• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
18 Mayıs 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Çiğdem Kılıçgün Uçar: Abdullah Öcalan için ‘Umut Hakkı’nı da aşan bir hukuka ihtiyaç var

18 Mayıs 2026 Pazartesi - 10:34
Kategori: Güncel, Manşet

DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, ‘Abdullah Öcalan için ‘Umut Hakkı’nı da aşan bir hukuka ihtiyaç var’ dedi 

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında beklenen yasal düzenlemeler halen hayata geçirilmedi. Hükümet yetkililerinden sürecin ilerlediğine dair açıklamalar gelse de, düzenlemeler noktasında adım atılmaması sürecin tıkandığı şeklinde değerlendiriliyor. Buna dair en net açıklama HSM Komutanlık üyesi Murat Karayılan’dan geldi. Karayılan, Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) verdiği demeçte, “Şu an itibarıyla süreç iktidar tarafından dondurulmuştur” dedi.

Süreç kapsamında tartışılan bir diğer önemli konu da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsü. Devlet Bahçeli’nin açıklama ve çağrılarına rağmen bu noktada da henüz bir adım atılmış değil.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, süreç kapsamında tartışılan başlıkları değerlendirdi.

  • Barış ve Demokratik Toplum Süreci kritik bir aşamada. Sürecin tıkandığı ve dondurulduğuna dair açıklamalar geldi. Sizce süreç ne durumda? 

Sürecin belli bir süredir ilerlemediği bir gerçek. Devlet, iktidar ya da bu meselede kendisini muhatap olarak tanımlayanların en çok takıldığı başlık silahların bırakılması meselesi. Sayın Öcalan ise, bu süreci silahlara bir daha ihtiyaç duymayacağımız bir demokratik zemin ve gelecek inşa etme süreci olarak görüyor. Şimdi bu mesele silah bırakmayla sınırlı tutulursa; evet, devlet adım atmayacak. Niye? Bugün Kürt sorunu diye tanımladığımız şeyin kendisi devletin yaklaşımından, devletin kurucu kodlarından azade değil. Dolayısıyla devletin adım atmamasını anlamak üzerinden söylemiyorum ama devlet, iktidar ya da bu işin yürütücüleri esasen ciddi bir aks değişikliğiyle karşı karşıya. Müzakere süreci gelip devletin ne yapması gerektiği konusunda kala kaldı. Burada devlet aklı bilmez değil. Devlet aklı görüyor, okuyor ama öyle gözüküyor ki Kürt sorununu çözme konusunda karar vermemiş.

  • Neden karar verilmemiş olabilir ya da devlet/iktidar adım atmak için neyi bekliyor? 

Birçok ihtimal konuşulabilir. Kürt sorununun çözümüne dair ufak ufak adımlar atmak ya da Kürt meselesini araçsallaştırma olabilir. İktidarını yeniden ikame etme olabilir, seçim stratejisi de olabilir. Ama hem Sayın Öcalan’ın hem de demokratik siyaset zemininin en özlü sözü, Kürt meselesinin herhangi bir konuya pazarlık edilemeyecek kadar tarihi bir mesele olduğudur. Çözmeyen her iktidarın tarihte nasıl bir yer edindiğini biliyoruz. Dolayısıyla birçok mesele konuşulabilir ama Ortadoğu denkleminde düşündüğümüz zaman Türkiye için artık bir zorunluluk ve bunun kaçarı yok. Yani ötesi yok.

  • MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli sözünü ettiğiniz “zorunluluğu” gören bir noktada mı duruyor? 

