• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
30 Nisan 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Ertuğrul Kürkçü

Dünya savaşı gölgesinde 1 Mayıs

30 Nisan 2026 Perşembe - 00:00
Kategori: Ertuğrul Kürkçü, Yazarlar

1 Mayıs 2026’ya, dünya savaşı heyulasının artık yalnızca geçtiğimiz yüzyılın bakiyesi bir travma, insanlığı dehşet içinde uykusundan uyandıran tarihsel bir karabasan değil, üçüncü kez üzerimize çökmesinin kuvvetli bir ihtimal haline geldiği koşullarda giriyoruz.

Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Lübnan’a, Kızıldeniz’den Suriye ve Irak’a, Venezuela’dan Kolombiya’ya, Grönland’dan Tayvan’a, Avrupa’nın yeniden militarizasyonuna, Ortadoğu’nun parçalanmış güvenlik yapılarına kadar yayılan tablo, apayrı krizlerin rastlantısal bir toplamı değil. Dünya kapitalizminin, belki de tarihinin en büyük krizini giderek yayılan savaşlar, maddi ve manevi yaşamın artan askerileşmesi, güvenlik devletleri, geçit vermeyen sınır rejimleri ve otoriter “iç cepheler” aracılığıyla yönetmeye yöneldiği bir tarihsel andayız.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2026 verilerine göre dünya askeri harcamaları son on yılda küresel ölçekte yüzde 41 yükseldi. Bu, peş peşe on birinci yıllık artış demek. Savaş ihtimali artık yalnızca diplomatik demeçlerde kalmıyor; savaş bütçelerinde, sanayi politikalarında, enerji stratejilerinde, göç ve sınır rejimlerinde ve sermaye birikiminin yeni yönelimlerinde mayalanıyor.

Saray merkezli askeri-endüstriyel kompleks

Türkiye’yi bu küresel savaş ikliminde kendi sınırlarını korumaya, yaklaşan fırtınadan uzak durmaya çabalayan bir ülke olarak görmek safdillik olur. Gene, SIPRI verilerine göre Türkiye’nin askeri harcamaları 2025’te 30 milyar dolara ulaştı; bu, 2016’ya göre dünyanın iki katından fazla, yüzde 94 artış demek. Türkiye’de artık Saray çevresinde yeni bir askeri-endüstriyel kompleks var. Devlet ihaleleri, özel fonlar, kamu bankaları, Savunma Sanayii Başkanlığı, iktidara yakın şirketler, teknomilliyetçi söylem, ihracat diplomasisi ve bölgesel askeri angajmanlar -hepsi aynı iktidar yapısının bileşenleri.  “Milli teknoloji”, “yerli ve milli savunma”, “stratejik özerklik” ve “büyük Türkiye” söylemleri, bu kapasitenin toplumsal ve ekonomik maliyetinin bütçenin başlıca gelir kaynağı olan ücret gelirlerinin vergilenmesinden karşılandığını gizliyor.

Türkiye’nin müesses nizamını saran kabına sığmazlık, yani mevcut sınırların, diplomatik statünün ve bölgesel rolün ötesine taşma arzusu ve bu askeri-sanayi birikimi birbirini besliyor. Savaş teknolojileri geliştikçe bölgesel müdahale iştahı artıyor; müdahale alanları genişledikçe silahlanma giderlerini büyütme gerekçeleri güçleniyor. Savaşa karşı emek siyaseti, Türkiye’de bu askeri-endüstriyel kompleksin sınıfsal, siyasal ve ideolojik işlevini teşhiri görev edinmeden olamaz. Barış, yalnızca bir dış politika tercihi değil; emekçilerin kaynaklar, bütçe, demokrasi ve gelecek üzerindeki haklarını savunma eylemidir.

Avrupa Sosyal Demokrasisinin geçtiğimiz yüzyılın başındaki çöküşü bu açıdan tükenmez bir ibret kaynağıdır. İkinci Enternasyonal’in ana partileri 1914’te “vatan savunması” korkuluğuna teslim olarak kendi emperyalist devletlerinin savaş bütçelerine oy vermekle yalnızca bir örgütsel yıkıma değil, uluslararası işçi hareketinin tarihsel iddiasında etkisi hâlâ süren derin bir kırılmaya yol açmışlardı. 2026 1 Mayısı’na bu hafızayla, “ulusal birlik”, “güvenlik”, “iç cephe”, “vatan savunması” ve “jeopolitik zorunluluk” adına işçilerin savaş bütçelerine, silahlanma yarışına ve devletlerin emperyal ya da bölgesel hesaplarına yedeklenmesine izin verildiğinde ne olduğunu bilerek giriyoruz.

Halkların enternasyonal barış bloku

Üçüncü bir dünya savaşının gölgesinde 1 Mayıs, dünyanın bütün ülkelerinde işçi sınıflarına kendilerinin bağımsız, aşağıdan bir barış doğrultusu oluşturma zorunluluğunu hatırlatmalı. Bu bağımsız hat, dar anlamda pasifist bir tutumdan ibaret olamaz. Savaş karşıtı politika emek, demokrasi, halkların eşitliği, kadın özgürlüğü, göçmen hakları ve ekolojik yıkıma karşı mücadeleyle birleşmeksizin sonuçsuz kalır.

Tam burada bir enternasyonal savaş karşıtı blok ihtiyacı kendini hissettiriyor. Bu blok, yalnızca barış örgütlerinin, diplomasi yanlılarının ya da savaşın insani sonuçlarından kaygı duyan çevrelerin toplamı olarak düşünülemez. Savaş karşıtı blokun, emekçilerin, ezilen halkların, kadınların, göçmenlerin, gençlerin, kent yoksullarının, ekoloji hareketlerinin, anti-faşist ve ırkçılık karşıtı güçlerin, Filistin’le dayanışma hareketlerinin ve Kürt özgürlük mücadelesinin aynı tarihsel savaş karşıtlığı içinde birbirlerini tanıdığı bir toplumsal-politik zemin olarak kurulması gerekir.

Bu savaş karşıtı blokun ayırt edici niteliği, egemen devlet bloklarından birini seçmemesinde, seçmemek zorunda olmasındadır. Konu, yukarıdan kurulan devletlerin savaş ittifaklarına karşı aşağıdan halkların ittifakını kurmaktır.

ABD-İsrail savaş ekseninin bölgedeki başlıca savaş kaynağı olduğu gerçektir. Ama Avrupa savaşın dolaysız faili rolünden uzak dursa da ABD-İsrail’in cezasızlığın diplomatik kalkanı olarak savaş kaynağını beslemeye devam ediyor. İran gibi otoriter bölge devletlerinin emperyalist saldırıya uğraması onları barışçı ve özgürlükçü güçlere dönüştürmüyor. Türkiye’deki Erdoğan rejimi de emperyalist düzenden kopmayan, kapitalist devletler arasında pazarlıklar ve manevralar yapan, içeride ise “iç cephe” siyasetiyle toplumsal muhalefeti disipline etmeye çalışan bir otoriter, özgürlük karşıtı güç olmaya devam ediyor.

Bu ayrım 1 Mayıs’ta alanlardan yükselecek “barış” çağrıları için yaşamsaldır. Çünkü işçi sınıfı kendi tarihsel rolünü, devletler ve sermaye fraksiyonları arkasında hizalanarak değil, onlardan bağımsız bir toplumsal güç olarak kurabilir. Savaş karşıtı blok, doğası gereği yalnızca “barış isteyenler”in toplamı değil, savaş düzeninin maddi temellerine karşı çıkan bir emek ve halklar bloku olacaktır. Bu blok, silahlanmaya karşı sosyal bütçeyi; emperyalist müdahalelere karşı milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkını; otoriterlik ve faşizme karşı demokratik özgürlükleri, göçmen düşmanlığına karşı eşit hakları; patriyarkaya karşı kadın özgürlüğünü; kapitalist yıkıma karşı emeğin ve doğanın savunusunu aynı hatta bağlamadığı sürece gerçek bir savaş karşıtı güç haline gelemez.

