• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
18 Mayıs 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Amed’den yükselen ses: Barış gazeteciliği

18 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:15
Kategori: Forum, Manşet

5 gün boyunca yankılanan ses, barışın yukarıdan aşağıya dikte edilen bir metin değil; tabandan, sokaktan, sanattan ve doğru kurulmuş bir dilden beslenen organik bir süreç olduğunu gösterdi. Barış Gazeteciliği Atölyesi’nin sunduğu perspektif, nefret söylemine karşı hak temelli haberciliğin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha kanıtladı

Selman Çiçek

Amed Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde 12-16 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu, kentin dört bir yanına yayılan bir dinamizm yarattı. 5 gün boyunca süren forum; 67 panel, atölye, söyleşi, sergi ve kültür-sanat etkinliğiyle adeta toplumsal barışın mikro laboratuvarına dönüştü. Çok dillilik, kültürel çoğulculuk, hafıza, barış, toplumsal özgürlük, adalet ve ortak yaşam gibi temaların masaya yatırıldığı bu buluşmayı önemli kılan en önemli unsurlardan biri de şüphesiz, barışın dilini kurma misyonunu üstlenen gazetecilerin ve medyanın rolünün sorgulanmasıydı.

Forum’un üçüncü gününde gerçekleşen Barış Gazeteciliği Atölyesi öncesinde, kente gelen meslektaşlarımızla bir araya geldik. Masada Cengiz Çandar ve Hasan Cemal gibi mesleğin duayen isimlerinin yanı sıra, yeni döneme yazılarıyla damga vuran Burcu Karakaş, İrfan Aktan, Sevda Çetinkaya ve Tuğçe Tatari gibi güçlü kalemler de var.

‘Bu anneleri yenemeyiz’

Yemek başlamadan hemen önce, gazeteci olmamasına rağmen son dönemde kaleme aldığı köşe yazılarıyla Demokratik Toplum sürecine omuz veren Gürkan Çakıroğlu ile sohbete koyuluyoruz. Gürkan, Barış Anneleri ile gerçekleştirdiği üç saatlik yoğun bir toplantıdan henüz çıkıp gelmişti. Ona forumla ilgili gözlemlerini sorduğumda, sözü hemen o odada bıraktığı annelere getiriyor. Yaşadıklarını anlatırken kelimeler boğazına düğümleniyor; gözleri doluyor, ağlamamak için kendini zor tutuyor. Zorlukla dökülüyor dudaklarından o sarsıcı cümleler: “Bu anneleri yenemeyiz…”

Bu kadar büyük acılar çekmiş, kayıplar vermiş ailelerin yüreğinde nasıl olur da zerre kin ve nefret barınmaz? Bu denli ağır bedellere rağmen nasıl olur da barışı bu kadar sarsılmaz bir inançla isteyebilirler? Gürkan, tam da bu yüzden, “Bu kadınlar varken biz bu savaşı kazanamayız” diyor. Ülkücülüğü kendisine ilke edinmiş ve bunu her platformda yılmaz bir nefer gibi savunan birinin dilinden dökülen bu sözler; sıradan birer cümle değil, bu toprakların geleceğine düşülen tarihi ve çok anlamlı bir şerhtir.

Barış gazeteciliği serüvenimiz

Forumun en dinamik ve tarihsel sorumluluğu yüksek ayaklarından birini kuşkusuz Barış Gazeteciliği Atölyesi oluşturdu. Gerek salondaki derinlikli tartışmalar gerekse etkinlik sonrasında dijital medyada yankılanan fikir önerileri, bu atölyenin sıradan bir buluşma olmadığını, tarihsel bir yükümlülüğün omuzlanması olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Ancak Diyarbakır’daki bu değerli atölyeden bahsetmeden önce, bu noktaya nasıl geldiğimizi, yani Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) olarak yürüttüğümüz Barış Gazeteciliği serüvenimizi anlatmak gerekiyor. Çünkü bu atölye, arkasında ciddi bir kurumsal ısrarın, emeğin ve Ankara-Amed hattında yürütülen bürokratik/akademik mücadelenin olgunlaşmış bir meyvesiydi.

İlk durak Ankara

Bizim için bu yolculuk, meselenin kalbine, yani yasal ve siyasi iradenin merkezi olan Ankara’ya giderek başladı. Barışın inşasında medyanın rolünü kurumsallaştırmak adına ilk olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) resmi temaslarda bulunduk.

O dönem Meclis’te kurulan ilgili komisyonun, sahadaki ve mutfaktaki gazetecileri dinlememesinin, süreci eksik ve ekseninden kopuk bırakacağını Meclis koridorlarında güçlü bir sesle dile getirdik. Gazetecilerin dahil edilmediği bir barış dili arayışının karşılık bulamayacağını vurgulayarak, Barış Gazeteciliği ilkelerimizi ve bu konudaki somut taleplerimizi yazılı bir rapor halinde Meclis Başkanlığı’na sunduk. Bu hamle, barış haberciliğini sadece mesleki bir arzu olmaktan çıkarıp yasal bir muhataplığa taşıma kararlılığımızın ilk ciddi göstergesiydi.

Militarist dile karşı çözüm

Meclis temaslarının hemen ardından, yine Ankara’da meslek örgütlerinin katılımıyla geniş çaplı ve hafızalarda iz bırakan bir panel organize ettik. “Barış Gazeteciliği: Çatışmadan Çözüm Odaklı Haberciliğe” başlığıyla gerçekleştirdiğimiz bu buluşmada, teoriyi pratikle harmanlamak adına akademi dünyasından çok kıymetli isimlerle yan yana geldik.

Doç. Dr. Tezcan Durna ve Doç. Dr. Ayşe Nevin Yıldız ile bir araya geldiğimiz bu panelde, Türkiye medyasının röntgenini çekerek Barış Gazeteciliği’nin evrensel ve yerel tanımlamalarını yeniden yaptık. Panel boyunca ortaya koyduğumuz en net ve radikal tespit şuydu:

Siyasi ya da toplumsal bir çözüm süreci ilerlerken, medyanın kullandığı militarist dil, barışa ve uzlaşıya hizmet etmez; aksine süreci sabote eder. Çatışmayı besleyen manşetlerin yerine, çözümü ve ortak yaşamı besleyen bir üslup ikame edilmelidir.

İşte Ankara’da Meclis sunumlarıyla, akademik panellerle temellerini attığımız, militarist dile karşı ördüğümüz bu entelektüel ve mesleki barikat; bizi Diyarbakır’daki forumda gerçekleştirdiğimiz o önemli atölyeye taşıyan en büyük itici güç oldu.

Özeleştiri ve dayanışma

Forumun üçüncü gününde, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) ortaklığıyla AMARGİ Kültür ve Sanat Derneği’nde gerçekleştirilen Barış Gazeteciliği Atölyesi ile gazetecilerle Barış Gazeteciliği’ni tartıştık. Moderatörlüğünü Reyhan Hacıoğlu’nun üstlendiği, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) eski Genel Başkanı Ercan İpekçi ve Gazeteci-Yazar Tuğçe Tatari’nin konuşmacı olduğu atölye; ana akım medyanın ürettiği savaş dilini, ayrımcı söylemleri ve manipülatif haberciliğin toplumu nasıl zehirlediğini tüm çıplaklığıyla masaya yatırdı.

Ancak atölyeyi salondaki onlarca genç gazeteci için unutulmaz ve sarsıcı kılan, batı medyasından gelen bir kalemin, Tuğçe Tatari’nin salonda yankılanan samimi özeleştiri hikâyesi oldu.

Savaş dilinin gölgesinde

Atölyede en çok tartışılan konulardan biri, medyanın ve siyasetin dil birliğiyle ürettiği militarist kuşatmaydı. Tatari’nin yıllar önce kaleme aldığı bir yazıda; gerillaya sarılan bir milletvekiline yönelik ana akım medyada köpürtülen “Senin yerin dağdır, meclis değildir” gibi dışlayıcı, hedef gösteren söylemlerin yarattığı tahribat tartışıldı. Ve bu sözlerinin ardından yaşadığı değişim süreci. Tam da bu nefret ikliminin ortasında, her türlü linci de göze alarak barışı ve barış gazeteciliğini savunmanın ne kadar hayati ve kıymetli olduğu vurguladı.

