Êlih’in Qabilcewz ilçesine bağlı Tanzê Köyü’nde 1994 yılında camiye düzenlenen top atışında 9 kişi yaşamını yitirdi. Katliamın tanığı Hasan Erzi, koruculuk dayatmasını kabul etmeyen köylülere yönelik baskıları ve saldırı sonrası yaşananları anlatarak, ‘İnsan parçalarını poşetlere doldurup bize gömdürdüler’ dedi
İnsan Hakları Derneği (İHD), 1995’ten bu yana 17-31 Mayıs tarihleri arasını “Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” olarak anıyor. Bu yıl da 1990’lı yıllarda gözaltında kaybedilenlerin failleri ile kemikleri hâlâ bulunamamış faili meçhul cinayetlere dikkat çekiliyor.
Türkiye tarihinin karanlık sayfaları arasında yer alan 1990’lı yıllarda çok sayıda köy yakıldı, binlerce faili meçhul cinayet işlendi ve binlerce kişi zorla göç ettirildi.
Bu köylerden biri olan Êlih’in (Batman) Qabilcewz (Sason) ilçesine bağlı 120 haneli Tanzê Köyü’nde 1994’te ağır bir katliam yaşandı.
1994’te köye gelen Bolu Tugay Komutanlığı’na bağlı askerler, köylüleri meydanda toplayarak, koruculuk dayatmasında bulundu. Köylülerin kabul etmemesi ardından köy meydanından işkence ve hakaretlerde bulunuldu. Daha sonrada baskılar devam etti. Ancak köylüler tüm baskılara rağmen bunu kabul etmedi. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra, camii topların hedefi oldu ve imam Esat Çetin ile birlikte Sıdık Aydın, Kadri Dölek, Hanefi Yıldız, Abdurrahim Yıldız, Hüseyin Tekin, Vaadetin Öngün, Nuriye Öngün ve Sohbet Öngün adlı yurttaşlar yaşamlarını yitirdi. Sonrasında buradan Mersin, İstanbul ve daha birçok kente göçler yaşandı. 9 kişinin yaşamını yitirdiği saldırıda insanların parçalanmış cenazelerini toplayan o dönemin tanığı Hasan Erzi, yaşananları ve tanıklığını anlattı.

1994’te ramazan aylarında askerlerin köye geldiğini kaydeden Erzi, “Köylülere ya koruculuğu kabul etmeleri ya da köylerini terk etmeleri dayatılıyordu. Koruculuğu kabul etmeyen köylerin evleri yakılıyor, köylülerin eşyalarını almalarına dahi izin verilmeden bütün malları ateşe veriliyordu. Evlerin üzerine önce yanıcı maddeler dökülüyor, ardından köyler tamamen yakılıyorlardı” diye anlattı.
Namaz esnasında katlettiler
Köylüleri meydana toplayan askerlerin komutanın köy imamı olan Esat Çetin’e “Gerillalar ölünce şehit oluyor da biz olmuyor muyuz?” diye sorduğunu belirten Erzi, Esat Çetin’in “Biz savunmasız ve silahsız köylüleriz. Bu konuda hüküm verecek durumda değiliz” diye cevap verdiğini belirtti. Yaşanan bu diyaloğun ardından köylüleri tehdit eden, hakarette bulunan askerlerin buradan ayrıldığını söyleyen Erzi, köy camisine gerçekleştirilen top atışı sonrası İmam Esat Çetin ile birlikte 8 kişinin yaşamını yitirdiğini aktardı. Tanzê Köyü’ne yaklaşık 15 dakika uzaklıkta bulunan Cacasê (Yücebağ) ilçesinde bulunan karakoldan köye top atışı yapıldığını belirten Erzi, top atışının Ramazan ayında, köylünün namaz kıldığı sırada yapıldığını aktardı.
Saldırı sonrası çevre köylerden insanların olay yerinde toplandığını dile getiren Erzi, “Patlamanın ardından insanların parçalarının ağaçlardan ve sokaklardan topladık ve bunları poşetlere doldurduk. Biz parçaları toplarken silahları da kafamıza dayamışlardı. Topladığımız parçaları bir araya getirtip bize gömmemizi söylediler. Hem öldürdüler hem de delileri yok ettiler. Bunu yaptırırken de acele etmemizi istiyorlardı. Böyle bir vahşeti bize yaşattılar” şeklinde konuştu.
Koruculuğu kabul etmeyen 17 köy zorla göç ettirildi
Katliamın ardından çevredeki 17 köyün muhtarının çağrıldığını belirten Erzi, askerlerin koruculuğu kabul etmeyen herkese 24 saat süre vererek, köylerini terk etmelerini istediğini belirtti. Erzi, “Köylüler olarak koruculuğu kabul etmeyince köyü terk ederek önce Bismil’e göç ettik. Burada tütün işiyle geçinmeye çalıştık. Ancak tütün üretiminin yasaklanmasıyla geçim kaynaklarımız da sona erdi. Bunun üzerine çoğu kişi metropol kentlere taşındı. Ben de ailem ile beraber Mersin’e taşındım. Daha hakkımda tutuklama kararı çıkınca yeniden göç etmek zorunda kaldım ve İstanbul’a yerleştim. 1995 ile 2004 yılları arasında İstanbul’da yaşadım. Bu süreçte farklı şehirlerde yaklaşık 20 yıl boyunca Azadiya Welat Gazetesi’nde çalıştım” diye konuştu.
Yüzleşme çağrısı
Demokratik Toplum ve Barış Süreci’ne işaret eden Erzi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 1993 yılından bu yana savunduğu çizginin değişmediğine dikkat çekti. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile başlayan sürecin, Özal’ın ölümüyle sona erdiğini ve ardından çok sayıda insanın yaşamını yitirdiğini hatırlatan Erzi, “2014-2015 yılında başlayan süreç eğer devam etseydi, bugün barış içinde yaşıyor olurduk. Bahçeli dünyada ki gelişmelerden dolayı, gerçekten barış istiyor. Bahçeli’nin iktidar ve çıkar hesabıyla değil, kendi ideolojisi doğrultusunda hareket ettiğini düşünüyorum. Eğer gerçekten barış istiyorlarsa geçmiş ile yüzleşilmeli ve ders çıkarılmalı” ifadelerini kullandı.
Haber: Fethi Balaman – Helin Dolanbay / MA









