• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
21 Haziran 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

32 yıllık tutsaklığın ardından: Barış umudunu cezaevinde büyüttük

21 Haziran 2026 Pazar - 09:22
Kategori: Güncel, Manşet

32 yıllık tutsaklığın ardından özgürlüğüne kavuşan Süreyya Bulut, parmaklıklar ardındaki direnişi kısıtlılıklara karşı sarsılmaz bir barış umudunu ve iradesini büyüttüklerini vurguladı

Türkiye cezaevlerinde geçen uzun yıllar, birçok kadın için yalnızca bir tutsaklık hikayesi değil; aynı zamanda üretimin, dayanışmanın ve direnişin hikayesi oldu. Kadınlar, en zor koşullarda dahi yaşamı yeniden kurmanın yollarını ararken, umutlarını da ilmek ilmek büyüttü.

Bu kadınlardan biri olan Süreyya Bulut, 32 yıllık tutsaklığın ardından geçtiğimiz günlerde Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi. Kasım 1975’te Îdir’in Karakoyunlu ilçesine bağlı Mürşitali köyünde doğan Süreyya Bulut, 19 yaşındayken Ekim 1994’te yaşanan bir çatışmada yaralı olarak gözaltına alındı ve ardından 32 yıl boyunca cezaevinde kaldı.

Dile kolay, tam 32 yıl… Ömrünün büyük bir bölümünü cezaevinden geçiren siyasi tutsak Süreyya Bulut, özgürlüğe adım attığı ilk anları, cezaevlerinin zamana yayılmış işkence sistemini ve içeride büyütülen kadın direnişini anlattı.

‘Tel örgüsüz masmavi bir gökyüzü’  

Yıllar sonra özgürlüğüne kavuşan ve dışarı çıkmanın yaşattığı duyguyu anlatan Süreyya Bulut, cezaevi önünde onu karşılayan kalabalık kitlenin coşkusuna vurgu yaptı.

Süreyya Bulut, şöyle konuştu:

“Karşılamanın verdiği duygu beni etkiledi. Hem duygulandım hem de mutlu oldum. O an şunu düşündüm; demek ki halk kendi değerlerine sahip çıkıyor. Cezaevi önündeki tablo umut vericiydi. Birçok duyguyu bir arada yaşadım. Biz özgürlüğümüze kavuştuk ancak onlarca arkadaşımız hâlâ cezaevinde, bunun burukluğunu yaşadım. Cezaevindeyken de en çok memleket hasreti çekiyordum. Köyümü, doğayı hayal ederdim hep. Çocukluğumun geçtiği köyü sık sık hatırlardım. Tabii 32 yıl cezaevinde kaldım. Dile kolay gelen bu zaman, dört duvar arasında her şeyin, en temel insani ihtiyaçların bile sınırlandığı koca bir ömür demek. Cezaevinde her imkân kısıtlıdır; her şey bir kurala, bir duvara, bir tel örgüye çarpar. Orada gökyüzü bile size ancak bir havalandırma boşluğu kadar, dilimlenmiş olarak verilir. 32 yılın ardından o kapıdan dışarıya, özgürlüğe ilk adımımı attığımda ise… İlk kez başımı yukarı kaldırdım. Ufku kesmeyen, sınırları olmayan, tel örgüsüz masmavi bir gökyüzü duruyordu karşımda. O an anladım; ben sadece cezaevinden çıkmamıştım, dünyaya, hayata ve ait olduğum sonsuzluğa geri dönmüştüm. Cezaevinde adımlarınız sayılır; beş adım ileri, beş adım geri. Yürüyüşlerinizin sınırları bellidir, hep bir duvara çarparsınız. Tam 32 yıl boyunca adımlarım o daracık havalandırma avlusuna hapsedildi. Ama dışarıya çıktığımda, önümde uzanan o uçsuz bucaksız yolları gördüm. Yıllarca dar alanda kalmak fiziksel olarak da zorluyor. Dışarı çıktığımda yürümekte zorluk yaşıyordum. Bir diğer konu ise teknoloji. Teknoloji çok gelişmiş, her şey çok farklı geliyor. Dışarıda elini uzattığın her şeye ulaşabiliyorsun. Bu benim çok dikkatimi çekti.”

‘Kadınlar küllerinden yepyeni bir dünya kuruyor’  

“Cezaevi insanı çürütmek, umudunu kurutmak üzerine kuruludur” diyen Süreyya Bulut, tam o “karanlık” noktada kadınların mücadelesinin devreye girdiğini belirtti. Kadınların, o yokluğun ve kısıtlılığın ortasında bile adeta küllerinden yepyeni bir dünya kurduğunu dile getiren Süreyya Bulut, cezaevindeki kadın mücadelesine ve dayanışmasına değindi.

Süreyya Bulut, “Kadınlar hiçbir imkânın olmadığı yerde yaratıyorlar, üretiyorlar, umudu yeniden ilmek ilmek dokuyorlar. Duvarları yıkan, o parmaklıkları anlamsız kılan şey kadınların bu bitmek bilmeyen üretme ve hayatı yeniden var etme gücüdür. Cezaevi de mücadele alanlarından biridir. Cezaevinin kendi içinde bir hukuku olması gerekirken, biz hiçbir haktan yararlandırılmayan, görünmez kılınmak istenen insanlardık. Dışarıdaki dünya hak ihlallerinin ulaştığı boyutun farkında değil belki ama içeride durum tam bir cehennem. Hak ihlalleri o kadar pervasızca arttı ki artık her an, her dakika yeni bir baskıyla uyanıyorduk. Dilekçelerimiz yırtılıyor, tedavilerimiz engelleniyor, en insani taleplerimiz bile birer cezalandırma aracına dönüştürülüyordu. Sağlıktan iletişime, her alanda her türlü hak ihlali sıradanlaştırıldı. Cezaevleri, hukukun tamamen askıya alındığı, bir hak gaspı merkezine dönüştüğü yerler hâline geldi” dedi.

‘İGK’ler özgürlüğümüzü gasp ediyor’  

Cezaevlerinde zamana yaydırılmış bir işkence sistemi olduğuna vurgu yapan Süreyya Bulut, “Özellikle son dönemde devreye sokulan tahliye engellemeleri ve keyfi infaz yakmalar, duvarların ardında adeta ikinci bir cezalandırma yöntemine dönüştü. İdare ve Gözlem Kurulları gibi yapılar, tamamen soyut, pişmanlık dayatması gibi hukuka aykırı gerekçelerle siyasi tutsakların infazlarını yakıyor, özgürlüklerini çalıyor. İdare ve Gözlem Kurulları aslında hukukçu bile olmayan kişilerden oluşuyor. Cezaevi yönetiminde bulunan sıradan görevliler; bir doktor, bir öğretmen, bir psikolog veya kurum amiri masanın etrafına diziliyor ve bir mahpusun kaderini tayin ediyor. Hukuk eğitimi almamış, mahkeme vasfı taşımayan bu idari kadrolar, kendilerini birer yargıç yerine koyarak bizlerin özgürlüğünü gasp ediyor. Tüm bu baskı ve işkence uygulamalarının yaşandığı alanda bizler, oraları mücadele ve yaşam alanlarına dönüştürdük” sözlerini kullandı.

‘Çağrıyı nefesimizi tutarak dinledik’ 

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne değinen Süreyya Bulut, “Demokratik toplum çağrısını dört duvar arasında adeta nefesimizi tutarak dinledik. Çünkü bizler, ömrünü bu topraklara barışın, adaletin ve eşitliğin gelmesi için adamış insanlarız. Bizim için barış sadece siyasi bir söylem değil. Barış ve demokrasi çağrısını içimizde büyük bir umutla, olgunlukla sarıp sarmalayarak karşıladık. Duvarların arkasında olsak da kalbimiz hep demokratik, özgür ve bir arada yaşayan bir toplumun inşası için çarptı. Çünkü biliyoruz ki gerçek bir barış gelmeden ne bu toplum tam anlamıyla özgürleşebilir ne de bizim dışarıdaki yürüyüşümüz tamamlanabilir. Bu süreç aslında yeni değil. Kürt sorununun savaş ve silahla değil, demokratik bir siyaset zemininde çözülmesi gerekiyor. Bu süreç hem Kürtler için hem de Türkler için ekmek, su kadar önemlidir. Biliyoruz, savaş devam ettikçe sorun da devam edecek. Farklı tarihlerde çözüm süreçleri oldu ancak o süreçlerden bu yana çok ağır bedeller verildi. Binlerce insan yaşamını yitirdi. Ağır bedeller ödendi. Barış ve Demokratik Toplum Süreci bütün toplumlar için önemlidir, herkesin sahip çıkması gerekiyor. Biz de büyük bir heyecanla karşıladık ve bize düşen sorumluluğu yerine getireceğiz. Bu süreci halklara anlatmak gerekiyor. Kominal yaşamı toplumumuzda inşa etmemiz gerekiyor” sözlerine yer verdi.

‘Barış herkese kazandırır’ 

Süreyya Bulut son olarak şunları paylaştı: “Özgürlüğüme kavuştum ancak yüzlerce arkadaşımız hâlâ cezaevinde. Bir yanım sevinçliyken bir yanım buruk. Başarılı bir şekilde mücadele yürütülmelidir; cezaevinde bulunan tüm arkadaşlarımızın çıkması gerekiyor. Biz içeride barış ve demokratik toplum çağrılarını konuşurken hep Nelson Mandela örneğini hatırladık. Mandela, ömrünün 27 yılını dört duvar arasında, bir adada bıraktı. Ama o kapıdan çıktığında içinde öfke ya da intikam değil, halkını birleştirecek, ülkesine onurlu bir geleceği getirecek o devasa barış iradesi vardı. ‘Savaşın kazananı olmaz ama barış herkese kazandırır’ demiştir. Nasıl onlar haklarını ve özgürlüklerini alabildilerse, Kürtler de aynı şekilde özgürlüğüne kavuşacaktır.”

Haber: Elfazi Toral- Rojin Abay / JINNEWS 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Kanın ve gözyaşının olmadığı bir dünya

Sonraki Haber

Nurten Ertuğrul: Barışın toplumsallaşması için Kürtler ile eşit olma kabul edilmeli

Sonraki Haber

Nurten Ertuğrul: Barışın toplumsallaşması için Kürtler ile eşit olma kabul edilmeli

SON HABERLER

90’larda yakılan köylerine geri döndüler: Pilvenk köyü yeniden kuruldu

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Filozof Demirovic’den Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne destek

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Agirê Jiyan’dan İstanbul’daki Özgürlük Mitingi’ne çağrı

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Aşırı merkeziyetçiliğin neden olduğu sorunlara “demokratik yerelleş(tir)me” çözümü

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Adalet Nöbeti: Soruşturmalar son bulsun

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Yüzde 92 engelli tutsak Aydemir için tahliye çağrısı: Cezaevinde yaşayamaz

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Êlih’te çocuğa tecavüz: Bir kişi tutuklandı

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır