Kürt isyanının yasadışılıktan çıkarılması için Barış Yasası’na ihtiyaç olduğunu kaydeden İmralı Heyeti üyesi Özgür Erol, ‘Bu yasa isyan etmiş Kürtlüğün siyaset yapma ve örgütlenme hakkı tanır’ diye belirtti
İstanbul’da düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” ikinci gününde devam ediyor. “İkinci Yüzyılda Ortak Gelecek” temasıyla gerçekleştirilen konferans, dördüncü oturumla sürdü. “Toplumdan Devlete Demokratikleşme İmkanları” başlıklı oturumun moderatörlüğünü Akın Birdal yaptı. Şükrü Aslan, “Cumhuriyetin Tekçi Siyaset ile Baskılanan Çoğul Sosyolojik Dokusu”; Ruşen Seydaoğlu “Demokrasinin, Barışın ve Özgürlüklerin İnşasında Kadınların Kurucu Rolü”; Mehmet Bekaroğlu “Milliyetçilik, Vatanseverlik, Yurttaşlık?”; Özgür Erol ise “Cumhuriyet, Kürtler ve Demokratik Hukuksal Dönüşüm İmkânı” başlığında sunum yaptı.
Kürt özgürlük hareketinin son 40 yılda hem Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü hem de cumhuriyetin demokratikleşmesine dair birçok fırsat yarattığını belirten Birdal, söz konusu fırsatlardan yararlanılmadığını ve ırkçı-militarist anlayışın 100 yıldır devam ettiğini söyledi.
Aslan: Türkleştirme Cumhuriyet’in resmi politikası haline geldi
Şükrü Aslan, 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımının Türkiye’nin etnik kimliğinin belirlenmesinde belirleyici bir sayım olduğunu söyleyerek, “1927 yılı sayımına göre Türkiye’de 21 anadil tespit edildi. Bunlardan bir kısmı göçmen dillerdi. Bir kısmı da bu coğrafyanın kadim dilleriydi. Kürtçe gibi Rumca gibi Türkçe gibi. Ben bu dil sayısının daha fazla olduğunu gördüm. Süryanice bu sayımda yoktu” dedi. Dillerin dağılımına değinen Şükrü Aslan, “Mardin’de Arapça kullanan nüfus çok baskındı. Anadili Arnavutça olanlarını yüzde 28’i İstanbul’daydı. Anadili Ermenice olanların yüzde 70’i İstanbul’daydı” örneklerini verdi. Şükrü Aslan, Kürtçenin durumuna da işaret ederek, “Diyarbakır’da anadil Kürtçe olanların sayısı 132 bindi. Türkçe diyenlerin sayısı 56 bindi. Bu fark bazı şehirlerde daha büyüktü. Siirt’te 75 bin kişi Kürtçe, diğerleri Türkçe demişti. Hakkari’de anadilim Türkçe diyenlerin sayısı 1044 kişiydi. Nüfusu 17 bin olarak kayıtlara geçmişti” diye belirtti.
Söz konusu sosyolojiye yönelik nasıl bir politikanın geliştirildiğine değinen Şükrü Aslan, “Bütün bunları Türkleştirelim diye bir politika geliştirildi. Bu cumhuriyetin resmi politikası haline geldi” dedi. Kürtçenin yanı sıra diğer dillerin de yasaklandığına dikkati çeken Şükrü Aslan, “O politika Kürtlere çok daha ağır bir şekilde yansıdı. Sadece Kürt coğrafyasında değil bütün ülkede yer isimlerinin değiştirilmesi için komisyonlar kuruldu” dedi. Türkiye’de bu politikalarla yüzleşme olmadığının altını çizen Aslan, “Bu konferansla Türkiye’yi makul olmaya, yüzleşmeye davet ediyoruz. Politika yapıcıları umarım bu konferansın sonuçlarını dikkate alır” diye belirtti.
Seydaoğlu: Kadın özgürlükçü sistem Demokratik Cumhuriyetin prototipidir
Ardından Ruşen Seydaoğlu, Kürt kadınların son 50 yıllık mücadelesine değinerek, kadının ev içine hapseden ve her türlü şiddete maruz bırakan anlayışa karşı özgür eş yaşam ve eşbaşkanlık sistemini hayata geçirdiklerini dile getirdi. Ruşen Seydaoğlu, “Tekçi siyasete karşı demokratik siyaseti nasıl kuracağız mücadelesi verdi. Jineolojî’yi yarattı. ‘Toplum bilimi mümkün müdür’ü araştırdı ve bunu örgütleyen bir noktada oldu” ifadelerini kullandı. Ruşen Seydaoğlu, kalıcı barışın ancak yapısal eşitsizliklerin, dışlanma mekanizmalarının ve tahakküm ilişkilerinin dönüştürülmesiyle mümkün olabileceğini söyledi. Kürt kadınların dönüşümündeki en büyük başarının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğuna dikkati çeken Ruşen Seydaoğlu, kadın özgürlükçü sistemin demokratik cumhuriyetin prototipini sunduğunu belirtti.
Ruşen Seydaoğlu, şöyle devam etti: “Demokratik cumhuriyetin turnusolu, başarılı olup olmayacağı da bütün ötekilerin kadın özgürlükçülüğüne dair yaklaşımında. Bu belirleyici bir noktada. Cumhuriyeti demokratikleştirmek isteyen ötekiler, kadınlar yerine söz kurmaktan vazgeçecek mi? Demokratik cumhuriyet inşa edilirken ötekilerin de kendilerini sorgulaması gereken sorular olduğunu düşünüyoruz. Hiyerarşiler yaratan sisteme karşı kadınların sistemin öncüsü olması için bir adım geri adam atacaklar mı? Kadınlar ‘anayasal statümüzü istiyoruz’ dediğinde bu ortak talep haline gelecek mi? ‘Komün ya da meclislerimizle sisteme dahil olmak istiyoruz’ dediğimizde bu erkek yoldaşlarımızın talebi haline gelecek mi? Kadın özgürlükçülüğü esas aldığımızda demokratik cumhuriyete çok daha yakın olduğumuzu düşünüyorum.”
Bekaroğlu: Herkesin hakları garanti altına alınmalı
Mehmet Bekaroğlu, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne değinerek, Meclis’te önümüzdeki günlerde önemli değişikliğin gündeme gelebileceğini söyledi. Mehmet Bekaroğlu, anayasadaki vatandaşlık tanımına eleştirerek, herkesin kendisini ait hissettiği bir tanıma ihtiyaç olduğunu söyledi. Ulusların yok sayılamayacağını ve ulusun görmemezlikten gelinemeyeceğini kaydeden Mehmet Bekaroğlu, “Birlikte yaşamın şartlarının nasıl oluşabileceği” sorusuna yanıt verilmesi gerektiğini söyleyerek, ekledi: “Bu topraklarda yaşayan herkesin haklarının anayasayla garanti altına alındığı bir sistem inşa etmek lazım. Ama bu yeterli değildir. Bunu aşan bir vatandaşlık tanımına ihtiyaç var.” Herkesin ait olduğu ülkeyle gurur duyacağı bir sistemin inşa edilmesini isteyen Mehmet Bekaroğlu, “Bundan gurur duyuyorum diyebilmeliyim. Sadece anayasayı değiştirmekle mümkün değil. O yüzden barış süreçlerinin toplumsallaşması, güven verici tedbirler alınması önemli. ‘Ben bir insanım, insan olarak güvende olmak istiyorum, karnımın doyması lazım, bir de seçme hakkım olması…’ tüm bunların herkes için karşılanabileceği bir sisteme ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.
Erol: 27 Şubat Cumhuriyetin demokrasiyi göze alma çağrısıydı
Özgür Erol ise, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın cumhuriyete dönük değerlendirmeleriyle konuşmasına başladı. Abdullah Öcalan’ın cumhuriyetin kuruluş sürecini “birinci entegrasyon dönemi” olarak değerlendirdiğine dikkat çeken Erol, cumhuriyetin bu dönemde otoriter davrandığını belirtti. Erol, “Cumhuriyeti, ikinci entegrasyon sürecinde de demokratik cumhuriyete dönük belirgin bir ivme kazanmamıştır. İçinde bulunduğumuz süreç, Kürtlerin cumhuriyeti entegrasyona süreci üçüncü entegrasyon süreci olarak adlandırılabilir” dedi. Erol, bu süreçte Kürtlerin yanı sıra tüm haksızlığa uğrayan kesimlerin entegrasyonun önemli olduğuna vurgu yaptı. 27 Şubat Çağrısı’nın “cumhuriyetin demokrasiyi göze alma çağrısı” olduğunu vurgulayan Erol, “Bu sistemsizliğe, anayasaya karşı anayasa halinin ortadan kaldırılmasına karşı çağrıydı” dedi.
Kürt sorununun çözümünün 3 etkisi
Kürt sorununun çözümünün 3 büyük etkisinin olacağına işaret eden Özgür Erol, “Kürtler açısından düşünürsek; ulusal ve bölgesel siyasetin büyük penceresini açar. Türkiye açısıdan; cumhuriyet tarihinde demokrasinin önünü kesen en büyük kilidi açar. Üçüncüsü; hem Türkiye hem Ortadoğu açısından Kürt dinamiğini kriminalizasyondan çıkarılarak, demokratize olmasını sağlar. Her üç boyutta da belirleyici olan Kürt hareketi oluyor. Bu on yılları bulan deneyimlerden ve Kürt dinamizminden geçiyor. Bazıları diyor ki bu süreçten Kürtler de yararlanacak. Yararlanacak tabi. Herkes kazanıyor, Kürt niye kazanmayacak?” diye sordu. Kürtlerin hem hukuk dışı bırakıldığını hem de sosyoloji dışı bırakıldığına işaret eden Özgür Erol, cumhuriyet tarihi boyunca kolektif bir cezalandırmanın söz konusu olduğunu söyledi. Kürtlerin kolektif olarak cezalandırıldığını vurgulayan Özgür Erol, “Bu gerçekliğe maruz kalmış toplumun kolektif varlığını tanımlar demokratik entegrasyon süreci. Demokratik topluma alan tanımakla ilgilidir” dedi.
Kürt isyanının yasadışılıktan çıkarılması için Barış Yasası’na ihtiyaç olduğunu kaydeden Özgür Erol, “Bu yasa isyan etmiş Kürtlüğün siyaset yapma ve örgütlenme hakkı tanır” diye belirtti. Özgür Erol, bu yasanın isyan eden tarafa da “silahlı mücadele yerine demokratik hukuk kurallarıyla siyaset yürütme” sorumluluğu yüklediğini söyledi. Özgür Erol, yasadan beklenen özelliklere de değinerek, şunları kaydetti:
“*Bu sürecin devamlılığını ve sürecin muhataplarını kapsayacak kurumsallaşma olmalı,
*Yasa sonrası bu yasadan yararlanacak olanlara siyaset ve örgütlenme hakkını barındırması gerekir.”
Öcalan’ın sözleri
Erol, ikinci aşamada da “demokrasi çarkının” dönmesi gerektiğin vurguladı. Kürt gerçekliğinin yasallık kazanması gerektiği vurgulayan Erol, Abdullah Öcalan’ın “Büyük bir öfkeyle yüklü toplumları büyük etik değerler olmadan dönüştürmek mümkün değildir. Toplum büyük bir sıkışmayı yaşıyor. Bunun için ısrar ve acele ediyoruz” sözlerini aktardı.
Akın Birdal, oturumun sonunda konferans düzenleyicileri olarak Abdullah Öcalan’a selam gönderdi.
İSTANBUL