Kesinlikle öyle. Kürt halkının verdiği mücadele bugünkü denklemde bir güce tekabül ediyor. Bu güç Rojava’da, Rojhilat’ta, Bakur’da, Başur’da bir şeyleri değiştirebilme iradesini elde etmiş durumdadır. Ortadoğu’da yeni bir dizaynın olduğu kesin. Bu dizayn gerçekleşirken hegemonik güçlerden tutun da bölgesel bütün güçlere kadar herkes Kürtleri hesap etmek durumundadır. Bu Kürt’lersiz bir dünya tahayyül etmedikleri için değil. Kürtlerin eskiye oranla bir güç olmalarından kaynaklıdır. Bu gücün bütün dünyaya sesleniyor olmasından kaynaklı. Kadınlara, emekçilere, farklı halklar ve inançlara… Ortadoğu’nun zengin mirasını taşıyan bir paradigma hayat buldu ve bu bir güç. Dolayısıyla bütün bunlar Kürt sorununun çözümünde devlete adım attırdı. Bunun öncülüğünü de Devlet Bahçeli yapmış oldu. Devlet aklı Kürt sorunu çözülmeden sürdürülebilir bir sürecin olmadığını biliyor. Bu konuda siyasetle güvenlik bürokrasinin bir tartışması var. Çünkü bu ülkenin siyasetinin en büyük handikabı güvenlikçi politikaların kendisini siyasete taşımak oldu. Aslında ikisi birbirinden ayrı yürümeliydi. Siyaset daha cesaretli adım atmalıydı. Bahçeli’nin sözlerine yansıyan cesaret bir pratiğe dönüşmediği için de esasen bir tekrara dönüşmüş oluyor. Bu Meclis’te kurulan ama yasayla kurulmayan komisyon için de geçerli olan bir durum.

  • Bu beklentili tutum ve adım atılmaması hangi riskleri barındırıyor?

Kürt meselesini Türkiye’nin temel meselesi olarak ifade ediyoruz. Antidemokratik uygulamalar, emek sömürüsü de buradan besleniyor. Kürt meselesini çözüyor olmak aynı zamanda dünyada yaşanan değişikliklerden tutun da ekonomik krizlere kadar yeni bir şey inşa etme sürecidir. Türkiye yeniyi inşa etmekle karşı karşıya. Yeniyi inşa ederken de yapacağı temel şeylerden birisi bu ülkede yaşayan bütün farklılıkları, bütün zenginlikleri tanıyor olmaktır. Bu bir hayal, bir ütopya değil. Bu ülkenin kuruluşunda, hatta anayasasında yazılmış, çizilmiş ve bununla yaşanılmış bir süreç. Bunun tekrarına ihtiyaç var. Ulus devletin paramparça ettiği yaşam alanlarımızı ve dünyamızı yeniden inşa edeceğimiz bir sürecin eşiğindeyiz. Bu eşikten ileri adım atmak yeni bir kuruculuk dönemidir. Ama durduğun yerde kalmak aynı zamanda geriye gitmeye meyletmektir, ki o da zaten birçok konuda rahatsızlığını duyduğumuz ve değişmesinden başka bir seçeneği olmadığını düşündüğümüz bütün antidemokratik uygulamaların daha derinleşerek tekrar etmesi esasına dayanıyor.

Bu meselede en çok emek harcayan ve meseleye öncülük eden Sayın Öcalan’ın ağır bir benzetmesi var. “50 Gazze olur” benzetmesi sadece Türkiye için değil, bütün Ortadoğu içindir. Çünkü ekonomik güçler ne Kürt’ün kaşına gözüne ne Alevi’nin kaşına gözüne ne Êzidî’nin ya da Arap’ın kaşına gözüne bakmıyor. Ama ilk defa bu politik zemin Kürtlerin daha güçlü, daha cesaretli, daha birlikte adım atmasının zeminine dönüşmüş durumda. En çok da burayı zorlamak gerekiyor.

  • Riskleri ortadan kaldırmak ve tıkanıklığı aşmak için neler yapılmalı? 

Müzakere masasında konuşulanın Kürt sorununun çözümü olduğu konusunda hem fikirliğe ihtiyaç var. Bence ilk adımlardan birisi bu. Çünkü “terör” dedikçe, “Terörsüz Türkiye” söylemini söyledikçe yapamayacaklarının da gerekçesine dönüşmüş oluyor bu meselenin kendisi. Birincisi; Sayın Öcalan bu soruna ya da bu müzakere masasına “Kürt sorununun temelli çözüm masası” diyorsa, karşı tarafın da aynı pozisyonda olması gerekir.

İkincisi, Sayın Öcalan’ın bir hukukla ele alınması gerekiyor. Statü dendiği zaman bir sürü tartışmaya sebep oluyor. Devlet karar vermeli. Sayın Öcalan kim? Müzakere masasına oturmuşsunuz, belli başlı görüşmeler yapılıyor. Türkiye’deki belli bir kesimi ve Kürt toplumunun bir bütününü etkileyen baş müzakereci (Öcalan) ya da siyasi aktörün tanımını devletin yapması lazım. Meselenin gelip takıldığı noktalardan birisi de bu. Şimdi bir insan düşünün tarihsel bir meselenin çözümü için inanılmaz bir çaba ve emek içerisinde ama halen daha ayda bir devletin izniyle yapılan görüşmelerle süreç ilerletmesi isteniyor. O yüzden Sayın Öcalan’ın bir hukuka ihtiyacı var. Umut hakkını da aşan bir hukuka ihtiyaç var. Sayın Öcalan’ın daha geniş, daha kapsamlı iletişim koşullarının, özgür çalışır koşullarının olması gerekiyor.

  • Birçok çevre 2013-2015 deneyimine işaret ederek, bu sürecin kendisinin de hukuki güvence altına alınması gerektiğini vurguluyor. Sizce de öyle mi?

Evet. 2013-15 süreci, böyle kritik aşamalarda bize rehberlik ediyor. O dönemde de Sayın Öcalan, kurulan komisyondan tutun giden heyete kadar bir hukukların olması gerektiğini defalarca söylemişti. “Eğer bu gerçekleşmezse çözüm süreci bittiğinde herkes gözaltına alınacak ve tutuklanacak” demişti ve bunu yaşadık. Bu dönemde de aslında meclisteki komisyon kurulurken yasayla kurulmalıydı. Ona da yanaşılmadı. Meclis başkanının inisiyatifinde kurulan bir şeye dönüşmüş oldu. Raporun kendisi kıymetli olmakla birlikte, onun pratikte adımlarının atılması meselesi bir yasal zorunluluk içermediği için ne yazık ki keyfiyetle bekletiliyor. Devletin neye karar verdiği meselesine takıldığını düşünüyorum.

Güvenlik bürokrasisinden siyasetin kendisine kadar… büyük ihtimalle oraya takıldı. Biliyorsunuz komisyonun raporuna eksik ve yetersizliklere rağmen “evet” diyerek yol aldık. Çünkü bu dönemde önümüze konulan her engeli aşmayı istiyoruz. “Süreç dondu, süreç bitti söylemi ya da işte komisyonun adım atmaması” meselesinde hadi diyelim ki her şeyi bıraktık, oturduk. Ne olacak bu mesele? Kiminle tartışılacak, kiminle konuşulacak? O yüzden o ısrarı istikrarlı bir şekilde ve ilkeli bir şekilde sürdürmek bence bu dönemin en önemli siyasal görevlerinden birisi.

  • “Siyasi koordinatörlük” önerisi de gündemde. Bu konu neden önemli?

Şimdi devletin ya da iktidarın bu sürecin müzakeresinde tanımladığı bir resmi kurum, resmi muhatap var mı? Sayın Öcalan resmi muhatap, baş müzakereci. Ama gelen sözlerin dönem dönem Bahçeli’ye çarpıp dönmesi, Cumhurbaşkanı’na çarpıp dönmesi, güvenlik bürokrasisine çarpıp dönmesi söz konusu. O yüzden bir muhataplığa ihtiyaç var. Çünkü bu sürecin temel eksiklerinden birisi yapısal anlamda bir kurumsal muhataplığın olmamasıdır. Bahçeli “barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü” diye bir şey ifade etti. Bu ihtiyacı görecekse çok kıymetlidir. Kimler olabilir?

