• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
2 Haziran 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Özgür Amed

Üç damar, tek düğüm…

2 Haziran 2026 Salı - 00:00
Kategori: Özgür Amed, Yazarlar

Türkiye siyasi tarihi, olayların ve isimlerin değiştiği ancak devletin ana reflekslerinin ve siyasal krizlerin yapısal kodlarının sürekli kendini tekrar ettiği bir döngüler sahnesidir. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde bulunduğu durumu, parti içi tartışmaları ve devleti yöneten merkezi iktidar aklı ile yaşadığı gerilimi anlamak için bu tarihsel döngüye bakmak faydalı olabilir. Zira bugünkü tablo tek bir döneme birebir benzemekten ziyade; Cumhuriyet tarihindeki üç ayrı krizin, yani 1957-1960 arası Demokrat Parti-CHP geriliminin, 1971-1972 İnönü-Ecevit hizipleşmesinin ve 1980 darbesinin yarattığı kapatılma travmasının üst üste bindiği ilginç bir karmaşayı da ifade ediyor. Bugün dışarıdan gelen devlet baskısı (ya da desteği diyelim) ile parti içindeki meşruiyet savaşı aynı anda yaşanıyor.

Bu çok boyutlu krizi, yüz yıllık tarihsel arka plan üzerinden üç ana damar halinde okumak mümkündür.

Birinci damar, devlet aygıtı ve yargı eliyle siyaset mühendisliğidir.

Türkiye’de merkezi iktidarların, kendilerine alternatif üretebilecek siyasi yapıları yargı ve devlet aygıtı eliyle dizayn etme çabası son yüzyılın en kalıcı refleksidir. Bu refleksin 1925’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasıyla başlayan, 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın tasfiyesiyle süren, 1980’de tanklarla tüm partilerin kapatılmasına ve Kürt siyaseti şahsında da tarifi imkânsız bir momente varan uzun bir geçmişi var. Burada Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na kısa bir parantez açmak iyi olacaktır. Çünkü cumhuriyet tarihinin ilk muhalefet partisiydi. Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Adnan Adıvar’ın öncülüğünde, 17 Kasım 1924’te kuruldu. Amasya Tamimi ile Kurtuluş Savaşı’nı başlatan beş kişilik kumandan kadrosunun Mustafa Kemal hariç tüm üyeleri, Terakkiperver Fırkası’nın kurucu ve liderleri arasında yer aldı. Terakkiperver Fırkası’nın “Parti, dini düşünce ve inançlara saygılıdır” maddesi gerekçe gösterilerek, Şêx Said İsyanı’ndan sorumlu tutularak Haziran 1925’te kapatıldı. Buradan bakınca bugünün şaşırtıcı yeniliği müdahalenin biçiminde ortaya çıkıyor. Tasfiyenin grameri tamamen değişmiş, askeri bir darbe ya da olağanüstü hâl kararnamesi yerine, “mutlak butlan” gibi hukuk fakültelerinin köşede kalmış özel hukuk kavramları üzerinden geliyor.

İkinci damar, liderlik savaşı ve parti içi yarılmadır.

Şunu unutmamak gerekiyor. CHP tarihinin en tekrar eden örüntüsü; partinin adeta liderlerini yiyerek ilerlemesidir. Tarihte defalarca sahnelenmiş olan “eski kadro” ile “değişimciler” arasındaki yapısal parti içi yarılmadır. Bugün Kılıçdaroğlu ve Özel/İmamoğlu ekseninde yaşanan “vefa” ile “değişim” çatışmasının en büyük ve en sarsıcı akrabası, 1972 yılında İsmet İnönü ile Bülent Ecevit arasında yaşanan tarihi kopuşta yaşandı.

(Bundan hemen önce de Turhan Feyzioğlu ve 48 milletvekili “ortanın solu” çizgisine itiraz edip Güven Partisi’ni kurarak sağ kanadı koparmıştı.)

1960’ların sonunda yükselen işçi sınıfı ve değişen sosyoloji karşısında CHP, kitlelerle bağ kurabilmek için ideolojik bir güncellenmeye ihtiyaç duymuştu. Bülent Ecevit’in altını doldurduğu “Ortanın Solu” hareketi, partinin geleneksel ve bürokratik-devletçi elitleriyle genç, yenilikçi kadroları arasında muazzam bir tansiyon yarattı. Bu gerilim, 12 Mart 1971 muhtırası sonrası ordunun baskısıyla kurulan Nihat Erim kabinesine CHP’nin bakan verip vermeyeceği meselesiyle açık bir savaşa dönüştü. İnönü uzlaşmayı, Ecevit ise sivil ilkesel duruşu seçti. 1972 yılındaki tarihi kurultayda, İsmet İnönü “Ya ben ya Bülent” restini çekmesine rağmen delegeler değişimin kaçınılmazlığını görerek Ecevit’i destekledi ve İnönü 33 yıllık kurucu lider koltuğunu bırakıp partisinden ayrılmak zorunda kaldı.

Üçüncü damar, CHP’nin ne olacağına karar verememe mirasıdır.

Tüm zor zamanların ardında iktidar olmaktan çok iktidar olamama hikayesi veren CHP, ilginç bir şekilde “ne olduğuna” tam olarak karar veremeyen, ideal olanı işaret eden ama hiçbir alanı da örgütleyemeyen bir parti oldu. Bu dün de böyleydi bugün de kısmen böyle. Yani CHP tarihi açısından en istikrarlı gerçeklerden biri bu. Kendi varlığını, toplumun varlığından önemli sayan bir refleks ile yol aldı. Devlet ve toplum meselesinde daima devletten yana durmayı tercih etti. Tabanını tarif edemeyen bir hareketin, krizde yeni bir yol değil, eski alışkanlıklarını araması bununla alakalıdır. Yine cesaret yerine temkini, mücadele yerine beklemeyi, halk örgütlenmesi yerine devlet aklından medet ummayı tercih etmesi de CHP’nin tarihsel gerçekliği ile alakalıdır. Yargı kısmını bir tarafa bırakırsak, yerel yönetimler üzerinden dayatılan boğmayı Ahmet İsvan ve Demokrat Parti’nin 1953 yılında çıkardığı 6195 sayılı kanun üzerinden görmemek de ilginçtir.

Bu üç damarın bugün birleştiği yer, Kürt meselesinde düğümleniyor. CHP için gerçek sınav burası olacak. Çünkü Türkiye tarihinin en önemli ve büyük olayı, Barış ve Demokratik Toplum süreci yaşanıyorken CHP’nin kaderine el atılması, bağımsız bir hikâye olarak da okunamaz. Sorun neredeyse çözüm de oradadır. “Kaybolduğu yerde aramak” deyimi tam da duruma uygundur. Şöyle ki, en başa Terakkiperver meselesini aldım. Burada ilginç olan Cumhuriyetin ilk önemli parti kuşatması veya daralması diyebileceğimiz olayın doğrudan Kürt meselesi ve güvenlik meselesi üzerinden inşa edilmesi.

İkinci damar bağlamında “CHP, Kürt meselesini devletin güvenlik dosyası olarak mı görecek, yoksa Cumhuriyetin demokrasiyle tamamlanmamış ana meselesi olarak mı okuyacak?” sorusu önümüzde duruyor. CHP/SHP geleneği içinde 1989 Doğu ve Güneydoğu Raporu önemli bir dönemeçti. O rapor, sorunu sadece “terör” başlığına sıkıştırmıyor; insan hakları ihlalleri, ekonomik geri kalmışlık, yoksulluk, işsizlik, güvensizlik ve kimlik bunalımı gibi başlıklarla ele alıyordu. Kürt meselesini eşit yurttaşlık, yerel demokrasi, hukuk ve barış meselesi olarak ele alan bir kesim hep oldu. Bu eksene pek sahip çıkılmadı.

CHP’ye dönük operasyonların en kritik sonucu, CHP’yi barış sürecinin demokratik zemini olmaktan çıkarmaktır. CHP’yi milliyetçi korkulara iten bir akıl var. Kürt meselesinde kurulan istisna hukuku, bugün CHP’nin kapısına dayandı. Bu yüzden CHP’nin bu meseleyi kök nedenlerle görmesi gerekiyor.

Sonuç olarak; CHP’nin bugün yaşadığı parti içi yarılmalar, liderlik krizleri, yerel yönetimlere yönelik kayyım baskıları ve potansiyel liderlere sallanan yargı kılıcı, basit birer günlük siyaset anomalisi değil, Türkiye’deki sistemin yüz yıllık kendi normunun bir dışavurumudur. Bu zamanlar “Nasıl mücadele etmeliyiz?” ayrışmalarını doğurdu, doğurmaya devam ediyor. Ancak gerek 1957 seçimlerinde, gerek 1972 Ecevit rüzgarında, gerekse darbe sonrası süreçlerde kanıtlandığı üzere; mühendisliklerle kurulan bu siyasi kördüğümler, yargı salonlarında veya devletin koridorlarında değil, daima halkın sosyolojik itirazı ile çözülmüştür. Bugünü anlamlı ve manidar kılan yegâne hakikat, demokratik değişimin gücünün her türlü idari ve hukuki kuşatmayı eninde sonunda aşmayı başaran demokratik ve toplumsal hafızada yattığı gerçeğidir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Kendileri çalıp kendileri söyleyecek

Sonraki Haber

90’lardan bugüne süren cezasızlık 

Sonraki Haber

90’lardan bugüne süren cezasızlık 

SON HABERLER

Nasıl bir demokratik siyasi hareket?

Yazar: Yeni Yaşam
2 Haziran 2026

Şiddete karşı çözüm komünalizmdir! – 2

Yazar: Yeni Yaşam
2 Haziran 2026

90’lardan bugüne süren cezasızlık 

Yazar: Yeni Yaşam
2 Haziran 2026

Üç damar, tek düğüm…

Yazar: Yeni Yaşam
2 Haziran 2026

Kendileri çalıp kendileri söyleyecek

Yazar: Yeni Yaşam
2 Haziran 2026

Valahî: Karın gurultusunun dili mi olur?

Yazar: Yeni Yaşam
2 Haziran 2026

Trump: Netanyahu ile görüştük, İsrail Beyrut’a asker göndermeyecek

Yazar: Yeni Yaşam
1 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır