Her yıl 21 Mayıs‘ta kutlanan ‘Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü’ kültürel zenginliği kutlamak ve kültürlerarası diyaloğun barış ile sürdürülebilir kalkınmadaki rolünü vurgulamak amacıyla UNESCO tarafından 2002 yılında ilan edilmiştir. Bugünün amacı, kültürel çeşitliliğin bir zenginlik olduğunu kabul etmek, diyalog yoluyla barışı pekiştirmek.
Modern dünya, küreselleşmenin etkisiyle her şeyi standartlaştırma eğiliminde. Her şehirde aynı zincir mağazaları görmek, aynı müzikleri dinlemek ve aynı moda akımlarına kapılmak bizi bir konfor alanına hapsetse de, aslında ruhsal ve zihinsel bir fakirleşmeye yol açıyor. Yerel bir dilin yok olması veya kadim bir zanaatın unutulması, insanlık kütüphanesinden çok değerli bir kitabın yok olması gibidir.
Dünyayı devasa bir tuval olarak hayal edelim bir an. Eğer bu tuvalde sadece tek bir renk, tek bir ton ve tek bir çizgi olsaydı, ortaya çıkan eser oldukça sıkıcı ve ruhsuz kalırdı. İnsanlık tarihi tam da bu noktada devreye giriyor; bizler tek bir rengin değil, binlerce farklı tonun, sesin ve hikâyenin birleştiği devasa bir mozaiğiz.
Kültürel çeşitlilik, genellikle sadece farklı yemekler tatmak veya yerel danslar izlemek gibi yüzeysel bir kavrammış gibi algılanıyor. Oysa çeşitlilik, insanlığın hayatta kalma meselesidir. Bir ormanda biyolojik çeşitlilik ne kadar fazlaysa, o ekosistem dış etkenlere karşı o kadar dirençlidir. İnsan toplumları için de durum farksızdır. Farklı bakış açıları, farklı çözüm yollarını beraberinde getirir.
Sanattan teknolojiye kadar her büyük sıçrama, farklı kültürlerin birbirini etkilemesiyle gerçekleşmiştir dense yanlış olmaz. Başka birinin bayramını, yasını veya sofrasını anlamaya çalışmak, bizi kendi dar kalıplarımızdan çıkarır. Farklı diller ve yaşam biçimleri, beynimizin olaylara bakış açısını çeşitlendirerek daha esnek düşünmemizi sağlar.
***
Kültürel çeşitliliği bir sorun değil, bir servet olarak görmek zorundayız. Bu zenginlik, sadece müze raflarında korunacak bir miras değil; sokakta, ofiste ve dijital dünyada her gün yeniden üretilen canlı bir organizmadır. Birbirimize benzemek zorunda değiliz, ancak birbirimize saygı duymak ve birbirimizden öğrenmek zorundayız.
Unutmayalım ki; bir orkestrada keman, flüt ve davul aynı notayı çalmaz. Her biri kendi sesini koruyarak ortak bir harmoniye katkıda bulunur. Ortaya çıkan o güzel senfoni, enstrümanların birbirine benzemesinden değil, farklılıklarının uyumundan doğar.
Dünyamızın bu çok sesli senfoniye her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Kendi rengimizi korurken, yanımızdakinin rengine de hayranlıkla bakabildiğimiz ölçüde zenginiz. Kültürel çeşitlilik sadece bir hoşgörü söylemi değildir; o, insanlığın ortak zekasıdır. Bugün modern dediğimiz pek çok şey, aslında bu etkileşimin bir meyvesidir. Genelde farklılık korkutucu gelir; çünkü bilinmezlik içerir. Oysa gerçek farklı dünyaların bileşiminden doğar. Geleceği inşa etmenin yolu da buradan geçer.
Kültürel çeşitliliği korumak, sadece eski binaları restore etmek demek değildir. Bu, bir gencin hem kendi yerel değerlerini bilmesi hem de bir başka kültürün sanatına, diline ve inancına merakla bakabilmesidir. Tek tipleşmenin gri dünyasına karşı, her kültürün kendi rengini savunması bir medeniyet borcudur.
***
Bağrında değişik kültürler barındıran toplumlarda demokratikleşme; bu farklı kültürlerin varlığının kabul edilmesi ve onlara gelişimlerini sürdürebilecekleri olanakların sağlanmasına bağlıdır. Değişik kültürler çokkültürlü bir yapılanmada birbirlerine karşılıklı olarak yeni boyutlar, yeni nitelikler kazandırır. Çoğulcu kültür anlayışında her kültür çağın ve yaşamın gereklerine uymayan, birlikte varolmayı zorlaştıran ve gelişmeyi önleyen öğelerin ayıklanması da kolaydır. Ayrıca kültürler birbirinden bağımsız ve serbestçe gelişebilmeleri; demokratik bir birliktelik, ortak bir gelecek oluşturabilmeleri için sorumluluk paylaşılmasını da birlikte geliştirir.