Mesela çatışma ve çözüm süreçlerinde hakim ve haiz olan insanların olabilir. Toplumda etki yaratabilecek, siyasette etkili olabilecek insanlardan oluşan bir koordinatörlüğü ifade ediyoruz. Tek kişiden bahsetmiyoruz. Kendisinin söyleminin neye tekabül ettiğini bilmemekle birlikte, bu koordinatörlüğün siyasetinin etkisinde kalmadan, güvenlik politikalarının etkisinde kalmadan cesaretle barış sürecinin kuruculuğunda resmi muhataplık görevi görmesi gerekiyor. Sayın Öcalan’la da görüşecek, devletin ilgili mekanizmalarıyla da görüşecek. En eksik bırakılan ancak en güçlü ayak olan topluma tartışmaların doğru akmasına yardımcı olacak bir mekanizma olmasını temenni ediyoruz. DEM Parti de geçtiğimiz zamanlardaki grup toplantısında takip ve izleme komisyonu gibi bir şey sunmuştu. Bunlar esasen birbirini de tamamlayan başlıklardır.

  • Bahçeli, Abdullah Öcalan’ın kendisine “siyasi koordinatörlük” statüsünün verilmesinden bahsetmişti…

Bu konuda görüş Sayın Öcalan’a aittir ama başmüzakerecilik başka bir şeydir, koordinatörlük başka bir şeydir. Sayın Öcalan bu sürecin koordinatörlüğünden öte başmüzakerecisidir. Koordinatörlük dediğimiz şey aslında müzakere eden, iki taraf arasında gerçek, doğru ve hakikat ilişkisini kurabilecek bir mekanizmadır. Bu aynı zamanda kendisiyle birlikte yani o koordinatörlükle birlikte sürece dahiliyetin de çoğulculaşmasıyla alakalı bir şeydir. Bunlar bizim temennilerimiz ve görüşlerimiz. Bahçeli farklı bir şeyi ima ediyor da olabilir. Ama bu gerçekten bir ihtiyaç.

  • Bu noktada nasıl bir yasal düzenlenmeye ihtiyaç var?

Başmüzakereci Sayın Öcalan’ın hukukunun netleştirilmesi gerekiyor. Hem örgütünün hem toplumsal kesimin 27 Şubat çağrısından beri esas söylediği şeylerden birisi bu. Bence kurduğu iletişimle, Rojava’daki rolüyle, süreçteki rolüyle esasen bunu fazlasıyla ispat etmiş durumda. Mesela silah yakma töreni bütün dünya deneyimlerinden çok daha güçlü, çok daha etkili bir törendi. Barış ve Demokratik Toplum Grubu niye gelemedi? Onların sadece o 30 kişilik grubunun geliyor olması bile toplumsal güveni motive edecek inanılmaz bir kaynağa dönüşebilirdi. Şimdi bütün bu noktalardan baktığımızda neye ihtiyaç var? Eğer barışı ve demokratik bir geleceği tartışıyorsak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; bir geçiş süreci yasası ya da daha geniş anlamıyla bir barış yasasına ihtiyaç var. Peşi sıra demokratikleşme adı altında atılacak birçok adım var. Ama en azından Türkiye bağlamında söylersek; hasta tutsaklar bir vicdan meselesidir, yasa meselesi olmaktan çıktı. Kayyımlar meselesi bu dönemin en büyük utançlarından birisi, onun düzeltilmesi gerek. Anadil meselesi çok hızlıca halledilebilecek bir meseledir. Bunların hepsi ilk başta atılabilecek adımlardır.

  • Tüm bu noktalarda adım atılmaması bilinçli bir tercih mi? 

