Kutsallık, anlamın yoğunlaşmasını ve cisimleşmesini ifade eder. İlk kutsal nasıl oluştu? İlk kutsalların kaynağı nedir? Kutsal olan toplumsal mıdır? Komün olan kutsal mıdır? Toplumsal hafıza ile kutsallık arasında nasıl bir ilişki vardır? Rıza toplumu süreklerinin kutsalları ile nehak anlayışın kutsalları arasındaki fark nedir? Başka bir ifadeyle; demokratik, komünal, ahlaki ve politik toplumun kutsalları ile devletçi, iktidarcı toplumun kutsalları arasındaki farklar nelerdir?
Demokratik topluma ait her kutsal, aynı zamanda tarihin başlangıcını da kendi içinde barındırır. Egemen güçler için toplumu hakikatinden düşürmek, komünalitesini parçalamak, kültürel ve direniş damarını etkisiz hale getirmek ve toplumu zihinsel olarak teslim almak amacıyla kutsallara saldırmak stratejik bir teslim alma yöntemidir. Bu durum birkaç kendini bilmez “meczubun” bireysel saldırısı asla değildir. Toplumu tarihsel hafızasından silmek, tarih bilincinden koparmak için toplumsallığı inşa eden kutsallara saldırı yapılır. Çünkü Rıza toplumunun özü bu kutsallarda gizlidir.
Alevi süreklerinde kutsallığı sıralarsak; Heq (Hak), Xızır, Pir, mezarlar, ocaklar, ziyaretler, jiyar û diyarlar, evliyalar… Toplumun varlığını, birliğini ve dirliğini devam ettirmesi ile kutsallığın kaynağı arasındaki ilişkiye tarihsel ve sosyolojik açıdan bakmak gerekir.
Kürtçe’de “Pîroz” (kutsal) kelimesi, “bi, pê” edatlarından dönüşmüş olan “pî” ile güneş anlamına gelen “roj/ruz” kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır. Burada dile getirilen kutsallık; “aydınlıkla birlikte olan, ışık ile birlikte olan, ışık veren” anlamına gelir. Mitraizm ve Zerdüştlük merkezli düşündüğümüzde; güneşle, aydınlıkla, iyilikle birlikte olan anlamını ifade eder.
Toplumun varlığını devam ettirmesiyle ilgili ne varsa kutsaldır. Özellikle kadim dönemlerden, Rıza toplumu dönemlerinden gelen tarımsal üretim ritüelleri ve şölenleri büyük bir kutsallık ifade eder. Ekmek, öküz, el değirmeni ve tarımsal üretimle ilgili araç gereçlerin hepsi kutsaldır. Kutsallığın kökeninde esas olan, toplumsal ihtiyaçların karşılanmasıdır. Toplumsal yaşamla ilgili ihtiyaçlar, kutsalın esasını belirler. Bereketle ilişkilendirilen şeylerin çoğunun yemek ve üretimle ilgili olması son derece önemlidir.
Pîroz kelimesinde manaya kavuşan güneş ve aydınlık; mübarek kelimesinde mana bulan bereket, komünün varlığını devam ettirmesiyle ilgili kavramlardır. Kelimelerin ve kavramların tarihsel hafızasına ve etimolojisine göz attığımızda, rıza toplumu süreklerinin kutsalları korku duygusundan ziyade komünün ve toplumun varlığını sürdürmesiyle ilgilidir.
Kutsal kabul edilen mekânlar, eşyalar, yerleşim bölgeleri; toplumsallığa ait davranışların, sözlerin, düşüncenin, inancın ve hafızanın akışkanlık kazandığı, kendini devriye ettiği; birey, toplum ve doğanın birlikte ikrarlı yaşadığı yerleri ifade eder. Bu mekânlar iktidar ilişkilerinin inşa edilmesinden çok demokratik toplumun ahlaki ve politik ilkelerinin, ritüellerinin anlam bulduğu, kültürün oluştuğu yerlerdir.
Doğadaki bazı mekânların toplumsallaşmanın gerçekleşmesinde önemli rol oynadığı bilinmektedir. Özellikle Neolitik kültürün komünal ve demokratik değerlerinin bu kutsal mekânlar üzerinden bugüne kadar biçim kazandığı, form kazandığı net olarak bilinmektedir. Rıza toplumunun komünal değerlerinin ve kültürünün toplumsal bir zihniyete yol açması; müzik, sanat, dil, kültür ve estetik gibi birçok değerin yaşam alanı bulduğu ve şekillendiği yerler bu kutsal mekânlardır.
Kutsal kabul edilen akarsular, ağaçlar, göller, dağlar, mezarlar, önderler, evliyalar, dervişler ve pirler topluma kılavuzluk etmişlerdir. Zalimin zulmüne karşı toplumlar bu kutsallara sığınarak direnme gücü bulmuştur. Hemen hemen bütün inançlarda kutsal olan dağlar, mağaralar ve ırmaklar insanlara kılavuz olurken; aynı zamanda felaketlerden koruyan, sığınak işlevi gören mekânlardır.
Kutsal kişiler; önderler, filozoflar, evliyalar, dervişler ve peygamberler toplumun öncüleridir. En zor anlarda topluma rehberlik yapmış, yol göstermiş; bilgileri ve pratikleriyle toplumsallığı inşa etmeye çalışmış, toplumun varlığını korumuş ve en zor şartlarda dahi fedakârlıktan kaçınmamış kişilerdir. Bu yönüyle kutsallık, toplumsal kimliğin ifadeye kavuşmuş halidir.
Özellikle Rêya Heq Alevi inancında “Xweda/Xwedê” kavramının daha çok tanrıçalıkla özdeş olması, kutsallık açısından incelenmeye değerdir. “Xwe” kendi; “da/dê” ise anne, vermek, oluşturmak anlamına gelir. Bu anlam, tanrıçayı ve kadın anayı ifade eder. Tanrıçalıktan kadın anaya dayanan bu anlayış, eril zihniyetin ve rızasız toplumun (sınıflı toplumun) gelişmesiyle birlikte “Tanrı Baba” anlayışına evrilmiştir. Kadınlık, tanrıçalık ve dişilikle ilgili olan bu kavram, sosyolojik olarak eril Tanrı Baba anlayışına doğru dönüşüm geçirmiştir.
Özellikle Dersim merkezli kutsallara yönelik saldırıların planlı bir şekilde yapılması tesadüf değildir. Dersim Katliamı öncesinde yazılan raporlarda da kutsalları etkisiz hale getirme hedefinin yer alması, tarihsel hafızanın yok edilmesine yönelik planlı ve programlı bir toplumsal mühendislik projesidir. Bireyi ve toplumu başlangıçtaki özden, komünaliteden ve tarihten koparmak; anlamsız ve amaçsız hale getirmek; yaşamı bitirmek ve komünaliteyi dağıtmak hedeflenmiştir.
Özellikle son dönemlerde Alevi yerleşimlerindeki kutsal mekânların rant alanına çevrilmesi, yok edilmesi ve çeşitli saldırılara uğramasının temel nedeni; toplumun yok edilmek istenmesidir. Rıza toplumunun düşünsel, toplumsal ve bedensel emeğini var eden, oluşturan ve yaşatan gücün yok edilmesi amaçlanmaktadır.
Toplumsallığı inşa eden her kutsal mekân, aynı zamanda bireyin kendini, yaşamı ve toplumu anlamlandırma arayışını ifade eder. Bu ise kadim dönemlerden başlayıp bugüne kadar gelen hakikat ve özgürlük arayışının kendisidir.









