Türkiye’deki ana muhalefet partisine yönelik “Mutlak Butlan” kararı birçok kesim tarafından sivil darbe olarak tanımlanıyor. İç politika açısından yapılan bu değerlendirmenin şüphesiz doğru yanı var. Ama gelişmeleri sadece sivil darbe olarak tanımlamak, Balkanlar-Kafkasya-Ortadoğu üçgenindeki Türkiye ile bağlantılı gelişmeleri hesaba katmamak, kanımızca resmin bütününü görmeyi zorlaştırmakta, yanılgı payını artırmaktadır. “Mutlak Butlan” kararının bizce asıl nedeni Türkiye’deki karar vericilerin dış politikada gördükleri bir operasyonel tehdide karşı atılması planlanan adımları güvenceye alacak bir yönetim istikrarını sağlama çabasıdır.
Okura, tespitimizi etraflıca gerekçelendireceğimiz bir makaleyi en kısa sürede hazırlama sözü vererek, neden böyle düşündüğümüzü telgraf stilinde açıklayalım. Bunu öncelikle Ankara’nın, yani karar vericilerin gözünden bakmaya çalışarak yapalım. Türkiye 480 bin civarında aktif askeri personeliyle NATO’nun en büyük ikinci ordusuna ve 2024’te 7,1 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiren askeri-sınai kompleksine sahip bir ülke olarak, Avrupa, Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya’nın kesişme noktasındadır. Askeri-sınai kompleksinin altyapısı NATO ile uyumludur, ancak NATO tedarik zincirlerinin dışında da işleyebilir. Evet, Türkiye bir İran değildir, ama artık eski kategorilerin yetersiz kaldığı ve başka aktörleri entegre etme yeteneğiyle kendisine atanan rolden daha büyük hale geldiği için, ittifakın mantığını aşan bir NATO üyesidir.
Neticede Türkiye değişen dünya koşulları karşısında coğrafi avantajlara, askeri yeteneklere ve görülebildiği kadarıyla diplomatik esnekliğe sahip bir devlet olarak, Batılı emperyalist güçlerle iş birliğini sürdürebilen, Rusya ile diplomatik ilişkileri yürütebilen, ÇHC ile ticaret yapabilen ve bölgesel etkinliğini – Afrika’daki kimi ülkeler dahil – artırabilen bir ülke konumundadır. Son dönemin siyasi söylemlerini dikkate alırsak, Türkiye’deki karar vericilerin, – aralarındaki tüm ticari ve askeri ilişkilere rağmen – İsrail’in halihazırda Türkiye’yi Ortadoğu’nun en tehlikeli aktörü olarak gördüğü kanısında olduklarını tespit edebiliriz.
O açıdan, İran’a yönelik saldırı savaşının, Suriye’deki gelişmelerin, İsrail’in Irak’a gizli asker yerleştirmesinin ve Doğu Akdeniz’de oluşturulmuş olan İsrail-Kıbrıs-Yunanistan ittifakının da etkisiyle, Türkiye’deki karar vericilerin Katar, Pakistan ve Suudi Arabistan ile askeri iş birliğini derinleştirmek istemeleri pek şaşırtıcı değildir. Her ne kadar bu dört ülke ideolojik olarak yakın olmasalar da İsrail karşında ve ABD’ye rağmen yeni bir “güvenlik mimarisi” oluşturabilecek derecede yeterli sermayeye, yeterli nükleer caydırıcılığa ve yeterli bölgesel konuma sahiptirler.
Pakistan, Suudi Arabistan ile girdiği ittifakın yanı sıra, 2025 Eylül’ünden bu yana Türkiye ile olan askeri-sınai iş birliğini genişletti. 2025 Aralık’ında Türkiye’nin Pakistan’da İHA montaj fabrikası kurma kararını alması ve Tusaş’ın Pakistanlı NUST ile ortak savaş uçağı inşa etme antlaşmasıyla, Batılı tedarik zincirlerinden bağımsız bir askeri-sınai iş birliğinin derinleşmesini sağlayan adımlar atılmaktadır. Dolayısıyla Pakistan ABD’ye karşı çıkmadan rolünü genişletir, Suudi Arabistan ABD güvenlik şemsiyesinden ayrılmadan Pakistan’ı destekler ve Katar bu eksene katılmaya çalışırken, Türkiye NATO üyeliğini tehlikeye atmadan Pakistan ile endüstriyel iş birliğini genişletmek, henüz ittifak denilmeyen bir dörtlü askeri birlikteliğin oluşmasını hızlandırmayı istemektedir.
Kanımızca Türkiye’deki karar vericiler olası bir savaşa çekilme durumundaki caydırıcılık gücünü elde etmek için bu adımları atmaktadırlar. Bu adımların ise ancak istikrarlı ve muhalefet baskısı altında olmayan bir yönetim ile olanaklı olduğu kanısındadırlar. “Mutlak Butlan” kararının parlamenter burjuva demokrasi ile uyuşmadığı doğrudur. Ancak Türkiye’de bu kurumların işler durumda olduğunu varsaymak zaten analitik bir hata olacaktır. Salt iç politika gözlüğü ile yapılan analizler yarım kalacak ve makro satranç tahtasındaki mücadelelerin gidişatını okumayı engelleyecektir. Dış politika ve bölgesel gelişmeler anlaşılmadan, iç siyaset anlaşılamaz. Hariçten gazel atarak bunu anımsatalım istedik.









