Tarihte büyük günler, büyük mücadeleler sonucu doğmuştur. Bu, 1 Mayıs için de böyledir. İşçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve savaşım günü olarak 1 Mayıs; işçi sınıfının emek ve özgürlük eksenli burjuvaziye karşı yürüttüğü kararlı mücadelenin sonucunda doğmuş ve dünya işçi sınıfının mücadelesi tarihine altın harflerle geçmiştir. Dünya tarihinde pek çok gün, yaşanmış büyük acıların ya da kazanılmış zaferlerin nişanesi olarak anılır. Ancak 1 Mayıs, hepsinden farklı bir yere sahiptir. O, fabrikalardan tarlalara, ofislerden şantiyelere kadar hayatın her alanını var edenlerin; insanca yaşam talebi etrafında birleştiği evrensel bir çığlıktır.
***
“Bir günlük isyan-daha azı değil. Emeğin dünyasını egemenlik altında tutan kurumların sefil sözcülerinin denetimi dışında bir gün. Emeğin kendi yasalarını yaptığı ve bunları uygulamaya koyma gücünü elde ettiği bir gün. Emekçi ordusunun birliğinin yarattığı muhteşem gücün, dünyanın tüm halklarının kaderlerini ellerinde tutanlara karşı çevrildiği bir gün.” diyordu 1885 tarihli AFL-Emek Federasyonu’nun bildirisi.
Her şey, 19.yüzyılın sonlarında işçilerin günde 12 ile 16 saat arasında değişen çalışma sürelerine karşı günde 8 saat çalışma talebiyle başladı. ABD’de yarım milyona yakın işçi bu taleple greve çıktı. 4 Mayıs’ta Chicago’daki Haymarket Meydanı’nda düzenlenen gösterilerde çıkan çatışmalar ve patlamalar sonucunda çok sayıda işçi hayatını kaybetti. Olaylar sonrası dört işçi lideri idam edildi.
1889 yılında Paris’te toplanan İkinci Enternasyonal (Milletlerarası İşçi Kardeşliği Teşkilatı), Chicago’da hayatını kaybedenlerin anısını yaşatmak ve 8 saatlik iş gününü savunmak amacıyla 1 Mayıs’ı dünya çapında ‘Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’ olarak ilan etti. O günden bu yana 1 Mayıs, sadece bir anma günü değil, aynı zamanda emeğin sömürüye karşı dik duruşunun simgesi haline gelmiştir.
Özetle Amerikan işçilerinin mücadelesi sonucunda doğan 1 Mayıs, zamanla tüm dünyada işçilerin birliğini ve dayanışmasını ifade eden bir güne dönüşmüştür. Emekleriyle bu dünyayı var eden işçilerin ırk, dil, din, ülke farkı gözetmeksizin ortak bir günde,1 Mayıs’ta birlik, dayanışma duygularını ve isteklerini ifade etmeleri zamanla çok daha anlam kazandı.
Bu günün içeriğinde artık bilginin, üretimin, barışın, paylaşımın, adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün bir arada, bir bütün olarak anlamı vardır.
***
Bugün teknoloji çağından, yapay zekadan ve dijitalleşmeden bahsediyoruz. Ancak bir gerçek var ki hiç değişmiyor: Dünyayı hâlâ emek döndürüyor. Yazılımı kodlayan parmaklar, kuryeyi kapımıza getiren yorgun adımlar, toprağı işleyen eller… Şekli değişse de özü aynı kalan emek, bugün yeni zorluklarla karşı karşıya.
Güvencesiz çalışma koşulları, derinleşen gelir adaletsizliği ve sendikalaşmanın önündeki engeller, 1 Mayıs’ın kutlanmasından ziyade üzerine yeniden düşünülmesini zorunlu kılıyor. Gerçek bir bayram, ancak emeğin hakkının verildiği, sofradaki ekmeğin adaletle bölüşüldüğü bir düzende mümkündür.
1 Mayıs, aynı zamanda toplumsal barışın da provasıdır. Farklı dillerden, farklı inançlardan ve farklı coğrafyalardan gelen milyonların tek bir ağızdan ‘Yaşasın 1 Mayıs’ demesi, insanlığın ortak kaderde buluşabileceğinin en somut kanıtıdır. Şiddetin ve kutuplaşmanın uzağında, sadece emeğin kutsallığına odaklanan bir meydan, aslında özlemini duyduğumuz kardeşlik sofrasının bir yansımasıdır.
Bu yıl 1 Mayıs’ı selamlarken; grev hakkından sosyal güvenliğe, iş sağlığından adil ücrete kadar her alanda, sadece kendi haklarımız için değil, bizden sonraki kuşaklara daha onurlu bir dünya bırakmak için sesimizi yükseltmeliyiz.
Çünkü biliyoruz ki; kalemle yazılan şiir de, çapa ile kazılan toprak da, tuşlara basan parmak da aynı büyük hikâyenin parçasıdır. Emeğin bayramı, ancak adaletin egemen olduğu bir baharda gerçek anlamını bulacaktır.
Tüm emekçilerin, kalemini ve alın terini kutsal sayanların 1 Mayıs’ı kutlu olsun. Yaratanlara selam olsun… Yaşasın 1 Mayıs! Bijî Yek Gulan!









