Amed’deki forumda sergilenen ‘Barışık Taşlar Üzerine’ eserinin yaratıcısı Funda Coşkun, ‘Barış için o taşın altına elimizi koymamız gereken bir süreçteyiz. Funda Coşkun, çalışma ‘Biz ne yapabiliriz?’ kısmını sorgulatıyor’ dedi
Amed Büyükşehir Belediyesi’nin 12-16 Mayıs tarihlerinde düzenlediği Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu, farklı toplumsal kesimlerden birçok ismi bir araya getirdi. Forum programında yer alan atölye, konser, panel, sergi, oyun, film gösterimi ve yürüyüş gibi etkinliklerin temel odağı barışın toplumsallaştırılması oldu.
‘Aidiyet ve özgürlük’
Forumun önemli etkinliklerinden biri de Toplumsal Barış ve Özgürlük Sergisi oldu. Funda Coşkun’un “Barışık Taşlar Üzerine” adlı enstalasyon çalışması da sergide yer aldı. Taş, maske ve palmiye kabuklarının kullanıldığı çalışmada, taşlara giydirilen maskelere 150 farklı dilde “Sınır” yazıldı. Taş metaforu üzerinden toplumsal barış, aidiyet ve özgürlük kavramları ele alındı. Çalışmayla ayrıca, farklılıkların bir arada yaşayabildiği ortak bir yaşam alanına dikkat çekildi.
Çalışmasına dair konuşan sanatçı Funda Coşkun, “Geçmişten gelen hem bir hamlık hem de geçmişin hafızası ve belleğini taşıması üzerinden taşı tercih ettik. Taşlarla örülen bir sınırdan bahsetmek istiyordum. Maske taşların üzerinde neden duruyor? Çünkü insan ilişkilerinde sınırlandırıldığınız zaman, bu bir susma biçimiyle ya da bazen korku kültürü üzerinden ilerliyor. Biraz daha durabilirsin, susman gerekiyor, makul insana ulaşmak için sen hep sus gibi bir yerden yaklaşıldığı için taşın üzerine maskeleme yapmak istedim” dedi.
150 dilde sınır yazıldı
Funda Coşkun, maskeler üzerinde 150 dilde “sınır” yazıldığına işaret ederek, “O kısım biraz zorlu oldu. Çünkü bazı diller unutulmaya yüz tutuyor. Bu diller neden unutulmaya yüz tutuluyor, konuşulmuyor? Dilimizle var olduğumuz için çoklu bir dille yaklaştım olaya. Neredeyse 150 dile yakın maske üzerinde ‘sınır’ kavramı yazıyor. İnsanlar bu sınır kavramını daha çok fiziki bir sınırlama olarak görüyor. Ancak maske bize bunu söylüyor: Farklı dillerde ben buyum, ama ilişkisel anlamda dil ben ve seni yan yana getirdiği zaman aramıza nasıl bir sınır koyuyor? Bunu görebilmek gerekiyor. Bu yüzden farklı dilleri tercih ettik” diye kaydetti.
Taş, maske ve palmiye
Palmiye ağaçlarını “birbirine sarılarak, eklemlenerek bir arada tutan bir özelliğinin olması” nedeniyle tercih ettiğini söyleyen Funda Coşkun, “Dilediğiniz zaman o kabuğu oradan alabiliyorsunuz. Çıkarıp çekebiliyorsunuz. Palmiyeleri bundan dolayı tercih ettim. O bir aradanlığı, kenetlenme olayını -tam da toplumsal barış diyorsak- buradan çok iyi yakaladığını düşündüm. Ve kabuk dökme olayının süreç açısından bizim için önemli olduğunu düşünüyorum. İnsanlara o güvenli alanı, barış alanını açabilmek, bunu oturup tartışabilmek… Bu anlamda belki de gerçekten bir yerde dökülmemiz ve sonrasında tekrardan birbirimize eklemlenmemiz gerekiyor. Bu taşların arasında o palmiye ağaçlarını bir kuş gibi düşündüğümüzde; bu kadar sınırlar varken, biz o sınırların içerisinde ne kadar özgürüz? Ya da o özgürlük alanını yarattığımız zaman nerede sınır koymamız gerekecek ya da sınır koymamız gerçekten gerekecek mi? Belki biraz bunları sorgulamamızı sağlıyor” şeklinde konuştu.
‘Barış için taşın altına elimizi koymalıyız’
Çoklu krizlerde toplumsal barışı ve özgürlüğü konuşabilmenin kimi zaman kaygı verici olduğunu dikkati çeken Funda Coşkun, “Barışa yaklaşımımız eleştirel olabilir; kimimiz bazen kaygılarımızı unutamıyoruz, kimimiz geçmişten gelen bir hafıza taşıyoruz ve bunu unutamıyoruz. Bunu ifade etmekte zorlanabiliyoruz. Ama günün sonunda barışa yönelik hepimizin bir katkı sunması gerekiyor ve buna çok ciddi bir şekilde ihtiyacımız var. Buradaki çalışmanın aslında yaygın etkisi zaten şu olacaktır; barış için o taşın altına elimizi koymamız gereken bir süreçteyiz. Enstalasyon çalışması ‘Biz ne yapabiliriz?’ kısmını biraz sorgulatıyor. Amaç izledikten sonra, çok az nesneyle çok fazla şeyi ifade edebilmekte” ifadelerini kullandı.
‘Birbirimizi kabul etmeliyiz’
Funda Coşkun, şunları kaydetti: “Taş, palmiye ya da ağaç üzerinde çok oynama yapmak istemedim. Çünkü barış da üzerinde çok fazla gidip gelebileceğimiz, üzerinde oyunlar oynayabileceğimiz bir şey değil. Barış ihtiyaç duyduğumuz bir şey. Birbirimizin o ham halini kabul etmemiz gerek. Sen bir anlamda diğerini oluşturmaya, bir öteki yaratmaya çalışıyorsun. İnşa biraz böyle başlar. Kendini kendin olarak var ettiğin zaman, ben o inşa sürecine ihtiyaç duymadığım zaman; ben ve sen zaten birbirimizi kabul sürecine başlamış oluyoruz. Barışta da en önemli şey bu oluyor. Birbirimizi kabul ettiğimiz zaman çok da çatışabilecek bir şeyler kalmıyor. Buradaki mesaj en çok da buydu. Ham halimizle birbirimizi kabul etmek, birbirimize güvenli alan ve barış alanı açmak. Günün sonunda şunu söylemek: ‘Burada taş görmüş olabilirim. Başka yerde başka bir metafor görmüş olabilirim. Ama bende ne uyandırdı? Benim vicdanımı ne şekilde rahatsız etti? Mental olarak beni burada tutan şey neydi? Bunun sonunda ben ne yapmış, neye karar vermiş olacağım? Beni harekete geçiren ne olacak?’ Dönüp kendine bunu sormak çok önemli. Bu anlamda taşın ve palmiyelerin, toplumsal barış ve özgürlük açısından onları harekete geçirebileceğini düşünüyorum.”
‘Tek başına yürünecek bir yol değil’
“Özgürlük alana ihtiyaç duyuyorsak, özgürlüğün bizler için var olmasını istiyorsak, o zaman hep beraber hareket etmemiz gerektiğine inanıyorum” diyen Funda Coşkun, “Çalışmamda bu kadar çok fazla taşın olması, taşların hareketlilik içinde ilerlemesi, bize ‘yol tek başına yürünebilecek bir yol değil’ mesajı veriyor. Bu tek başına yapılabilecek bir şey değil. O yollar ister istemez eğilecek ve bükülecek. Ama bu eğilmeler ve bükülmeler, bu devinim bizi günün sonunda o içerideki özgürlüğe, en çok ihtiyaç duyduğumuz yere her türlü götürecek” diye belirtti.
‘Hareket eden bir barışa ihtiyaç var’
Funda Coşkun, şöyle devam etti: “İnsanların kaygıları var, daha fazla somut adımlara ihtiyaç duyuluyor. Kapılar kapandığı zaman ve insanlar evlerine girdiği zaman, lafta kalan bir barış sürecinden bahsetmek istemiyorlar. ‘Biz harekete geçmiş, aktif olan, pasif bir yerde durmayan, bizi de dikkate alan bir barıştan bahsediyoruz’ demek istiyorlar. Bunun için de politika üreticilerin ve karar alıcı mekanizmaların somut adım atmasını bekliyorlar. Yani yolun devam ettiğini görmek istiyoruz açıkçası. O pasifize edilmiş barıştan insanlar hoşlanmayacaktır. Bu yüzden aktif olan, hareket eden bir barışa ihtiyacımız var. Bu hareket için de tabii hepimizin faaliyet göstermesi, aksiyon alması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Haber: Rukiye Payiz Adıgüzel / MA









