Zaman hızla akıp gidiyor. Son seçimde birinci parti olan ve ana muhalefet konumunu sürdüren CHP kurultayına ilişkin mutlak butlan tartışmaları, yalnızca CHP’yi değil Türkiye’deki siyasal düzenin geleceğini de ilgilendiren önemli bir bağlam oluşturmaktadır. Yargı eliyle verilen mutlak butlan kararı, Kemal Kılıçdaroğlu ve son Parti Meclisi yönetimini yeniden göreve taşıdı. Cumhuriyetin kurucu partisi olan ve son seçimlerden birinci çıkan CHP, Türkiye siyasetinin temel yapı taşlarından biridir. Bu nedenle CHP’nin etkisizleştirildiği ya da iç gerilimler üzerinden parçalı hale getirildiği bir siyasal tablonun, yalnızca parti içi dengeleri değil; Türkiye’deki genel siyasal denklemi de değiştirme potansiyeli taşıdığı açıktır.
İncelendiğinde, CHP’nin Kılıçdaroğlu’na mahkeme kararıyla teslim edilmesi Türkiye’de siyasi dengeleri sarmış ve siyasi denklemi değiştirmeye namzet hale gelmiştir. Çünkü CHP gibi Cumhuriyet tarihinden bu yana yer alan bir partide yaşanan bu gelişme sadece partiyi değil, komple bir siyasal düzeni ilgilendirmektedir. CHP’nin ikili bir görüntüye kavuşması veya ikiye bölünmesi siyasi iktidarın elini birkaç açıdan elverişli konuma sokmaktadır. Öncelikle siyasi iktidar hem Kılıçdaroğlu üzerindeki nüfuzu hem de CHP’nin bölünmesiyle karşısına kendi istediği rakibi tabanı ikiye bölünmüş bir siyasal psikolojiyle çıkarma şansına sahip olacaktır. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun “önce seçim, sonra kurultay” formülünde ısrar edebileceği, bu formülde ısrarın bir tür diyet borcu olacağını öngörmek zor değildir. Alternatifsiz kalan siyasi iktidar, en çok muhalefete karşı değil; barış sürecinin suhuletle sona ermesine dair pozisyon alan MHP ve DEM Parti’ye karşı elinin güçleneceğini ifade etmek mümkündür. Siyasi iktidar en güçlü rakibini dağıtarak MHP’nin seçim restine karşı koruma kalkanı, DEM Parti’nin kaybettirme imkanına dair baraj kurmuştur. Dolayısıyla CHP’deki mutlak butlan sadece siyasi iktidarın yargıya müdahalesi veya rakibini belirlemesi olarak değil, daha çok ve güçlü şekilde siyasal alanı yeniden dizayn etme isteği olarak okunması gerekir. Türkiye siyasal hayatında yargı mekanizmalarının siyasal alanı düzenleme amacıyla devreye sokulması yeni değildir. Geçmişte parti kapatma davalarından milletvekili dokunulmazlıklarına, belediyelere kayyum atanmasından siyasi yasak tartışmalarına kadar pek çok müdahalenin siyasal rekabeti yeniden biçimlendirme amacı taşıdığı görülmüştür. Ancak CHP gibi devlet geleneğiyle tarihsel bağları bulunan ve halen toplumun geniş kesimlerinde temsil gücü taşıyan bir partide benzer bir müdahale tartışmasının ortaya çıkması, meselenin yalnızca partiler arası rekabet sınırlarını aştığını göstermektedir. Bu nedenle yaşanan gelişme, sadece bir parti içi kriz olarak değil; Türkiye’de siyasal sistemin nasıl işleyeceğine dair daha geniş bir müdahale biçimi olarak değerlendirilmelidir. Bu durumda, CHP’nin bütünlüğünü koruması, iktidara borçlu olmayan bir muhalefet yürütmesi hem demokrasi hem de barış süreci açısından kritik önemdedir. Bu yönüyle barış sürecinin demokrasiden; Kürt meselesinin çözümünün ise Türkiye’nin demokratikleşmesinden ayrı düşünülemeyeceği açıktır.
Lakin, bugün Türkiye’de iç siyasal dengelerin dış politik gelişmelerden bağımsız ele alınması giderek zorlaşmaktadır. Özellikle güvenlik eksenli yeni uluslararası konjonktürde, iktidar bloklarının içeride mümkün olduğunca kontrollü ve dağınık bir muhalefet yapısı istemesi dikkat çekmektedir. Bu nedenle ana muhalefet partisinde yaşanan krizlerin yalnızca iç hukuk ya da parti rekabeti bağlamında değil; Türkiye’nin uluslararası pozisyonlanışıyla birlikte okunması daha gerçekçi bir çerçeve sunacaktır. Bir siyasi operasyon olarak önce MHP içine dönük İzzet Ulvi Yönter operasyonu, daha sonra ise CHP’ye dönük mutlak butlan kararı, Türkiye’de gerçekleştirilecek NATO Zirvesinden bağımsız düşünülemez. NATO Zirvesi’nin yeni dönemin başlangıcına dair işaretler vereceği düşünüldüğünde, siyasi iktidarın Türkiye özelinde kendisinden başka alternatif olmadığını gösterebilmesinin önemli olduğunu; bunu göstermek için ise muhalefet dinamiğinin dağıtılması gerektiğine dair bir fikrin öne çıktığını iddia etmek mümkündür
Analitik olarak baktığımızda, CHP’ye dönük mutlak butlan kararı ne hukuki bir tahkikatın sonucu ne de iktidarın ana muhalefeti sindirmesinin bir göstergesine sıkıştırılmalıdır. Bu operasyon, sadece iç siyasetle ilgili değil uluslararası siyasetle ilişkili ve iç siyasal ilişkileri dizayn eden bir amaç taşımaktadır.
Nereden baksak sonuçları itibariyle sadece bununla sınırlı kalmayan ve fakat siyasal yaşamı komple ilgilendiren bir hamle söz konusudur. Buna karşın hem siyasal rekabeti hem de iktidarın zorunluluk hadlerini korumak için bütünlüklü bir muhalefetin tutulması, her türlü hamlenin gerekirse kendinden vererek bütünlüklü kalmayı esas alması çıkar yoldur.