Evet bilinçli tercih edilen bir politika olduğunu söylemek mümkün. Şimdi kayyım meselesi belediyeleri de aşıp siyasi partilere kadar uzandı. Şöyle bir tespit var; çözüm ve müzakere süreci yürürken devlet ve iktidar, müzakere ettiği tarafın en güçlü haliyle değil en zayıf haliyle müzakere yürütmek ister. Türkiye’de hep böyle yürüdü. Geçmiş dönem çözüm tartışmaları açısından da söyleyeyim. Şimdi bir yandan yeni kayyımlar atarken ya da siyasi transferler yaparken diğer yandan kayyımları iade etmesini beklemek siyaset mantığı açısından biraz zor. Bu dönemi yürütürken siyasi bir tercih ve bunda da ısrar etmeye devam edecekler, ki az önce de söyledim siyasi partilerin kendisine kayyım atanma meselesi gündemde… Birbiriyle yer değiştirilecek şeyin esası siyasetin demokratik yürütülmesi, halkın iradesinin de iade edilmesi meselesidir. Buralarda atılacak adımların kendisi de bu meselede “evet olabiliyormuş” dedirtecektir. Çünkü toplum en güçlü motivasyon kaynağıdır. Toplum en büyük itici güçtür. Onu biraz daha toparlayıp, demokratik müdahale eden bir yapı haline getirmek gerekiyor. Bu zaman diliminde AKP oraya da müdahale ediyor.

  • Partinizin süreç kapsamında herhangi bir çalışması var mı? 

Bu sürecin hem hukuki boyutu var hem toplumsal boyutu var hem de siyasal boyutu var. Birçok boyutta ele alınabilecek bir mesele. Parlamentoda bulunan DEM Parti’nin çok daha eski zamanlardan birçok hazırlığı var. Bizim açımızdan ise bence en kıymetli olan Sayın Öcalan’ın yeni döneme girerken önümüze koyduğu ve yaşamsal kılınması gereken birçok kavram var. Mesela demokratik cumhuriyet, entegre olunacak mekanizmanın kendisi, cumhuriyetin ne kadar demokratik olduğu ve onun nasıl demokratikleşeceği meselesi temel gündemlerimizden birisidir.

Demokratik ulus tam da 3. Dünya Savaşı dediğimiz Ortadoğu’da alevi, ateşi söndürecek ana formüllerden birisi. Bunu tartışmak gerekiyor. Çünkü hegemonik güçlerin en çok beslendiği yer halkları çatıştırmak meselesiydi. Diğeri demokratik entegrasyon ve demokratik müzakerenin kendisi. Bütün bu kavramların her birinin nasıl yaşamsal hale geleceği meselesi DBP’nin temel görevlerinden birisidir. Bu hem eğitim komisyonumuzun hem kadın meclisimizin çalışmalarında ana temel başlıklarımız. Bütün bu kavramları içselleştirmiş bir toplumsal hakikat, Kürt sorununun çözümü meselesini devlete güvene endeksleyen olmaktan çıkıp, kendisine güvenen ve cesaretle adım atan bir noktada olacak. Bizim de hem örgütlenme hem de eğitim çalışmaları bağlamında esas sorumluluğumuz budur. Bu aynı zamanda demokratik toplumu da inşa etme meselesidir.

  • Sürecin ilerlemesi noktasında diğer kesimlere ne gibi sorumluluklar düşüyor?

Önce siyasi partilerden başlayalım. Hem meclisteler hem komisyondalar. 2013-15’in aksine -o zaman da çok güçlü değildi- hiçbir siyasi partinin kendi seçmenine “Ya böyle bir süreç var, yürütüyoruz, siz de bunun bir parçasısınız, hadi gelin tartışalım, neler yapılabilir” demedi. Ya da bu sürecin atılacak adımlarını hazırlama konusunda hiç kimse bir inisiyatif almadı. Herkes bekleyip görüyor. Yani bu konuda Sayın Öcalan’ın çabasının yüzde 20’sine bile yetişilmiş olunsaydı diğer yapıların çabası çok kıymetli olurdu. O gerçekleşmedi. Dolayısıyla o yüzden diyorum bir ayağa çok eksik bırakıldı.

Diğeri kadın mücadelesidir. Yani 2013-15 döneminde Türkiye kadın hareketinin hem Kürt kadın hareketinde bir araya gelme hem de yürüyen süreçte sorumluluk alma inisiyatifi çok daha belirgindi. Bu dönemde belli başlı mekanizmalar var. Onlar çok daha güçlü kılınabilir. Ciddi bir Kürt, Ermeni ve Süryani diasporası var. Onların da sürece sahip çıkması ve bu konuda bulundukları ülkelerdeki diplomasi faaliyeti yürütmeleri sürece çok ciddi katkılar sağlayacak. Devletten beklediğimizin yerine koyabileceğimiz temel şeylerden birisi olacak. Bu süreç sorumluluk almak ve adım atmayı gerektiriyor.

  • Kürtler arası birlik konusu da bu süreçte uzun bir süredir gündemde. Bu neden önemli, süreçle bağı nedir?

Bu kadar emek ve direniş neden bir sisteme dönüşmedi meselesindeki en temel eksiklerden birisi birlik meselesidir. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra da 2. Dünya Savaşı’ndan sonra da Kürtlerin yoğunluklu olarak yaşamış olduğu bölgelerde oluşan siyasi boşluklar var. Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin kurulması meselesi ya da belli aşiretlerin bir araya gelerek özgürlük talebiyle direnişlerini sergilemeleri…. tüm bunlarda en eksik kalınan yer birliktir. Ortak öncülük meselesidir. 1937’de kurulan bir Sadabat Paktı var. 1955’te kurulan bir Bağdat Paktı var. Ağırlıklı olarak Türkiye, İran, Irak, Afganistan ve Pakistan bu paktların içerisinde yer alıyor. Ülkelerin kendi güvenliklerini korunması olarak belirtilen bu paktların esas meselesi Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkının engellenmesidir. Ulus devletler dört parçaya bölünmüş Kürtler üzerinde bir araya geliyorken, biz niye bir araya gelmiyoruz sorusu önemli. Bunun hızlıca giderilmesi gerekir.

Bu konuda Sayın Öcalan’ın emeği gerçekten çok kıymetlidir. Her dönem çağrısı oldu. Yani sadece çözüm süreçlerinde değil. Bir kongre ifade etti. Hatta Barzani’nin de buna başkanlık edebileceğini ifade etti. Ama şu mesele anlaşılmış değil. Kürt birliğinin neden bu kadar elzem olduğu meselesini anlayamama, içselleştirememe meselesi en büyük engellerden birisidir. Dönem dönem ideolojik ayrılıklara takılan, kimin daha güçlü olduğuna takılan meseleler artık bugün tartışılacak bir mesele değil. Kürtlerin hiç yitirmediği bir duygusal birliği var. Ama duygusal birlik bu dönemi kaldıran bir birlik değil. Bu birliğin artık siyasallaşmasına ihtiyaç var.

Kürtler birlik olursa çok güçlü bir diplomasiye sebep verecek. Bir ulus devletin bir parçadaki Kürtlerle ilgili almış olduğu saldırı kararına izin vermeyecek bir güç açığa çıkacak. Dolayısıyla bu saatten sonra duygusal birliği, siyasal birliğe, politik birliğe eviriltmenin ve elde edilen kazanım ne ise bütün Kürtlere mal etmenin en güçlü zeminini yaşıyoruz. Ve gelin görün ki bu dönem 3. Dünya Savaşı dönemidir. Bu zemin Kürtlere birlik olmanın, birlikte hareket etmenin zorunluluğunu dayatıyor. Bu konuda bunu içselleştirememek ve anlamamak da bir engele dönüşmüş durumda. Bu aşılmaz bir şey değil. En somut örneğini bence Rojava saldırıları döneminde gördük. Herkes görüşüne bakmadan çok hızlı bir şekilde bir araya geldi. “Kurdistan yek e” sloganını içten söylediler. Onun yarattığı çok güçlü bir motivasyon var. Ona da sahip çıkmak gerekiyor ve bunu siyasallaştırmak gerekiyor. Dolayısıyla birlik meselesini artık inşa etme zamanındayız.

Bazı platformlar, bazı birlikler kurulmaya başladı. Kürt aydınları ya da hani Kürt sorununa kafa yormuş insanlar tarafından. Şöyle bir tespitin önemli olduğunu düşünüyorum. Hepsi 27 Şubat çağrısından sonra, hepsi Türkiye’de normalleşmeye dair ufak emarelerin de olduğu zaman diliminde, bu süreçte çıktılar. Şimdi bu zemini sağlayan Sayın Öcalan’ın hakkını iade ederek yapmak lazım. Bu birliklerde, binbir emekle kurulan masanın kıymetsizleştirilmesi meselesi inanılmaz korkunç ve kabul edilebilir değil. 27 Şubat çağrısından önce bunu yapabilen bir aydın ya da toplumsal kesim var mıydı? Kürtler açısından çok sınırlıydı. Bu politik zemin bunu sağlamışsa o zaman bir araya gelmemizin öndeki engel nedir?

  • Birçok örgüt ve kesimden de birliğe dair açıklamalar geliyor ancak sonuç alıcı bir tablo ortada görünmüyor. Neden? 

Demokratik Birlik İnisiyatifi yaklaşık bir yıldır çalışmalarını yürütüyor. Yani yan yana gelebildiğimiz ve yan yana gelemediğimiz hem Kurdî partiler var hem de toplumsal kesimler var. Bize sorarsanız yan yana gelmemizin önünde bir engel yok. Ama ideolojik ayrılıkları hakarete vardıran kesimler de var. Özellikle çağrıdan sonra bazı kesimler, Sayın Öcalan’ı hedef alan açıklamalar yapmaktan bir huzursuzluk ve rahatsızlık duymadı. Ne yazık ki bunu gururla sunmuş oldular. Bu meselede farklı düşünebiliriz, farklı ideolojik argümanlarımız olabilir. Ama bir yerde Kürt’ün canı yandığında diğer bir yerde yanmadığını hiç kimse iddia edemez. Küçük olsun benim olsun dönemi kesinlikle bitmiştir. Bu politik zemini birlik ile ancak kurtarabiliriz. Dolayısıyla hani o takıldıkları şeylerin ne olduğunu belki daha çok onlara sormak lazım ama ben ideolojik ya da fikirsel ayrılıkların biraz zedeleyici olduğunu düşünüyorum. Türkiye açısından nasıl Kürt sorunu çözümünden başka bir sürdürülebilirlik yoksa Kürtler açısından da demokratik birliği sağlamak dışında bir sürdürülebilirlik kalmadı. Emin olun bu herkese kazandıracak bir birlik olacak.

Söyleşi: Berivan Altan – Müjdat Can \ MA

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

DEM Parti MYK toplantısı başladı

Sonraki Haber

Aksu ilçesinde orman yangını

Sonraki Haber

Aksu ilçesinde orman yangını

SON HABERLER

Niğde’de iş kazası: Bir işçi ağır yaralandı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

TAJÊ’nin 3’üncü kongresi başladı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

İsrail’den Sumud Filosu’na saldırı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

Totonac halkından AK BK’ye mektup: Öcalan’ın özgürlüğü sağlansın

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

TÜİK verileri: İşsizlik geriledi, atıl işgücü yüzde 30.4’e yükseldi

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

Amed’den yükselen ses: Barış gazeteciliği

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

Şiddet uyguladığı kadın hayatını kaybetti: Mahkemeden ‘kast yok’ kararı!

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır