mutlak butlan kararını demokrasiye yönelik bir darbe olarak tanımlayan aklı başında insanlar var; şaşırıyorum! butlandan önce rejimin demokrasi olduğu fikri zaten çok tuhaf, hadi seçime dayanan bir rejim diyelim. ama şu son gelişmeler en fazla son darbe olabilir, zamansal olarak son çünkü devamının gelmesi ihtimali yüksek. her hâlükârda bunu söze dökmek analiz değil de biraz malumu ilan etmek gibi. iktidar belli bir stratejiyi, istikrarlı ve tutarlı bir biçimde yürütüyor. hedefi de belli.
diğer yandan, aynı şeyi kılıçdaroğlu için de söyleyebiliriz, onun da istikrarlı ve tutarlı biçimde yürüttüğü bir stratejisi, işlevi var. bir süredir daha açık davranıyor ama ümit özdağ ile yaptığı protokol falan hatırlandığında gelinen noktanın çok şaşırtıcı olmadığını düşünüyorum.
özgür özel, bundan sonra ne yapması gerektiğine kendi kurmaylarıyla karar verebilir bence. üyesi olmadığı, önceki yıllarda kendisini chp’li olarak tanımlamadığı halde bu partiye oy vermiş olanların düşüneceği, konuşacağı başka şeyler var, olmalı.
unutmayalım ki konu özgür özel ile kılıçdaroğlu arasında değil, özgür özel ile iktidar arasında. bunun halkla iktidar arasında olduğunu görünür hale getirmek için ne yapabiliriz?
bu gidişe nasıl dur denebilir? geçtiğimiz on yıldan çıkartabileceğimiz tek ders bence, tek bir hamleyle -örneğin iktidar karşısında kazanma ihtimali olan partiye oy vermek- bu işin içinden çıkılamayacağı. mutlan butlan kararı gibi adımlara karşı metin yazıp imzaya açanlar falan var; nasıl bir etki ya da sonuç beklediklerini tahmin edemiyorum ama sıradan emekçiye, sıradan kadına somut bir öneride bulunmayan hiçbir şeyin anlamlı olmadığını görüyorum. dayanışma açıklamaları, resmi ziyaretler de tutum belirtmek açısından yararlı olabilir ama o kadar. safların bu kadar bariz olduğu bir konuda etkileri çok çok sınırlı.
adını ailesi ve iş arkadaşları dışında kimsenin bilmediği insanların parçası olabileceği demokratik protesto hakkının, yani sokağın etkili olabilmesi için çok büyük rakamlara ulaşılması gerekiyor ve o durumda da, etkili olunsa dahi sonuç alınabileceği şüpheli. birlik kavramı türkiye’de çok derde deva olabilecek, sihirli bir kavram olarak görülüyor adeta ama ne yapmak üzere kimlerin birleşilebileceği konusu da muğlak. geçmişte kendimizi meral akşener’e yakın bir yerde bulmuşluğumuz var ve kılıçdaroğlu’na oy verme çağrısı yapmamış olanlar da, etkili olabilecek başka bir öneride bulunmamış oldukları için çok farklı bir sonuca yol açmadılar. çünkü siyaset yanlış yapmama sanatı değil, doğru, gerçekçi ve etkili hamleler yapma sanatı.
umut etmekten çok daha fazlasına ihtiyacımız olan şu günlerde ortak aklın, akılların bundan fazlasını bulabilmesini ve önermesini umuyorum.
***
bu, yeni yaşam gazetesindeki son yazım. çeyrek asırdan fazla bir zamandır özgür basın adı verilen geleneğin çeşitli kurumlarında yer aldım. savaşın ve kürt halkının gerçeğinin tüm türkiye tarafından kavranması sürecinin en önemli aktörü olan bu gelenek içinde -üstelik de feminizmin sürekli itibarsızlaşma saldırılarıyla karşılandığı yıllardan itibaren- özgürce yazdım. bu hayatım boyunca en gurur duyduğum işlerden biri oldu. zor dönemlerde benim için, belki her şeyden çok dayanışma anlamını taşıdı. ama kürt özgürlük hareketinin türkiye’nin en önemli siyasal güçlerinden biri haline geldiği, kafa yorduğum gündemin, bu gelenekten ve okurlarından farklılaştığı ve gazetenin çeşitliliği içinde kendimi biraz emanet hissettiğim bugünlerde, vedalaşmanın zamanıdır diye düşünüyorum.
yazdıklarımı okuyan, paylaşan herkese sonsuz teşekkürler.









