İntihara sürüklenen trans öğrenci Arya için arkadaşları adalet mücadelesi başlattı: ‘Bir dosya bile açılmamış birçok trans cinayeti varken, gerçek sorumlular bulunana kadar Arya’ya ne olduğunu soracağız’
Duygu Kıt
Ankara’daki TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde eğitim gören trans öğrenci Arya, 13 Nisan 2026’da kaldığı yurtta intihara sürüklenerek yaşamını yitirmişti. Ailesi ve arkadaşları, Arya’nın eğitim ve yurt sürecinde dışlanmaya, sözlü ve fiziksel şiddete maruz kaldığını belirtmiş, DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki de Arya’nın yurt yöneticileri tarafından sözel şiddete uğradığı bilgilerinin araştırılması için durumu Meclis gündemine taşımıştı. 19 yaşında intihara sürüklenerek yaşamını yitiren Arya’nın ölümünün aydınlatılması, sorumluların bulunması ve adalet sağlanması için kuruluşunu duyuran ‘Arya’ya Ne Oldu İnisiyatifi’ taleplerini gazetemize anlattı.
Sistematik baskı
Arya’ya Ne Oldu İnisiyatifi’nden Yağmur, “Arya’nın tekrar ve tekrar hem psikolojik hem fiziksel şiddete maruz bırakılması, onu yalnızlaştıran, hayattan koparan en önemli faktör. Bunun devletin politikalarından bağımsız olduğunu söylememiz mümkün değil.” diyerek şunları dile getirdi: “13 Nisan 2026’da Arya’nın kaldığı yurtta intihara sürüklenerek katledildiğini öğrendik. Bu haberi almamızla birlikte Arya’nın neler yaşamış olabileceğini, nasıl bir intihara sürüklenme sürecine maruz bırakıldığını araştırmaya başladık. Arya gerek yurtta gerek okulda birçok kez psikolojik ve fiziksel saldırıya uğramıştı. Ailesi keza Arya kendilerine defalarca açılmasına rağmen kabul etmemişti. Ve ailenin böyle konularda özellikle nasıl rol oynadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Ailenin yalnızlaştırması, üniversite yönetiminin, yurt yönetiminin, devletin transfobik ve LGBTİ+fobik politikalarıyla birlikte lubunya öğrencileri nasıl yalnızlığa ittiğini, nasıl ayrımcı pratiklere maruz bıraktığını görüyoruz.”
Herkes sorumlu
“Devletin yürüttüğü transfobik politikalar Arya’nın intiharının sebebidir.” diye devam eden Yağmur, Arya’nın kaldığı yurt müdürüne lubunyalar ve kadınlar tarafından birçok kez tepki gösterildiğini belirterek,“Arya’nın kaldığı yurt yönetiminin müdürü Semiha Akın 2013’ten bu yana yurtta ve hakkında sayamayacağımız kadar psikolojik baskı, psikolojik şiddet, özel alan ihlali, aile ile tehdit gibi suçlar söz konusu. Akın, defalarca kez özellikle lubunya ve kadın öğrenciler tarafından gerek sosyal medyada gerek öğrenciler arasında ifşalandı. Neler yaptığı, neler yapmayı amaçladığı özellikle lubunya öğrencileri nasıl bir baskıyla sindirmeye, ‘ehlileştirmeye’ çalışıldığı defalarca kez konuşuldu. Fakat bu yurt müdürü öyle baskın, arkası öyle sağlam bir karakter ki öğrencileri birçok kez yurttan ve okuldan atmayla tehdit etti. Kendi hakkındaki söylemleri ortadan kaldırdı. Dolayısıyla yurt yönetiminin devletin politikalarını benimsediğini ve bunları pratikleştirdiğini söylememiz de mümkün” şeklinde konuştu.

Arya’nın hem aile hem yurt hem de okul içerisinde yalnızlaştırıldığına, sistematik şiddet sarmalının içine çekildiğine işaret eden Yağmur, ailenin Arya’yı zorla ‘onarım terapisine’ sokmaya çalıştığını aktardı. Yağmur, “Onarım terapisi trans gençler ve çocuklar için inanılmaz bir şiddet biçimidir. Ait hissettiğiniz bedenden, ait hissettiğiniz kimlikten sizi uzaklaştırmak için zorla ilaç aldırmak, vücudunuza farklı kimyasallar vermek, kendi bedeninizde kendi kimliğinizde var olmanıza ket vuran bir pratiktir ve bunun da Arya’ya ailesi tarafından yapılmaya çalışıldığını biliyoruz. Tüm bu sebeplerle Arya 13 Nisan 2026 günü kaldığı yurtta intihara sürüklenerek katledildi.” ifadelerini kullandı.
Alışmayacağız
Arya’nın ölümünün ardından yurt yönetimi tarafından Arya’nın odasına girildiğini, eşyalarının alındığını aktaran Yağmur, Arya’nın kendilerine bir not bırakmış olabilme ihtimaline dikkat çekti. ‘Artık bunu bilme imkânımız yok’ diyen Yağmur şöyle devam etti: “Bu katliamın ardından ne yurt müdürüne, ne yurt yönetimine, ne okul yönetimine güvenemeyeceğimizi gördük. Çünkü Arya intihar ettikten sonra Arya’nın bedeninin üzerine bir bez parçası sarıldı. Talimat gelmeden, odanın incelemesi yapılmadan yurt yönetimi tarafından Arya’nın odasına girildi, eşyaları karıştırıldı. Arya belki bize bir not bırakmıştı. Belki olanları yazmıştı. Belki isteklerini yazmıştı. Bu intihardan sonra Arya’nın ailesi bir avukat tuttu ve bu avukat eşliğinde bir dava süreci açılması amaçlandı. Avukatın son aktardığına göre henüz bir dosya açılma işlemi yapılmamış. Çok fazla gözaltı uygulaması yapıldığı için şu an böyle bir zaman yokmuş. Arya’nın avukatının bize aktardığı sebep bu.”
Arya ya ne oldu?
“İşlemeyen yargıya, sağlanmayan adalete, faillerin cezasızlıkla ödüllendirildiği egemen hukuka karşı üniversiteli LGBTİ+ topluluklarından öğrenciler olarak Arya’ya ne olduğunu bulmak için bu oluşumu kurmaya karar verdik.” diye devam eden Yağmur gerçek sorumlular bulunana kadar mücadele edeceklerini söyledi. Yağmur son olarak şunları ekledi: “Bu inisiyatif ile Arya’nın intihar sürecine kadar adım adım ne yaşadığını, gerçek faillerinin kimler olduğunu, intihara sürüklenmesine sebep verenlerin adil bir biçimde yargılanması için mücadele etmeye karar verdik. Arya’ya gerek ailesi, üniversite ve yurt yönetimi tarafından, gerek çevresindeki insanlar tarafından neler yapıldığını, Arya’nın nasıl sistematik olarak yalnızlaştırıldığını -elbette devletin sistematikleşmiş LGBTİ+fobik politikaları ve özellikle transfobik politikalarının her zaman altını çizerek- bulmayı amaçlıyoruz. Onca havada bırakılmış kadın cinayeti varken, bir dosya bile açılmamış birçok trans cinayeti varken, Arya’nın gerçek adaletini sağlamak için bizlerin sorumluluk alması gerektiğini düşünüyoruz. Bundan sonrasında gerek sosyal medya paylaşımlarıyla gerek sokak eylemsellikleriyle ‘Arya’ya ne oldu?’ diye sormayı sürdüreceğiz. Ta ki cevabı bulana kadar, ta ki gerçek sorumlular yargılanana ve hesap verene kadar.”
Devlet politikaları LGBTİ+fobiyi derinleştiriyor
“Arya en başta bir transtı ve hepimizin de bildiği gibi translar gerek yurtlarda, gerek üniversitelerde, gerek aile içerisinde, gerek sokakta yani yaşamın her alanında baskıya, psikolojik ve fiziksel şiddete uğruyor. Tüm bunların aslında en başta devletin transfobik politikalarıyla, özellikle son iki senedir ‘kutsal aile’ ve ‘aile yılı’ söylemleriyle birlikte derinleşen LGBTİ+fobi ile ilgili olduğunu söylemek su götürmez bir gerçek. Aynı zamanda geçtiğimiz sene 11. yargı paketi adı altında LGBTİ+ nefreti körükleyen bir paketin getirilmeye çalışıldığını biliyoruz.”









