İran’da bir süre tutsak kalan avukat Behnam Ebrahimzadeh, ‘Halk iradesine dayanan demokratik sistem tek yoldur’ dedi
İran cezaevlerinde tutulan muhalifler, hak savunucuları ve protestoculara yönelik ağır ihlaller devam ediyor. ABD ve İsrail saldırılarının başladığı süreçte dahi infazlar ve hak ihlalleri son bulmadı. 8 Nisan’da yapılan ateşkesten bu yana basına yansıyan bilgilere göre en az 22 siyasi ve 15 adli tutuklu idam edildi. Bu sayının daha da yüksek olduğu tahmin ediliyor.
Bir süre tutuklu kalan İran İnsan Hakları Merkezi (IHRS) aktivisti avukat Behnam Ebrahimzadeh, cezaevlerinde yaşananları değerlendirdi. Cezaevi sürecinde hiçbir hakkın kendisine tanınmadığını belirten Ebrahimzadeh, “Tehlikeli mahkumlar koğuşuna nakledildim. Hasta olmama rağmen tıbbi bakımdan mahrum bırakıldım. Aylarca hücre hapsinde tutuldum, ailemle iletişimim ve ziyaretlerim engellendi. Ağır psikolojik baskıya maruz kaldım. Ne yazık ki bu tür uygulamalar daha yaygın biçimlerde devam ediyor” dedi.
‘Ağır cezalar ve hatta idam cezaları verilmesinin temelini oluşturuyor’

Birçok tutsaktan işkenceyle itiraflar alındığını söyleyen Ebrahimzadeh, “Zorla itiraf sadece bir yargı süreci değil, toplumu kontrol etme ve yönetme amaçlı bir güvenlik mekanizmasının parçası. Amaç gerçeği ortaya çıkarmak değil, önceden belirlenmiş bir anlatı üretmek, gözaltıları haklı çıkarmak ve kamuoyunda korku ve caydırıcılık ortamı yaratmak. Benimle birlikte hapishanede tutulanlar dahil olmak üzere birçok siyasi mahkum, güvenlik kurumlarının istediği anlatıyı kameraların önünde tekrarlamaları için bu tür bir baskı altında kaldı. İtiraflardan sonra ağır cezalar ve hatta idam cezaları verilmesinin temelini oluşturuyor” şeklinde konuştu.
‘İdamlar halka geri adım attırmadı’
İran’da rejimlerin idamları “toplumu sindirmek ve insanları korkutmak için bir araç” olarak uyguladığını söyleyen Ebrahimzadeh, “İdamlardaki artış bu çerçevede analiz edilebilir: toplumsal hoşnutsuzluğu kontrol etmek ve protestoların yayılmasını önlemek için bir korku iklimi yaratmak” dedi.
Halkın idam ve işkence politikasına karşı sinmediğini vurgulayan Ebrahimzadeh, “Bu infazlara, işkencelere ve hapis cezalarına rağmen insanlar geri adım atmamıştır. Mücadele çeşitli biçimlerde devam etmiştir. Özellikle Jîna Emînî eylemlerinden sonra, toplum hala protesto halindedir. Bölgesel gerilimler ve savaş gibi zamanlarda sosyal hareketler geçici olarak geri bastırılsa da bu onların sonu bulduğu anlamına gelmez” diye kaydetti.
‘Belucistan’da ekonomik yoksunluk da var’
İdam edilenler arasında Kürtlerin, Belucların ve Lorların yoğunlukta olduğuna dikkati çeken Ebrahimzadeh, “Bu, siyasi, tarihi ve güvenlik faktörlerine dayanıyor. Bu bölgelerin hükümete karşı tarihi tutumu var. Özellikle Kürdistan ve Belucistan’da toplumun önemli bir kısmı cumhuriyetin meşruiyetini kabul etmemiş ve her zaman çatışma olmuştur. Kürdistan’da siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları, yaygın baskı, tehdit ve kısıtlamalara rağmen sosyal tabanlarını bir ölçüde koruyabilmişlerdir. Bunun açık bir örneği, halkın grev çağrılarına verdiği yanıttır. Bu nedenle, bu bölgelerdeki çatışmalar genellikle daha şiddetlidir. Belucistan’da siyasi sorunlara ek olarak, ekonomik yoksunluk, yapısal ayrımcılık ve dengeli kalkınma eksikliği var. Bu bölgeler diğer yerlere göre daha fazla baskı ve zulme maruz bırakılmıştır. Son protestolarda on binlerce insan öldürüldü ve tutuklandı. İnfaz süreci devam ediyor” diye konuştu.
‘Sosyal hareketler yeniden canlandırılmalı’
İran’daki sorunların dış müdahale ya da herhangi bir savaşça çözüm bulmayacağını söyleyen Ebrahimzadeh, “Tarihsel deneyimler demokrasinin silah namlusundan çıkmadığını göstermiştir. Yabancı müdahalenin genellikle daha büyük istikrarsızlığa, altyapının yıkımına ve halk için acılara yol açtığını göstermiştir. Gerçek ve kalıcı değişim ancak toplumun içinden sağlanabilir. Sosyal hareketler yeniden canlandırılmalı, kamuoyu farkındalığı artırılmalı ve insanlar taleplerini geniş ve örgütlü bir şekilde dile getirmelidir. Sivil toplumu, sosyal dayanışmayı güçlendirmek, sivil ve şiddet içermeyen yöntemler izlemekte yatıyor. Bu yol, zaman alıcı ve maliyetli olabilir. Ancak nihayetinde halkın iradesine dayanan demokratik, sürdürülebilir bir sisteme götürebilecek tek yoldur” ifadelerini kullandı.
‘Halkın açık talebi, bu hükümetin devam etmemesidir’
Devletlerin İran ile uzlaşma politikalarından vazgeçmesi gerektiğini söyleyen Ebrahimzadeh, şunları kaydetti:
“Halkın açık talebi, bu hükümetin bir gün daha bile devam etmemesidir. İran halkı, tüm etnik grupların tanındığı, eşit haklara sahip olduğu ve saygı gördüğü demokratik ve laik bir sistem istiyor. Bu talep, belirli bir grup veya hareketin talebi değildir. Yıllarca baskı ve ayrımcılık altında yaşayan toplumun büyük bir kesiminin ortak talebidir.”
‘Bu çocukların darağacına teslim edilmesine izin vermeyin’
Uluslararası hukuk kurumlarına da çağrı yapan Ebrahimzadeh, “İslam Cumhuriyeti’ni Lahey Mahkemesi dahil olmak üzere uluslararası yargı organlarında hesap verebilir hale getirmek için tüm yasal ve uluslararası kapasitelerinizi kullanmanızı rica ediyorum. Bu, göz ardı edilemeyecek insani ve mesleki bir sorumluluktur. Siyasi tutuklular için koruyucu tedbirleri gündeme almanızı rica ediyorum. Bu çocukların sessizce ve çaresizce darağacına teslim edilmesine izin vermeyin. Bugün her zamankinden daha çok pratik eyleme, sorumluluğa ve küresel dayanışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kitlesel insan hakları ihlali karşısında sessiz kalmak, buna ortak olmak anlamına gelir” ifadelerini kullandı.
Haber: Berivan Kutlu \ MA









