Eşref Atabey devamında, “Burası Doğu Anadolu Fay hattı ile Kuzey Doğu Anadolu fayının kesişim noktası. Dolayısıyla1966 deprem yaşanmıştı. Yüzlerce vatandaşımız hayatını kaybetmişti. Yine Muş yöresinde 7 büyüklüğünde ve daha üstü deprem beklendiği AFAD modellemelerinde de belirtilmektedir. Dolayısıyla burası bir deprem bölgesi. Böyle tesisler yapıldığı zaman yer sarsıntılarından muhakkak etkilenecektir ve risk daha da artacaktır” diyor.

Sağlıklı bir proje değil

Proje için gerekli saha etütlerinin yapılmadığına işaret eden Eşref Atabey, “Toprakta gaz ölçümleri yapılmamış. Element analizleri sağlıklı değil. Sadece manyetotellürik analiz, jeofizik etüt yapılarak tavsiyede bulunulmuş. Dolayısıyla sağlıklı değil. Kaldı ki bu yörede yüzey suları yeraltına ulaştığı zaman magmaya kadar ulaşmıyor. Buradaki sular meteorik dediğimiz yüzey suları, yağmur ve kar suları paylar boyunca derinliklere iniyor. Magma yani bir ısı odak noktasına ulaşmadan geri dönüyor. Bir yeryüzü suyu 7 yılda ancak geri dönebilir. Dolayısıyla burada bir jeotermal santrali çevirecek kadar sıcak su bulacaklarını bilimsel olarak öngörmüyorum” bilgisi veriyor.

Bu kâr kime gidiyor?

Bölge halkının bilinçli olduğunu ve projeye karşı duracağını belirten Eşref Atabey, birçok projenin yabancı şirketler eliyle yürütülmesine dair de, şu soruları sorarak noktalıyor sözlerini: “Maalesef ülkemizde vahşi madencilik yapılıyor. Buna sömürü madenciliği diyorum. Madenlerin tümü kamu malıdır. Hepimizin ortak olan malı, şirketler aracılığıyla yurt dışına transfer ediliyor. Dolayısıyla; bu madeni kim çıkarıyor? Kim üretiyor? Kim satıyor? Bu kâr kime gidiyor? Sorularını sormamız lazım”

 

1 - 20
- +

1.

2.

3.

4.

5.

6.

7.

8.

9.

10.

11.

12.

13.

14.

15.

16.

17.

18.

19.

20.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

‘Hayırda acele ediniz’

SON HABERLER

Burası Gimgim, göğsümüzü siper ederiz | Foto Galeri

Yazar: Yeni Yaşam
24 Nisan 2026

‘Hayırda acele ediniz’

Yazar: Yeni Yaşam
24 Nisan 2026

Kürt aklı oluştu, yabancı akılların yarattığı uyuşukluk geçiyor

Yazar: Yeni Yaşam
24 Nisan 2026

‘Statü’ meselesi ve silahsızlanma

Yazar: Yeni Yaşam
24 Nisan 2026

SOHR: Nisan’da çoğu Kürt 49 genç tutuklandı

Yazar: Yeni Yaşam
24 Nisan 2026

Faşizm? faşizm!

Yazar: Yeni Yaşam
24 Nisan 2026

Hakikat geciktikçe suç derinleşir: Tuğlayı çekin!

Yazar: Yeni Yaşam
24 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır