Steve Hanke’nin 2026 Sefalet Endeksi’nde Türkiye dünyanın en sefil üçüncü ülkesi oldu. Yüksek faiz, kalıcı enflasyon ve eriyen alım gücü milyonları yoksullaştırırken, iktidarın “denge” söylemi halkın gündelik yaşamındaki çöküşü gizleyemiyor
Dünyaca ünlü ekonomist Steve Hanke tarafından hazırlanan 2026 Sefalet Endeksi, Türkiye ekonomisinin içine sürüklendiği tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi. Rapora göre Türkiye, Venezuela ve Sudan’ın ardından dünyanın en sefil üçüncü ekonomisi konumunda yer aldı. İktidarın “enflasyonda düşüş başladı”, “ekonomide dengelenme sağlandı” açıklamalarına rağmen milyonlar için hayat her geçen gün daha pahalı, daha güvencesiz ve daha borçlu hale geliyor.
Raporda Türkiye’nin sefaletinin temel nedeni olarak yüzde 56,7’ye ulaşan kredi faizleri ile hâlâ yüksek seyreden enflasyon gösteriliyor. Kâğıt üzerinde enflasyon oranlarının gerilemesi, halkın yaşadığı gerçekliği değiştirmiyor. Çünkü ücretler artsa bile fiyatlar durmuyor; yalnızca zamların hızı yavaşlıyor. Markette, kirada, ulaşımda ve faturada biriken yük emekçilerin yaşamını her ay biraz daha küçültüyor.
Hanke’nin dikkat çektiği “para illüzyonu” kavramı da tam bu noktada anlam kazanıyor. Resmi verilere göre ücretler yükselirken, yurttaşın hissettiği yoksulluk derinleşiyor. Çünkü insanlar maaş bordrosuna değil, pazardaki etikete bakıyor. Türkiye’de iktidarın uzun süredir sürdürdüğü “büyüyoruz” propagandası da bu nedenle toplumda karşılık bulmuyor. Büyüme rakamları artarken halkın alım gücü düşüyor, borçluluk yükseliyor ve yaşam standardı geriliyor.
Raporda en dikkat çekici karşılaştırmalardan biri Tayvan ile Türkiye arasında kuruluyor. Üst üste ikinci kez dünyanın “en mutlu ekonomisi” ilan edilen Tayvan, bunu yapay zekâ ve yarı iletken teknolojilerine yaptığı yatırımlarla başardı. Kişi başına reel büyümenin yüzde 9,2’ye ulaştığı ülkede işsizlik yalnızca yüzde 3,3, enflasyon ise yüzde 1,3 seviyesinde. Küresel teknoloji üretiminde kritik rol oynayan Tayvan, yüksek katma değerli üretim sayesinde halkın refahını artırırken, Türkiye düşük ücret ve yüksek faiz düzenine mahkûm edilmiş durumda.
Benzer biçimde Singapur, Tayland, Vietnam ve Endonezya gibi Asya ülkeleri de düşük enflasyon ve kontrollü para politikalarıyla sefalet endeksinde alt sıralarda yer aldı. Özellikle Tayland’daki yüzde 0,8 işsizlik oranı dikkat çekiyor. Bu ülkeler üretim kapasitesini artırırken merkez bankalarının görece öngörülebilir politikalarıyla ekonomik istikrar sağlayabiliyor.
Türkiye’de ise tam tersine, yüksek faiz politikası reel sektörü boğuyor. Rapora göre yüzde 56’yı aşan kredi maliyetleri KOBİ’lerin işletme sermayesine erişimini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Konut kredileri erişilemez seviyeye çıkarken, taksitli alışveriş bile milyonlar için lüks oluyor. Bankalar yüksek faizden kârlarını büyütürken, üretici ve emekçiler borç yükü altında eziliyor.
İktidarın 2023 sonrası uyguladığı sıkı para politikası enflasyonu frenlemeyi hedeflese de bunun faturası işçi sınıfına kesildi. Düşük ücret politikası, art arda gelen zamlar ve ağır vergi yükü nedeniyle emekçiler “enflasyonla mücadele” adı altında yoksullaştırıldı. Raporda Türkiye için kullanılan “stagflasyon olmasa da yaşam kalitesini sefalet düzeyine indiren ekonomi” değerlendirmesi, bu gerçeğin uluslararası ölçekte de görüldüğünü ortaya koyuyor.
Türkiye’nin Yunanistan ile karşılaştırılması da çarpıcı. 2010’lu yıllarda ağır borç kriziyle anılan Yunanistan, bugün sefalet endeksinde Türkiye’den çok daha iyi bir konumda bulunuyor. Bir dönem “battı” denilen ülkenin bile Türkiye’den daha düşük sefalet puanına sahip olması, mevcut ekonomi yönetiminin başarısızlığını ortaya koyuyor.
Rapora göre Türkiye’nin önündeki temel riskler yalnızca bugünkü krizle sınırlı değil. Petrol fiyatlarındaki artış, iklim krizinin tarım üzerindeki etkileri ve dışa bağımlı üretim modeli yeni zam dalgalarının habercisi olarak görülüyor. Özellikle gıda fiyatlarında yaşanacak yeni sıçramalar, milyonlar için yaşam koşullarını daha da ağırlaştırabilir.
HABER MERKEZİ









