Demokratikleşme adımlarının Kürt halkının verdiği mücadele sonucu olduğunu söyleyen Pakrat Estukyan, bu durumun herkese geçmiş yüz yılı yeniden gözden geçirme, değerlendirme, anlamlandırma ve buna göre geleceğe bakmak gibi bir yükümlülük getirdiğini söyledi
Cumhuriyetin 2’nci yüzyılına girilirken, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümüne dair tartışmalar yeni bir boyut kazandı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci sadece Kürt halkı açısından değil, Türkiye’de yaşayan farklı halklar ve inançlar bakımından da demokratikleşme beklentilerini yeniden gündeme taşıdı.
Yıllardır inkar ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya kalan halkların hak talepleri yeniden tartışılırken, 13-14 Haziran’da yapılacak “Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” çağrıcılarından gazeteci ve yazar Pakrat Estukyan, demokratikleşmenin çoğulcu toplum yapısının kabulüyle mümkün olacağını belirtti.
Pakrat Estukyan, Kürt halkının asimilasyon politikalarına karşı yürüttüğü mücadelenin Türkiye’deki tüm halklar açısından demokratikleşme zemini yarattığını ifade etti. Pakrat Estukyan, Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğundan aldığı mirasın çoğulcu yapı olduğunu ve bu mirasın tekçiliğe dönüştürüldüğünü belirtti. Tekçi politikaların acılarının yüzyıldır yaşandığını ifade eden Pakrat Estukyan, “Şimdi önümüzde yeni bir yüzyıl var ve bu yeni yüzyılda eğer demokratik bir toplum inşa edebilirsek, emaneti daha umutlu nesillere bırakacağız. Eğer bunu yapamazsak, önümüzdeki nesiller de yeni kuşaklar da bizim mücadele ettiğimiz alanlarda yeniden ömür tüketecekler. Bunu hiçbirimiz istemiyoruz” diye konuştu.
‘Çoğulcu bir toplum ve demokratik bir yapı inşa edebiliriz’
Bütün halkların demokratikleşmenin öznesi olduğunun altını çizen Pakrat Estukyan, “Ancak Türkiye’de 100 yıldan fazla süredir sürdürülen asimilasyon sonucunda birçok halk kendi özgünlüğünü tartışma haline getirdi. Hatta inkar edilen halklar oldu. Yani Osmanlı İmparatorluğu son 300 yıl boyunca nüfusunun önemli bir kısmını müslümanlaştırdı. Cumhuriyet rejimi de o müslümanlaştırılanları son 100 yıl içinde Türkleştirdi. Ama bu politikalar o halklar nezdinde karşılık buldu. Bugün birçok insan artık kendi geleneklerinden, atalarından gelen kimliği umursamıyor ve yine de bir kimlikle kendini ifade etmek istiyor. Hani Babam Çerkes, ben Türküm. diyen birçok insan var çevremizde. Dolayısıyla ancak Çerkes’in Çerkes kimliğini bilince çıkarmasıyla, Laz’ın Laz kimliğini bilince çıkarmasıyla biz çoğulcu bir toplum ve demokratik bir yapı inşa edebiliriz. Laz’ın Laz olduğunu bilerek, Kürt’ün Kürt olduğunu bilerek, Ermeni’yi Ermeni olarak tanıyarak yan yana durabilmek, aynı ülkü için çalışabilmek, aynı ülkeyi birlikte yaşatabilmek önümüzdeki en önemli görevdir” ifadelerini kullandı.
‘Böyle bir tartışma Kürt halkının asimilasyona hayır demesinin sonucu’
Demokratikleşme adımlarının Kürt halkının verdiği mücadele sonucu olduğunu söyleyen Pakrat Estukyan, “Bütün bu konuştuklarımız, Kürt halkının kendi kimliğine sahip çıkması ve kendi kimliğinden taviz vermemesi prensibinin sonuçlarıdır. Eğer Kürtler de başka halklar gibi sadece Kürtlüklerini folklorik bir öğe gibi saklamaya razı olsalardı, ana dillerini gönüllü olarak inkar etselerdi ve unutsalardı, bugün bu tartışmanın gerekliliği ve zemini kalmazdı. Böyle bir tartışma varsa, bu Kürt halkının bu asimilasyon politikasına hayır demesinin sonucunda vardır. O hayır, hepimize geçmiş yüz yılı yeniden gözden geçirmek, değerlendirmek, anlamlandırmak ve ona göre geleceğe bakmak gibi bir yükümlülük getirdi. Bu perspektiflerle biz daha insanca bir cumhuriyet kurabileceğimize inanıyoruz demokratik ve insanların mutlu olabileceği bir cumhuriyet. Ve bütün bunları o Kürt uyanışına borçlu olduğumuzu düşünüyorum” diye belirtti
Haber: Melik Varol \ MA









