Yasal prosedürlere aykırı bir şekilde kurulup işletilen JES’ler Ege’den Kürdistan’a tüm ülkeyi talan ediyor
Yer altında binlerce metre derinliklerde jeotermal kaynaklardaki yer ısısının oluşturduğu, kimyasallar içeren sıcak su, buhar ve gazların işlendiği Jeotermal Enerji Santralleri (JES), yenilenebilir, çevre dostu yeşil enerji olarak lanse ediliyor. Ancak Türkiye’deki JES’ler, bu kapsam dışında. Tamamen şirketlerin kâr odaklı kurduğu bu tesisler, yasalarla belirlenen prosedürlere de aykırı bir biçimde işletiliyor.
Dünya genelinde Amerika kıtası, Orta Amerika ülkeleri, Türkiye ve Avrupa’da İtalya, JES’lerin en fazla bulunduğu yerler. Ülkelere göre, kurulu JES tesislerinin üretim gücüne bakıldığında ilk sırada ABD yer alıyor. ABD’yi, Filipinler, Endonezya ve Türkiye takip ediyor.
Doğa düşmanı
Doğal kaynaklar içerisinde en düşük karbon ayak izine sahip enerji kaynağı olarak tanımlanan JES’ler, uygun teknolojik üretim kriterleri, şirketlerin maliyet çıkarı gözetildiği için uygulanmıyor ve ekolojik açıdan hayati tehditler içeriyor. JES’ler için gerekli kuyuların kazılması da buralardaki bitki ve hayvanların yaşam alanlarını yok ediyor. Kazma işlemi esnasında toz ve gaz salınımı sebebiyle havayı da kirletiyor. Sıvı atıklar, hidrojen sülfür gazı ve kimyasal bileşenler, yoğun biçimde su ve toprağı kirletiyor.
JES’ler Ege Bölgesi’ni işgal etmiş durumda
1000 dolayında sıcak su mineralli kaynak ve jeotermal kuyu noktası olduğu belirtilen Türkiye’de, özellikle bu rezervin en yoğun bulunduğu yer ise Ege Bölgesi. Elektrik üretiminin yüzde 3.1’ni karşılayan JES’ler, özellikle Ege Bölgesi’ni işgal etmiş durumda. 6’sı Denizli, 14’ü Manisa’da, 1’i İzmir’de, 7’si Çanakkale’de, 1’i Afyonkarahisar’da ve 34’ü Aydın’da olmak üzere toplam 63 JES santrali bulunuyor. Yüzde 85’i rezerv alanı ilan edilen Aydın’da ciddi zararlar gün yüzüne çıkmış durumda.
Menderes ve Gediz havzalarındaki zarar
Aydın’ın Germencik ve Buharkent ilçeleri başta olmak üzere 30 yılı aşkın süredir doğaya ve insan sağlığına verdiği zararlarla ilgili Germencik Çevre ve Doğa Derneği’nin hazırladığı rapor, JES’lerin verdiği zararı gözler önüne seriyor. 18 sayfalık rapor, en fazla zararın, Büyük Menderes Havzası’nda incir, zeytin ağaçları ile pamuk tarlaları ve Gediz Havzası’ndaki üzüm bağlarının gördüğüne dikkat çekiyor. Tarıma en fazla zarar veren bor maddesinin, JES’lerin yaptığı salınım sonrası Büyük Menderes Nehri’nde normalden 150 kat daha fazla olduğu saptandı. Raporda, dünya ülkelerinin, JES’leri tarım alanları ve yerleşim yerlerinden uzakta 4’üncü sınıf tarım topraklarında yaptığı da vurgulanıyor.
Ayrıca bir diğer dikkat çekici araştırma kanser vakalarındaki artış. Aydın’da son yıllarda kanser vakaları ciddi oranda artış göstererek, Türkiye ortalamasının iki kat üzerine çıktı. Özellikle solunum sistemi hastalıkları, kanserler ve kalp hastalıkları ciddi oranda artan hastalıklar. Ekoloji örgütlerine göre, bunun başlıca sebepleri arasında JES’lerin yarattığı kirliliğin suya, toprağa ve havaya karışması. Aydın Tabip Odası da kentte artan kanser oranlarını çevre faktörleri ve jeotermal santrallerin etkisine bağlıyor. Aydın Tabip Odası’nın verilerine göre, Türkiye’de kanser oluşumunda çevrenin etkisi, dünya ortalamasına oranla 700 kat daha fazla.
Kuraklık ve çölleşme yaratıyor
Kirliliğin ötesinde Germencik’te Devlet Su İşleri’nin (DSİ) araştırmalarına göre, kullanılabilecek tek bir yeraltı suyu kalmadı. Nedeni ise JES santrallerinde kullanılan yer altı sularının işlem sonrası 2 bin 200 metre yer altına kapalı sistem ile basmak yerine 200-300 metre derinliğe basılıyor. Bu da suyun yer altına yönelmesi yerine tekrar yüzeye çıkmasına neden oluyor. Bu durum ise dünyadaki örneklerin incelenmesinin ardından ortaya çıkan bilimsel araştırmalara göre, JES’lerin faaliyetleri bittikten sonra o bölgeyi susuz bırakıyor. Yaklaşık 15-20 yıl gibi bir süre sonra kuraklık ve çölleşme yaşanıyor.
Kürdistan’da da JES
Kürdistan’da da ekolojik talan son yıllarda giderek artıyor. Mûş ve Çewlîk’de (Bingöl) yapılmak istenen JES’lerle coğrafya ekolojik kırıma uğrama riskiyle yüz yüze. Her bir santral için onlarca sondaj kuyusu açılması gerektiği hesaplandığında bölgede çölleşme, kuraklık gibi yaban hayatını da sona erdirecek ciddi yıkımların yaşanması anlamına geliyor. Bu projelere verilecek mücadele gelecek için bölgenin kaderini belirlemesi açısından önemli.
Kar hırsı devrede
Enerji üretiminde yeterliliği bulunan Türkiye’de son yıllarda JES’lerdeki artışın nedeni ise 10 yıl süreyle yüksek alım fiyatları ile alım garantileri uygulaması. Yine JES tesisi kuran şirketlerin kâr oranlarının yüksek olması da önemli paya sahip. Yerel yönetimler ise bu kâr hırsıyla ekolojiyi talan eden şirketlere adeta doğayı peşkeş çekiyor. Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunu dikkate almayan, lisans şartını göz ardı eden, yerleşim alanları ile tarım arazilerine en az 3 kilometre mesafe olması gibi kanun kriterlerini umursamayan yerel yönetimler, doğa talanına göz yumuyor.
Son 1 yılda Türkiye ve Kürdistan kentlerinde enerji projeleri için 434 “ÇED olumlu” kararları verildi. Bu kararların 117’si Kürdistan için verildi.
Haber: İbrahim Açıkyer \ MA