Kürdistan, Kürt sorunu ve barış

Türkiye-Kürdistan açısından bu görev daha da yakıcı. Çünkü iki ülkede de emeğin sorunu hiçbir zaman yalnızca ücret sorunundan ibaret değildi. Kürt sorununun inkârı, savaş ve güvenlik politikaları, zorunlu göç, kent yoksulluğu, kayyım rejimi, yerel demokrasiye zorbaca saldırılar, sendikal baskılar ve meydan yasakları, her zaman işçi sınıfının maddi varoluşunu doğrudan belirleyen unsurlar oldu. Türkiye’de ve Kürdistan’da 1 Mayıs, bu yüzden yalnızca çalışma hayatına ilişkin taleplerin değil, barışın, demokratik hakların, halkların eşitliğinin ve meydan hakkının da günüdür.

Bugün Türkiye’de rejim, bölgesel savaş basıncı altında içeride “iç cephe”yi güçlendirme, toplumsal muhalefeti disipline etme ve Kürt sorununu Kürt halkının demokratik tanınması ve hakların teslimi yerine güvenlik ve tabiyet mantığı içinde yönetme eğiliminde.

Silahsızlanma, çatışmasızlık ya da gerilimin düşürülmesi ancak eşit yurttaşlık, siyasal eşitlik, yerel irade, kültürel haklar ve örgütlenme özgürlüğü bir araya geldiğinde kalıcı bir barış ufkuna dönüşebilir. Kürt sorunu Erdoğan rejiminin beka taktiklerinin politikaya tercümesine indirgenemez. Kürt Sorunu; inkâr, parçalanma, devlet şiddeti ve eşit yurttaşlık eksikliğinin bir araya gelerek oluşturduğu 1. Dünya Savaşı’nın galiplerinin Kürdistan’ı parçalayarak vahimleştirdikleri tarihsel-demokratik bir sorundur. Dolayısıyla, Kürtlerin eşitlik ve özgürlük talepleri, 1 Mayıs’ın çağırdığı savaş karşıtı blokun kıyısında değil, merkezinde yer alacaktır.

1 Mayıs’a üçüncü bir dünya savaşı ihtimalinin gerçeğe dönüşmesini seyrederek değil, onu önleme iradesini büyütme hedefiyle giriyoruz. Barış olmadan emek özgürleşemez; emek kendi bağımsız gücünü kurmadıkça barış bir toplumsal kuvvet ve hareket haline gelemez; halkların eşitliği olmadan demokrasi tamamlanamaz.

2026 1 Mayısı’nda Türkiye ve Kürdistan’dan dünyaya yönelen devinimin tarihsel anlamı da burada şekilleniyor: Devletlerin savaş bloklarına karşı, işçilerin ve halkların aşağıdan enternasyonal savaş karşıtı bloku; sermayenin yerküreyi kendisiyle birlikte yok oluşa sürükleyen ölümcül hâkimiyetine karşı, insanlığın, özgürlük, barış ve emek eksenli ortak gelecek iradesinin maddi bir güç haline dönüştüğü enternasyonalizm!

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Emeğin sönmeyen meşalesi 1 Mayıs

Sonraki Haber

Kürtler alternatifsiz kalmaz -1

Sonraki Haber

Kürtler alternatifsiz kalmaz -1

SON HABERLER

31 yıl sonra tahliye edilen Ramazan Kıran: Mücadele sürecek

Yazar: Yeni Yaşam
30 Nisan 2026

Gülistan Doku soruşturmasında şüpheler

Yazar: Yeni Yaşam
30 Nisan 2026

‘Olağan’üstü bir yol kapanması

Yazar: Yeni Yaşam
30 Nisan 2026

Anlamsızlığın iktidarı ve kültürsüz siyasetin sessiz çöküşü

Yazar: Yeni Yaşam
30 Nisan 2026

Kürtler alternatifsiz kalmaz -1

Yazar: Yeni Yaşam
30 Nisan 2026

Dünya savaşı gölgesinde 1 Mayıs

Yazar: Yeni Yaşam
30 Nisan 2026

Emeğin sönmeyen meşalesi 1 Mayıs

Yazar: Yeni Yaşam
30 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır