Suriye’de 2011–2026 arasında süren savaş, Kürtlerin özgürlük mücadelesini yeni bir tarihsel eşiğe taşıdı. Halep’ten Şengal’e, Kobanê’den Rakka’ya kadar uzanan geniş hatta binlerce savaşçı, barbar örgütlerin saldırılarına karşı direnerek hem bir halkın varoluşunu hem de insanlığın onurunu savundu. Bu özel dosya, o direnişin içsel yolculuğunu ve sahadaki tanıklığı anlatıyor
Özgürlük mücadelesi çoğu zaman bir insanın başladığı yerden, hikâyesinin sonlandığı mekâna doğru uzanan görünmez bir yolculuktur. Bu yolculuk, dışarıdaki savaş kadar insanın içindeki hesaplaşmayı da taşır. Bugün, bu topraklarda özgürlüğün bedelini ödeyen binlerce savaşçının içsel yolculuğunu yazıyorum; çünkü burada kaybedilen her yaşam, bir halkın belleğine kazınmış bir izdir. Suriye savaşının en karanlık dönemlerinde, insanlığa karşı ağır suçlar işleyen barbar bir örgüte rağmen direnerek yaşamını yitirenlerin anısına bu görüntüyü çektim. Bu coğrafyada özgürlük mücadelesi yalnızca silahlı bir direniş değil, aynı zamanda bir hafıza meselesidir.
Rojava Mezarlığı’nda uyuyan onlarca Kürt savaşçısı var
Belki bir hatıra, belki de çoğunu tanıdığım için bu görüntüyü kadraja almak istedim. Çünkü onların savaşını, gülüşlerini, nöbetlerini, yıllar boyunca cephelerdeki hâllerini defalarca kadraja almıştım. Bir şehirde, bir sokak ortasında, bir mevzide; onlar savaşırken ben haber takibini yapıyordum. Yıllarca cephelerde savaşan, Kürtlerin devrimsel kazanımlarını savunan binlerce savaşçı, sadece bir çatışmanın değil, bir halkın varoluş hikâyesinin taşıyıcılarıydı.
Savaşın 15 yıllık seyri: Devrim, yıkım ve direniş
2011’den 2026’ya kadar Suriye’de pervasız, çok katmanlı ve yıkıcı bir savaş yaşandı. Kimileri bu süreci Kürtlerin devrimi, kimileri Rojava devrimi olarak adlandırdı. Her yıl ağır kayıplar verilirken savaşın bilançosu sürekli değişti. Halep’ten Şengal Dağları’na kadar uzanan geniş bir hatta, 15 yıl boyunca hem savaş hem de soykırım niteliğinde süreçler yaşandı.
3 Ağustos 2014, Êzidî halkının hafızasında bir soykırım günü olarak kaldı. Êzidî kadınların kaçırılması, çocukların alıkonulması ve barbar bir örgüt tarafından yürütülen sistematik şiddet, son 14 yılın en trajik sahnelerini oluşturdu. Bu olaylar, bölgenin savaş tarihine derin bir yara olarak kazındı.
Kobanê Direnişi: 134 günün değiştirdiği tarih
Kobanê’nin kuşatılması ve 134 gün süren direniş, yüzyıllık özgürlük ve onur mücadelesinin seyrini değiştirdi. Mevzilerde kalan Kürt savaşçıları ve Kobanê halkı, yalnızca bir kenti savunmadı; Suriye’de radikal grupların ilerleyişini durdurarak bölgedeki dengeleri de değiştirdi. Kürtlerin direnişi bir ütopya değildi. Suriye’de değişen güç dengeleri, savaşın sonuçları ve halkların ortak mücadelesi, bu direnişin somut karşılığıydı.
Son 15 yıllın direniş fotoğrafını kadraja aldım
Bugün çektiğim bu görüntü, Rojava’da geçen 14 yılın ağırlığını taşıyor. Şengal’den Halep’e, Kobanê’den Münbiç’e, Efrîn’den Rakka’ya kadar uzanan geniş bir hatta hem savaş hem de savunma süreçleri yaşandı. Kürtler, bütün ağırlığıyla bu saldırılara karşı direndi. Radikal gruplara, barbar örgütlere, işgal girişimlerine karşı; kadınlar, gençler, savaşçılar, siviller… Rojava’da herkes direndi. Kürdistan’ın dört parçasından gelen savaşçılar, Rojava’yı savunmak için aynı mevzide buluştu. Kürt savaşçıları yıllar boyunca şehir şehir, sokak sokak, karış karış Rojava’yı savundu. Ben bu görüntüyü, binlerce Kürt savaşçının hikâyesine, hatırasına ve anısına duyduğum bağlılıkla çektim.
Rojava’nın direniş tarihini belgeleyen savaşçılardı
Bugün o mezarlıkta dururken, yıllarca savaşmış, direnmiş, hayatlarını bu topraklara adamış savaşçıların sessizliğine tanık oldum. Onların hayalleri, özlemleri, yarım kalan cümleleri Rojava’da, Kürdistan’da, bu coğrafyada yaşamaya devam ediyor. Ve belki de en çok onlar hak etmişti özgürlüğü.
Meryem’in, Ferhad’ın yaşam öyküsü anlatılıyor
Bu savaş süreçlerinde Meryem’in, Ferhad’ın, Ciwân’ın, Ebu Leyla’nın, kırmızı fularlı kadının, İvanna Hovman’ın ve özgürlük savaşçılarının direniş günlükleri ile son sözleri Rojava’da yazıldı. Kimileri savaş günlüklerini Halep’te yazdı. Kimileri de Rakka, Şengal, Münbiç ve Rojava’nın başka şehirlerinde ayak basarak, cephelerde dolaşarak bu tarihsel yürüyüşün içerisinde yer alan binlerce savaşçının özgürlük serüveni hikâyesi var. Ebu Leyla bir savaş komutanıydı. Tek amacı bir ülkenin özgürlüğüydü. Kızına bıraktığı mektupta da geleceğin ve özgür bir yaşam uğruna verilen savaş gerçekliğini Suriye’de anlatıyordu.
Meryem Budak, yıllarca savaşın günlüklerini ve zorlu koşullarda yaşamın öyküsünü yazdı.
Ciwan Bitlis ise “DAİŞ’in barbarlığını yenilgiye uğratmamız gerekir” diyerek Rojava’nın savaş cephelerinde bir anı, bir savaşın gerçek yüzünü anlatıyordu.
Zeyad Afrin, “Ölüm kararını veriyoruz” diyerek Halep’ten çıkmayacaklarını söyledi. 2012’den 2026 Ocak ayına kadar ve çeşitli dönemlerde zorlu ve sancılı savaş süreçleri hep Suriye’de yaşandı.
Kırmızı fularlı kadın, Rakka’da son nefesini verirken kadın kimliğinin ve kadının gerçek bir toplumun ve insanlığın öznesi olduğunu gösteriyordu. Bu hikâyeler peş peşe yaşandı. Her bir savaş hikâyesi tarihe bir belge, bir söz olarak kaldı.
Ferhat Şibli, Rojava’nın bir öncüsü, bir halkın kahramanı olarak özgürlük tarihinde yerini aldı.









