Dêrsim Emek ve Demokrasi Platformu, Dêrsim Katliamı’nın yıl dönümü dolayısıyla ‘Osmanlı’dan Cumhuriyete Dêrsim: Tarih, siyaset, yaşam’ paneli gerçekleştirdi
Dêrsim Emek ve Demokrasi Platformu, Dêrsim Katliamı’nın 89’uncu yıl dönümü dolayısıyla “Osmanlı’dan Cumhuriyete Dersim: Tarih, siyaset, yaşam” konulu panel düzenledi. Panele, milletvekillerinin yanı sıra inanç örgütü, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda kişi katıldı. Moderatörlüğünü araştırmacı-yazar Nesimi Aday’ın yaptığı panele, Prof.Dr. Gülnaz Karatay, Doç. Dr. Yalçın Çakmak ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat konuşmacı olarak katıldı.
Panel, katliamda yaşamını yitirilenlerin anısına yapılan saygı duruşuyla başladı.
Panelin açılış konuşmasını yapan Nesimi Aday, tarih boyunca Dêrsim’e çok sayıda sefer yapıldığını hatırlatarak Dêrsim Katliamı’na giden süreçte devletin yaptığı hazırlıkları anlattı. Daha sonra konuşan Yalçın Çakmak, 16’ncı ve 19’uncu yüzyıl arasında Osmanlı Devleti’nin Dêrsim bölgesindeki aşiretlere yönelik böl-parçala ve baskılama politikalarına değindi. Çakmak, Osmanlı Devleti’nin bölgeye yönelik “Sünnileştirme” çabalarının olduğunu söyleyerek “Bu politikalar Dêrsim’de başarılı olmasa da diğer bölgelerde yaşayan Aleviler üzerinde etkili olduğunu söyleyebiliriz. 1900’lü yılların başına geldiğimizde Kürtler içerisinde Kürt milliyetçiliği gelişiyor. Devlet aşiretlere ayrı bir kin güdüyor. Dêrsim, Osmanlı bürokrasisi için ‘seferin olduğu ama zaferin olmadığı’ bir yer olarak görülüyor. Bu bölge Osmanlı için bir ‘çıban’ olarak görülüyor. Osmanlı’nın bölgeye dair ifadelerinde Kürt aşiretlerinin ‘her ne olursa olsun ortadan kalkması gerektiği’ yönünde bir siyaset yürütüyorlar. Aşiretlere yönelik yürütülen politikalarda pirler ve seyitlere yönelik ayrı bir siyaset yürütülüyor. O dönem aşiret reislerine yönelik yapılan sürgünlerde kadınların da sürgün edildiğini görüyoruz” diye belirtti.
Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte Kürdistan’da inkar, imha ve asimilasyon politikalarının başladığını söyleyen Çakmak, Dêrsim’in bu politikalar içerisinde ayrı bir bölge olarak görüldüğünü ifade etti. Çakmak, “1933 yılında önemli bir hadise oluyor ve Seyid Rıza’nın oğlu öldürüyor. Hozat Kaymakamlığı bu hadiseye karışan aşiretlerin reislerini toplayarak ‘iyi yapmışsınız’ diyor. Böylelikle devletin aşiretlerin arasında uyguladığı ayrıştırma politikasını görüyoruz. Bu tarihten sonra Seyid Rıza devletin ‘radarına’ giriyor ve Seyid Rıza devletin bölgede otoritenin sağlanmamasına sebep olarak görülüyor. Dêrsim, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar hep Kürt olarak kodlanmış. Dêrsim, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar resmi otoritenin tesis edilmesi gereken yer olarak görülüyor ve bu sağlanıyor. Nitekim Kürdistan’da daha sonraki süreçte bir kımıldama olmuyor” ifadelerini kullandı.
Katliam sorumluları
Ardından konuşan Prof. Dr. Gülnaz Karatay, katliam sonrası “travma” kavramı üzerinde durdu. Her 10 yılda bir Dêrsim toplumun travma yaşadığına dikkat çeken Gülnaz Karatay, “Travma döngüsünün topluma bir yükü var. Kentteki güvenlikçi politikalar, ekolojik tahribatlar, kültürel asimilasyon politikaları, yapısal eşitsizlikler ve politik baskılar çok katmanlı travma yapılarından. Bütün bunlar toplum üzerinde kronik bir stres yükü oluşturuyor. Toprak ve tanıklar travmanın sürekli tetiklenmesine neden oluyor. Coğrafya, travma sahnesi olduğu gibi bir şifa mekanıdır. Coğrafyanın travma yaratması beraberinde ontolojik güvenlik kaybı getiriyor. ‘Ben kimim, nereden geldim, ve nereye gidiyorum?’ soruları geliyor akla. Bu travmatik kent beraberinde göçü de getiriyor. Güvensizlikle beraber sürekli tetikte olma hali var. Hayatımızın her alanında politika var. Ontolojik güvensizlik topluluğun kendi iç katmanları arasında da kırılmalara ve gerilimlere neden oluyor. Ontolojik güvensizlik bağlamında yapılan bir araştırmada devlet, Dêrsim’deki 1,2 ve 3’üncü kuşak arasında her üç kuşak arasına da ‘aynı baskıcı yapı’ olarak algılanıyor” şeklinde konuştu. Gülnaz Karatay, doğa, inanç, eğitim, kamusal söylemler gibi birçok başlıkta ontolojik güvensizliğin nasıl oluştuğunu anlatarak konuşmasına devam etti.
Alevilerin sorunları artıyor
Panelde son olarak konuşan Hüseyin Mat, Alevi inancının tarihsel süreçte egemenler için hep “tehdit” olarak görüldüğünü söyledi. Alevilerin yaşadığı katliamlardan ders alarak örgütlendiklerini söyleyen Mat, “Alevilerin sorunu katmerli ve her geçen gün de artıyor. Devlet rahat duruyor mu, hayır durmuyor. Bir toplantı organize ediliyor ve onlar da dedelere maaş verilsin mi verilmesin mi tartışması yürütüyor. Biz katledilen canları anıyoruz ama cemevi başkanlığı da ‘dedelere maaş verilsin mi verilmesin mi’ tartışması yürütüyor, hem de 4 Mayıs’ta. Alevilerin yoğun yaşadığı Dêrsim’de 4 tane cami varken bir tane cemevi var o da devletin karakolu gibi hareket ediyor. Bugün bu topraklarda doğup burada büyüyen ve okula giden çocuklarımız kendi anadillerinde konuşamıyorsa önce bununla ilgilenmek gerekiyor ve hesaplaşmayı buradan başlatmak lazım. Biz yarın tertelenin yıl dönümünde bir araya geleceğiz ama niye bütün Dêrsim halkı anmaya gelmiyor? Önce bunu çözmemiz ve bir araya gelmememiz lazım. Çocuklarımıza ve gençlerimize inancımızı nasıl kazandırabiliriz üzerine düşünmemiz lazım” diye konuştu. Mat, son olarak Türkiye Anayasası’na hak olmasına rağmen Alevilerin örgütlenme hakkının engellendiğini ve Alevilerin birçok haktan yararlanmadığını söyledi.
Panel soru-cevap şeklinde sonra erdi.
Kaynak: MA









