Gelinen aşamada sürece dair önemli bir adımın atılacağı, kamuoyuna yansımıştır. Bilindiği gibi Kürt Halk Önderi Öcalan ve diğer demokratik dinamikler, sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için gerekli olan yasal düzenlemelerin yapılmasında ısrar etmişlerdir. Yapılan son açıklamalara göre, yeterli ayrıntı olmasa da beklenen yasanın önümüzdeki günlerde gündeme taşınacağı belirtilmektedir.
Elbette bu önemli bir gelişmedir. Her şeyden önce bu gelişme, devletin veya devleti yöneten kliklerden herhangi birisinin lütfettiği bir gelişme değildir. Bugün devletin böyle bir noktaya gelmiş olması, yani her ne kadar utangaçça da olsa, Kürt halkının önderi sayın Öcalan’ı başmüzakereci olarak kabul etmiş olması ve bu sorunun çözümü için muhatap olarak kabul etmesi, Kürt halkının 50 yıllık direnişinin bir sonucudur. Dolayısıyla bu gelişme, Kürt halkının direnişinin ürünü olduğu için değerlidir.
İkincisi, bu gelişmeye göre çıkartılacağı söylenen söz konusu yasa, Kürt halkının, Alevi toplumunun, işçilerin, emekçilerin ve bütün ezilenlerin hak alma imkânlarının ve koşullarının geliştirileceği demokratik bir zemin sağlayacağı için değerlidir.
Ancak bu noktada bir kez daha sorunun mücadele sorunu olduğunun altını çizmek gerekiyor. Sözü edilen yasanın çıkmasının gündeme gelmiş olması nasıl uzun ve zorlu bir mücadelenin sonucu olarak mümkün olmuşsa, bu yasanın ve devamında çıkartılması söz konusu olan demokratikleşme yasalarının çıkması da büyük ve uzun bir kitle mücadelesi gerektirmektedir.
Her türden siyasal sosyal mücadelenin kanununda biliniyor ki, hiçbir hak, gasp edenler tarafından verilmiyor. Halkların özgürlüklerini, inanç gruplarının inançlarını yasaklayan, emekçilerin emeklerini gasp eden haramiler, varlıklarını bu şekilde sürdürmektedirler. Onun için statüyü korumakta ısrarcıdırlar. Çünkü barış ve demokrasi taleplerinin toplumsallaştırılması, devleti yönetenlerin saltanatının yıkılmasına yol açabilecektir.
Bu korku, egemenlerin uykularını kaçırmaktadır. Ayrıca devleti yönetenlerin elindeki büyük zor mekanizması, ilişkinin dengeli olmasını engellemekte, devlet tarafının avantajlı olmasına ve bu avantajı istismar etmesine imkân vermekte ve çözümü zorlaştırmaktadır.
Bu dengesizliği gidermek de sürecin toplumsallaşmasıyla mümkün olabilir ancak.
O nedenle Kürt halkının özgürlüğünün önünü açacak olan bu yasanın çıkması, yasanın içeriğinin demokratikleşmeye zemin yaratacak şekilde olması, devamında gereken yasaların çıkartılması yaygın, yoğun ve etkili bir kitle mücadelesiyle mümkün olacaktır.
Bunun için, mevcut güç, imkân ve ilişkiler, azami verimlilikte değerlendirilerek, barış ve demokratik toplum süreci toplumsallaştırılmalıdır. Bugüne kadar yapılmış olanlarla yetinmek, yapılması gerekenler yapılmıştır demek, sürecin ruhuna uygun değildir.
Kürt dinamiklerinin Kürt halkına yönelik önemli bir kitle çalışması yaptığı bilinmektedir. AKP’nin ve MHP’nin de sürecin başında çeşitli kitle çalışmaları planladıkları duyurulmuş, ancak pratik hiçbir çalışma yapılmamıştır. Barışın hayati olduğunu ve demokrasi olmadan hiçbir toplumsal grubun özgür ve eşit bir yaşama sahip olamayacağı açıktır.
Bundan dolayı barış ve demokratik toplum sürecini Türkiye ve Kürdistan halklarının en geniş kesimlerine anlatmak ve onları bu konuda ikna etmek, uygun olan bütün güçlerle birlikte olabilmek, yine Kürt siyasetinin ve demokrasi güçlerinin görevi olarak ortaya çıkmaktadır.
Madem ki Kürtler ve demokrasi güçleri, özgürlük, eşitlik, barış ve demokrasi istiyorlar ve madem ki bu kavramlar sadece Kürtler için değil, bütün ezilenler için gereklidir. O halde başarmak için bu görev yerine getirilmelidir. Onun içindir ki çıkartılacağı söylenen yasayı demokratikleştirmek de Kürtlerin ve ezilenlerin işi olmuştur.
Bunun yanında yaratıcı diplomatik hamlelerin ve güçlü ittifakların oluşturulmasının da son derece gerekli olduğu açıktır. Özellikle Alevi toplumunun, işçilerin, kadınların ve gençlerin demokratik taleplerinin sahiplenilmesi ve bu talepler uğruna sürekli ve sistemli olarak onlarla birlikte mücadele edilmesi önemlidir.
Herhangi bir sosyal-siyasal talebin gerçekleşmesi ancak bu taleplerin toplumlar tarafında sahiplenilmesiyle sağlanacaktır. Toplumsallaşmayan sosyal ve siyasal talepler ya gerçekleşmeyecektir veya kalıcı olmayacaktır. Başarısız bir sonuçla karşılaşmamak ve devletin yasayı çıkartmasını sağlamak için sürecin toplumsallaşması zorunludur. Bütün negatif koşullara rağmen barışın ve demokratikleşme sürecinin ilerlemesi de bu şekilde sağlanacaktır.
Türkiye ve Kürdistan halkları bu gerçeği dün olduğundan daha iyi bilebilecek durumdadırlar.
Bu gerçeklik barış ve demokrasi güçlerinin kazanma imkânlarının çok az olmadığını göstermektedir. Öte yanda devleti yönetenlerin sorunları ve imkânsızlıkları, demokrasi güçlerinin zorluklarında daha fazladır. Bütün yapılması gereken, kazanılabileceğine dair umut verebilen ve güven duyulan bir siyasal güç olarak örgütlenmek ve gerekli mücadeleyi, ısrarla, kararlılıkla sürdürmek ve büyütmektir.









