Kürdistan’a egemen olan sömürgeci güçler, en başta dil yasağını uygulamışlardır. ‘Savaş ve iktidar bloklarının en çok başvurdukları toplumsal politikalarından biri de asimilasyondur.’ Kültürel eritme anlamına gelen asimilasyon, halkların kendisini var etme yeteneğini elinden alma ve onu kendisine yabancılaştırmayı esas alır
Afşin Aybar
Doğa, kendi başına bir oluşlar muammasıdır. Milyonlarca biyolojik çeşitlilik yaratmıştır. Kendi ekosisteminde mantarlardan bitkilere, Eşeyli üreyeninden eşeysiz üreyenlerine, sürüngenlerden omurgalılara kadar canlı türleri bulunmaktadır. Son olarak da aslında bunların bileşkesi olan insanı yarattığı varsayılmaktadır. İnsan, diğer tüm canlı türlerinden farklı olarak kendisini yaratan bir canlı türü olarak var olmuştur.
Tüm canlılar içinde düşünce ve dil oluşumuna geçişi insan başarmıştır. İnsan, ilk başlarda doğayı gözlemlemiş ve doğayı taklit ederek basit seslerle iletişim kurmuştur. Zamanla tek heceli kelimelere, kelimelerden ise dil gibi devrimsel bir yaratıma ulaşmıştır. Dilin oluşumu, insanlığın gelişimi bakımından devrimsel bir nitelik arz eder. İnsan türü bu devrimle diğer canlılardan farklı olarak toplumsallığa geçiş yapar. Dilin gelişimi düşüncenin gelişmesini de beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla dil, toplumun en büyük devrimidir. Dilin gelişimi düşünceyi, düşüncenin gelişimi ilişkisellik temelinde dili etkilemiştir. Bu da toplumsal yaşama ivme kazandırmıştır. Önder Apo ‘’Dilin gelişkinlik düzeyi yaşamın gelişkinlik düzeyidir’’ şeklinde yorumlamaktadır.
Doğada insan türü kadar toplumsal emeğe dayalı olarak var olan başka bir canlı türü yoktur. İlk doğumdan sonra yaklaşık beş yıla kadar anaya bağlı, on beş yaşlarına kadar da doğrudan toplumsallığa bağlı yaşar. İnsan toplumsallığı ana kadın etrafında oluştuğundan, insanın toplumsal olarak yarattığı her şey ana kadın damgalı olur. İlk klandan bugünün en karmaşık toplumsal gerçekliğine kadar tüm kültürel yaratımlar ana kadın etrafında geliştirilmiştir. Dolayısıyla hem anaya bağlılık hem de ana etrafında oluşmuş olan toplumsallıktan beslendiği için alacağı dile de ‘ana dili’ denmektedir. Ana dil, toplumsallığın özüyle ilgilidir.
Ana dil; klan dili, kabile dili, aşiret dili, ulusal dil olarak zamanla boyutlanarak günümüze kadar gelmiştir. Ana dil; klan dili, kabile dili, halk dili olarak kendisini halkların temel yaratımlarının ifadesi olarak kutsallaştırılır ve halklar da onu toplumsallığının bir simgesi olarak her koşul altında korumayı esas alır. Klan, kabile, aşiret ve uluslar ürettikleri dilleriyle anılır ve bilinir. Bu nedenle ana dil, halkın ortak sembolüdür.
Onun içindir ki, Kürdistan’a egemen olan sömürgeci güçler, en başta dil yasağını uygulamışlardır. “Savaş ve iktidar bloklarının en çok başvurdukları toplumsal politikalarından biri de asimilasyondur.” Kültürel eritme anlamına gelen asimilasyon, halkların kendisini var etme yeteneğini elinden alma ve onu kendisine yabancılaştırmayı esas alır. Dilin yasaklanmasıyla, kendisi için düşünmeyen ve kendisi için üretmeyen bir toplum yaratılmak istenir. Bu ise insanın insan olma vasıflarının elinden alınması anlamına gelir. Bu tarz bir yasak dünyanın hiçbir yerinde ve döneminde uygulanmamıştır. Kürtlere uygulanan kültürel soykırımla birlikte Kürt dili saldırıların öncelikli hedefi olmuştur.
Dilin düşünce üzerindeki etkisini bildiklerinden yasaklamaya, asimilasyona buradan başladılar. Kürdistan’a egemen olan devletler Kürtçe üzerinde tam terör estirdiler. Kürt toplumsallığının en demokratik hakkı olan ana dilde eğitim hakları ellerinden alındı, bu yetmiyormuş gibi Kürt insanı kendi ana dilinde konuştu diye zindanlara atıldı, sokak ortasında linç edildi. Kürtlerin ana dillerini evlerinde dahi konuşmaları yasaklandı, suç sayıldı. Egemen resmi dil yükselmenin, övünmenin aracı olurken, yasaklanan dil olarak Kürtçe yargılama sebebi olan, zarar veren, bir an önce vazgeçilmesi gereken bir olgu olarak lanse edildi. Oluşturdukları teritoryal birliklerle toplu linç operasyonları yapıldı. Dil üzerindeki soykırımla toplumların birbirine karşı geliştirdiği katliam ve şiddet dehşetinin önü açıldı .
Ancak gelinen aşamada ana dil üzerindeki yasak ve asimilasyon politikalarının büyük oranda bir anlamı kalmadı. Çünkü elli yıllık ulusal demokratik direnişle birlikte asimilasyon boşa çıkarıldı. Bu dil devletsiz, statüsüz, resmi dil haline gelmeden varlığını sürdürdü. Kürt halkı kendisine olan güveni yeniden kazanarak dil ve kültür alanında tam bir demokratik devrim yaşadı.
Buna rağmen özel savaş rejiminin Kürt dil ve kültürüne yönelik baskı ve engellemeleri devam ediyor. Türkiye’de Kürtçe hala resmi olarak kabul görülmüyor. Dahası Türkiye halklarının ortak çatısı olması gereken parlamentoda Kürtçe yapılan konuşmalar ‘’bilinmeyen dil’’ denilerek kayıtlara geçilmektedir. Bu Kürt varlığının, kültürel gerçeğinin inkarının resmi olarak devam ettiğini, devletin bu konuda herhangi bir değişikliğe gitmediğini, mevcut iktidarın söylemlerinin propagandadan ibaret olduğunu ve gerçeğin propaganda ettikleri gibi olmadığını göstermektedir. Aksine asimilasyon politikaları, resmi yasa ve özel savaş uygulamalarıyla yaşamın her alanında ve her tür baskı aracıyla devam ediyor.
Kürtçe bilinen en eski dillerdendir. Aryen kökenli dil grubu anacıl komünal toplum kültürünün yaratımıdır. Günümüzde yapılan arkeolojik çalışmalar Aryen dilinin Hint-Avrupa dillerinin temeli olduğunu göstermektedir. Şu an Ortadoğu’da kullanılan birçok lisanın kök kelimeleri Kürtçenin dil haznesinden türemedir. Dolayısıyla Kürt halkının kendi ana dilini bir bayram coşkusuyla kutlamasında elbette çok büyük bir anlam vardır.
Kürtçe’yi yaşamın her alanında; sanat, edebiyat, tiyatrodan müziğe, şiir ve sinemaya kadar her yerde hakim hale getirmek, Kürtçe konuşmak ve Kürtçenin yasal dil statüsüne kavuşması için var olan mücadeleyi daha da yükseltmek gerekir. Kürt dil gününe verilecek en anlamlı cevap Kürtçenin tüm lehçelerini yaşatmak, bunun için de yaşamı Kurdîleştirmektir.