Bu noktada forumun geneline yayılan iki farklı tanıklık, gelecek adına umut verici bir sinerji oluşturdu:

  • Gürkan Çakıroğlu’nun Barış Anneleri ile yaptığı toplantı sonrası gözleri dolarak sarf ettiği, ülkücü kökeninden gelen bir özeleştiriyle harmanlanmış “Bu kadınlar varken biz bu savaşı kazanamayız, bu anneleri yenemeyiz” sözleri,
  • Tuğçe Tatari’nin batı medyasının Kürt meselesine bakışındaki körlüğü ve kendi mesleki geçmişini samimiyetle masaya yatırdığı o özeleştiri hikâyesi…

Bu iki farklı kutuptan yükselen vicdani sesleri ve bu sesleri çıkaran insanların sayısını çoğalttıkça, toplumsal barışa her zamankinden daha yakın olacağız.

Batı medyasının sınavı

Atölyede hem Kürt gazetecilerin hem de Tuğçe Tatari’nin şikayetçi olduğu, salonda derin bir iç çekişe sebep olan en temel konulardan biri ise mesleki dayanışmasızlıktı. Batıdaki (İstanbul merkezli) gazetecilerin, bölgede her türlü zorluğa, baskıya ve yargısal kıskaca rağmen mesleğini yapmaya çalışan Kürt meslektaşlarıyla yan yana gelmekten, “aynı fotoğraf karesinde” görünmekten dahi imtina etmesi büyük bir kırılma noktası olarak ele alındı. Tatari, batı medyasındaki meslektaşlarının bu çekingenliğini, konfor alanlarını kaybetme korkusu ve egemen anlatının dışına çıkma cesaretsizliği olarak nitelendirdi.

Batı’nın körlüğü

Tuğçe Tatari, forumun ardından kaleme aldığı son yazısında da atölyede başlattığı bu tartışmayı daha geniş bir kamuoyuna taşıdı. Yazısında Diyarbakır’da soluduğu atmosferi ve Kürt gazetecilerle kurduğu diyalogları aktaran Tatari, batı medyasının içine düştüğü ahlaki yarılmayı şu çarpıcı örneklerle özetliyor:

“Beni en çok yaralayan; batıdaki bazı gazetecilerin Kürt meslektaşlarıyla yan yana gelmekten çekinen, dışlayan, üstten bakan tavırlarla yaklaşan bir tutum içinde olmalarının bu düzeyde gözle görülür hâle gelmesi oldu.” Tatari’nin hem yazısında hem de forumda altını çizdiği bu gerçek, barış gazeteciliğinin sadece bir “teknik veya üslup” meselesi olmadığını; aynı zamanda cesaret, yan yana durabilme iradesi ve en önemlisi de amasız-fakatsız bir mesleki dayanışma gerektirdiğini bizlere bir kez daha gösterdi.

Yapıcı eleştiriler

Barış Gazeteciliği Atölyesi’nin yarattığı güçlü dalga, sadece destek ve tebrikleri değil, mesleki açıdan ufuk açıcı tartışmaları ve yapıcı eleştirileri de beraberinde getirdi. Bu eleştirilerin en değerlilerinden biri, Gazeteciliğine ve deneyimine büyük değer verdiğimiz Faruk Balıkçı’dan geldi. Eleştiri Balıkçı gibi titiz bir kalemden olunca, durup iki defa düşünmek ve meseleyi tüm şeffaflığıyla ele almak bizim için bir sorumluluktu.

Faruk Balıkçı’nın getirdiği eleştirinin özü şuydu: “Böylesi önemli bir atölyede neden bölgede yaşayan ve burada gazetecilik yapan isimler konuşmacı olarak yer almadı?”

Bu yapıcı eleştiri üzerine Balıkçı ile telefon üzerinden samimi bir iletişim kurduk. Kendisine, yukarıda detaylarıyla aktardığım Ankara’daki Meclis temaslarından akademik panellere uzanan Barış Gazeteciliği serüvenimizi, bu atölyenin arka planındaki kurumsal kolektif emeği ve organizasyon mantığını anlattık. Konuşmacı tercihinin bölgeyi dışlamak değil, aksine batı medyasındaki tıkanıklığı bölgeden zorlamak adına kurulmuş stratejik bir köprü olduğunu aktardık. Bu detaylı aktarımın ardından Faruk Balıkçı, yürütülen emeğe ve kurulan mantığa hak vererek, konuyu netleştiren yeni bir yazı kaleme alacağını ifade etti. Bu yapıcı diyalog, medya içi denetimin ve sağlıklı iletişimin barış diline nasıl katkı sunabileceğine dair de güzel bir örnek oldu.

Görülmek istenmeyen hakikat

Faruk Balıkçı ile olan görüşmemiz bir yanlış anlaşılmayı düzeltmiş olsa da bu tartışma çok daha köklü bir yarayı, “bölgedeki gazetecilerin görünmez kılınması” gerçeğini yeniden gündeme taşıdı. Atölyenin sadece kürsüsüne odaklanıp salonu ıskalamak, orada aylardır, yıllardır bu topraklarda bedel ödeyerek çalışan meslektaşlarımızın emeğine haksızlık olurdu.

Unutmamak gerekir ki; o salonda aralarında Bianet, Yeni Yaşam, Evrensel gibi özgür medyanın güçlü kaleleri başta olmak üzere, bölgede yıllardır soluksuz habercilik yapan onlarca yerel ve ulusal basın emekçisi vardı. Bir de genç iletişim öğrencileri. Tartışmaları yürüten, sorularıyla atölyeyi zenginleştiren, pratik deneyimlerini aktaranlar bizzat bu arkadaşlardı. Ancak maalesef, Türkiye’deki yerleşik medya algısında “özgür basın” çalışanları bazen bile isteye görülmüyor, yok sayılıyor

Sınırlar ve sorumluluklar

Bu görünmezlik sarmalının en acı verici örneklerinden biri kurumsal düzeyde yaşanıyor. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün Türkiye Temsilciliği, bölgede her gün baskı, gözaltı ve yargısal tacizle karşı karşıya kalan Kürt gazetecileri ve onların meslek örgütlerini kurumsal olarak halen tam anlamıyla kabul etmekten, yan yana durmaktan imtina ediyor. Uluslararası bir hak örgütünün düştüğü bu vahim mesafe koyma hatasına, batıdaki meslektaşlarımız ya da bölgede emek harcayan diğer demokrat dinamikler düşmemelidir. Dayanışma, sadece konforlu alanlarda ve homojen gruplar arasında yapıldığında barışa hizmet etmez. Gerçek barış gazeteciliği; ana akımın ve uluslararası kurumların kör noktada bıraktığı, “görülmeyen” özgür basın emekçilerinin sesini, yüzünü ve imzasını ortak kareye dahil edebilme cesaretidir.

Barışı ilmek ilmek işlemek

Amed’de 5 gün boyunca yankılanan ses, barışın yukarıdan aşağıya dikte edilen bir metin değil; tabandan, sokaktan, sanattan ve doğru kurulmuş bir dilden beslenen organik bir süreç olduğunu gösterdi. Barış Gazeteciliği Atölyesi’nin sunduğu perspektif, nefret söylemine karşı hak temelli haberciliğin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha kanıtladı. Son olarak şunu söylemek istiyorum; dil değişirse dünya değişir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Şiddet uyguladığı kadın hayatını kaybetti: Mahkemeden ‘kast yok’ kararı!

Sonraki Haber

TÜİK verileri: İşsizlik geriledi, atıl işgücü yüzde 30.4’e yükseldi

Sonraki Haber

TÜİK verileri: İşsizlik geriledi, atıl işgücü yüzde 30.4'e yükseldi

SON HABERLER

Adana’da kavga: Suriyeli bir kişi yaşamını yitirdi

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

İBB Davası 39’uncu gününde

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

İstinaf’tan İmamoğlu’nun diploma iptali başvurusunda karar

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

Uğurcan Açıkgöz de olay yerindeymiş

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

Niğde’de iş kazası: Bir işçi ağır yaralandı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

TAJÊ’nin 3’üncü kongresi başladı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

İsrail’den Sumud Filosu’na saldırı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır