Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla oluşan küresel tedarik krizini fırsata çeviren Şam yönetimi, savaşın yıkımını ‘yatırım koridoru’na dönüştürmeye çalışıyor
Deniz Bakır
ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik başlattığı askeri operasyonlar yalnızca bölgesel dengeleri değil, küresel enerji ve ticaret sistemini de sarstı. İran’ın buna karşılık Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatması, dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz taşımacılığının yaklaşık beşte birinin durması anlamına geldi. Küresel petrol fiyatları kısa sürede 100 doların üzerine çıkarken, Körfez ülkeleri ve Irak açısından enerji ihracatı yeni rotalar bulma sorununa dönüştü.
8 Aralık 2024’te Beşar Esad rejiminin devrilmesinin ardından kurulan Ahmed Şara liderliğindeki geçiş yönetimi, savaş sonrası yeniden inşa stratejisini tam da bu kriz üzerine kurdu. Şam yönetimi, ülkenin coğrafi konumunu Körfez ile Avrupa arasında “alternatif enerji ve lojistik koridoru” olarak pazarlamaya başladı. Şara yönetiminin temel hedefi, Batı ve Körfez sermayesini ülkeye çekerek Suriye’yi yalnızca bir geçiş noktası değil, Akdeniz’in enerji ve veri merkezlerinden biri haline getirmek.
‘Suriye geri dönüyor’(!)
İran savaşının başlamasından sonraki ilk 48 saatte küresel taşımacılık sistemi ciddi biçimde sarsıldı. Dünyanın en büyük konteyner şirketlerinden Maersk, MSC ve Hapag-Lloyd bölgedeki operasyonlarını askıya aldı. Süveyş Kanalı hattındaki riskler nedeniyle ticaret gemileri Ümit Burnu’na yönlendirildi. Bu değişiklik teslimat sürelerini 10 ila 14 gün uzatırken, lojistik maliyetleri de sert biçimde yükseltti. Avrupa ile Körfez arasındaki ticarette ortaya çıkan bu darboğaz, Suriye üzerinden işleyecek kara ve boru hattı projelerini bir anda stratejik hale getirdi.
Ahmed Şara yönetimi, bu gelişmeleri uluslararası yatırım çevrelerine “Suriye geri dönüyor” mesajıyla sundu. Şam’ın yeni ekonomik söylemi, ‘yardım değil yatırım.’ Yönetim, Körfez sermayesine düşük vergi, uzun vadeli işletme imtiyazları ve liman kullanım garantileri sunarak ülkeye sermaye çekmeye çalışıyor.
Bu dönüşümün en dikkat çekici ayağını enerji projeleri oluşturuyor. Şam yönetimi, Irak ve Körfez petrolünün Akdeniz’e taşınması için yeni boru hattı projelerini gündeme aldı. Özellikle Tartus ve Lazkiye limanlarının genişletilmesi, Suriye’yi enerji ihracatında alternatif bir kapı haline getirmeyi amaçlıyor. Enerji şirketleriyle yapılan görüşmelerde, Suriye’nin “istikrarlı bir enerji koridoru” olabileceği tezi işleniyor. Böylece savaşın yıktığı altyapı, yeniden inşa adı altında uluslararası sermaye için yeni yatırım alanına çevriliyor.
Liman faaliyetlerindeki artış, bu stratejinin ilk somut sonuçlarından biri olarak gösteriliyor. Tartus Limanı 2026’nın ilk dört ayında yaklaşık 2,75 milyon tonluk yük hacmine ulaştı. Bu rakam, iç savaşın başlamasından bu yana görülen en yüksek işlem hacimlerinden biri olarak kaydedildi. Lazkiye Limanı’nda ise konteyner taşımacılığında belirgin artış yaşandığı belirtiliyor. Körfez’den gelen yüklerin kara yoluyla Suriye’ye taşınması ve Akdeniz’e buradan ulaştırılması, yeni ticaret modelinin temel eksenini oluşturuyor.
Halkların payına yoksulluk düşüyor
Ancak bu ekonomik yeniden yapılanma söylemi, savaşın toplumsal sonuçlarını ortadan kaldırmıyor. Ülkenin büyük bölümü hâlâ ağır yıkım altında bulunurken, milyonlarca insan yoksulluk koşullarında yaşamını sürdürüyor. Yeniden inşa projelerinin önemli kısmı Körfez fonları ve Batılı yatırımcılarla yapılan anlaşmalara dayanıyor. Bu durum, savaş sonrası Suriye ekonomisinin dış sermayeye bağımlı hale geleceği yönündeki tartışmaları büyütüyor.
Enerji ve lojistik koridoru projeleri aynı zamanda bölgesel güç dengelerini de yeniden şekillendiriyor. Türkiye, Irak, Ürdün ve Körfez ülkeleri, Suriye üzerinden kurulacak ticaret hatlarının kendi ekonomik çıkarlarını nasıl etkileyeceğini hesaplıyor. ABD ve Avrupa ise İran’ın devre dışı bırakıldığı yeni enerji mimarisinde Suriye’nin rolünü destekleyen bir pozisyon alıyor.
Ortaya çıkan tablo, savaşların yalnızca yıkım değil aynı zamanda büyük ekonomik yeniden paylaşım süreçleri yarattığını bir kez daha gösteriyor. İran’a yönelik saldırılar ve Hürmüz Boğazı krizi, milyonlarca insan açısından yeni yıkım ve güvencesizlik anlamına gelirken; enerji şirketleri, lojistik devleri ve Körfez sermayesi açısından yeni kâr alanları açıyor. Ahmed Şara yönetimindeki Suriye ise tam bu tarihsel kırılma anında, savaşın enkazını küresel sermaye için stratejik bir yatırım sahasına dönüştürerek kapitalist sömürü ağının ortaklarından biri haline gelmeye çalışıyor. Şara’nın fırsatçılıkla kotarmaya çalıştığı bu yönelimden halklara düşen ise yoksulluk ve sömürü olacak gibi görünüyor.









