• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
25 Haziran 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Ne deli ne veli: Dêrsim’in Budelaları

24 Haziran 2026 Çarşamba - 23:00
Kategori: Güncel, Manşet, Söyleşi, Yaşam

Uzun yıllardır Dêrsim’i ve toplumsal hafızayı çalışan Dr. Çiçek İlengiz ile Dêrsim’in budelalarını (Delilerini) konuştuk:

Dêrsim’de popüler olarak anlatılan budela hikâyeleri Kürt Alevi inanç sistemi içerisinde şekilleniyor. Osmanlı ve Türkiye bağlamlarının kurucu ötekisi olan Dêrsim’in, Kızılbaşlık, Kürtlük ve komünistlik hattında eylemin sınırlarını zorlamanın örgütsüz hallerinden biri

Duygu Kıt

Dêrsim’in kamil insanları hep şöyle der: “Munzur suyu bulandı mı bizim de kafamız bulanır!” Bu sene yatağından taşan Munzur iki ayı aşkındır bulanık akarken Dêrsim’in en ayırt edici temsillerinden olan Dêrsim’in budelalarını anmamak elde değil. Başka bir yerde yaşasalar ‘deli’ denecek insanlara Dersim’de budela denir ve saygı görürler. Çünkü onlar politik olarak da ‘delirmiş’ kanaat önderidirler. Rızalık kültürü ile el açar, karınlarını doyurur, gündeme ilişkin gelişmeleri yakinen takip eder, sıklıkla Amerika’yı kınar ve eski devrimcilerin kalmadığını söylerler. Şöyle ki Dêrsim’in göbeği Palavra Meydanı’nda atacağınız ilk turda dahi sokak ortasında Tansu Çiller, Elon Musk ve iktidarın politikalarını eleştiren budelaları görürsünüz. Hepsinin sırtında yoksulluk, dilinde itiraz öğle vakti boyunca Diyojen misali çarşı merkezinde ‘gayriresmi’ propaganda gezisine çıkarlar. Dêrsim’in delileri herhangi bir siyasi parti yöneticisinden daha çok kabul görürler, mülkiyetsizdirler. Sey Uşen, Bava Bertal, belediyeye atanan kayyım ilk iş meydana beton bariyer örmüşken, bariyerleri yıkmaya çalışan General Zeng, Celal Clinton, Xıdır Onbaşı, Xatê ve niceleri. Uzun yıllardır Dêrsim’i ve bu bağlamda toplumsal hafızayı çalışan Dr. Çiçek İlengiz ile Dêrsim’in budelalarını konuştuk.

  • Dersim’de budelalığın kutsal görünmesinin hem toplumsal hem politik kaynakları neler?

Budela figürüne edebiyatta ve popüler kültürde yer etmiş olan kavramlar üzerinden yaklaştığımızda karşımıza ilk çıkan kavramlardan biri “mahalle delisi” olur. Reşad Ekrem Koçu’dan Yaşar Kemal’e uzanan geniş bir yelpazede mahallenin ve köyün delisi figürüne sıkça rastlarız. Ortak mekân ve zaman zemininde sosyalleşmeyen, gündelik hayatın organizasyonunda temel kabul edilen ortak kodların dışında yaşayanlar için kullanılan yaygın bir tabir. Genellikle ruh ve sinir hastalıkları hastanelerine kapatılıp kapatılmadığı şiddete olan meyillerine ve ailelerinin kendisine bakım emeği verip veremediğine göre belirlenegelir. Aile bağlamından kopmuş olup sokakta yaşayanların toplum tarafından ne oranda kabul gördüğü ise yaşadıkları coğrafyanın inançsal ve kültürel örgülerine göre değişiklik gösterdiğini görüyoruz. Bu figürler hakkında anlatılan hikâyeler de bölgedeki ilişki ağlarını yansıtıyor.

  • Delilik ve velilik arasındaki o ince çizgiyi nereye koymak gerek?
Dr. Çiçek İlengiz

Her köyün ve mahallenin en az bir “delisi” var var olmasına, ama delilerin veli olup olmadığı ve veliliklerinin biçimleri her coğrafyada farklı formlara bürünüyor. Tasavvufi kavramlar üzerinden budela kavramına baktığımızda ise mecnun, meczup ve divane olarak edebiyatta ve popüler kültürde karşımıza çıkan figürlerle ortak zeminini görebiliriz. Mecnun, Fars ve Arap edebiyatında aşk yolunda ilahi olanla bir olmaya özlem duyarak benliğinden vazgeçen figürün adı. Cezbe tutulmuş anlamına gelen meczup ise iradesi ve arzusu dışında gerçekleşen yaradana yakınlık haliyle başa çıkamama hali. Divane ise Farsça tasavvuf külliyatında ilahi aşk ile çarpılmış olanı ifade etmek için kullanılıyor. Bu üç kavramın işaret ettiği hal farklı biçimlerde kutsallığın kontrol edilemez yansımalarını taşımaya ilişkin. Aşk, cezb ya da yaradana fazlaca yakınlığın benliği yarıp geçmesi, dışarıdan anlaşılması pek de mümkün olmayan farklı bir algıda var olma haline dönüşüyor. Burada aklı başında olduğu kabul edilen toplumsal dünyanın ne tam olarak içine alabileceği ne de cezalandırabileceği bir algıdan bahsediyoruz.

General Zeng

 

Mahalle delisi figürü ile ilahi aşkın ve yaradana yakınlığın içinde benliği kaybetme halinin bir araya geldiği nokta, delilikle veliliğin bir bedende buluştuğu ana denk düşüyor. Anlatılarda delilik ile veliliği bir arada tutansa, zararsızlık ve hakikati yüksek sesle söylemeye olan yatkınlık üzerinden kuruluyor. Kutsallık atfedilen köy ve mahalle delileri, üzeri kapatılmış ve yok sayılarak hayata devam edilmiş hakikatleri dillendirme hesapsızlığını gösterebilen figürler olarak popüler anlatılarda karşımıza çıkıyor.

  • Budelalar etrafında üretilen anlatılar bize Dêrsim’in hafıza ve hakikat anlayışı hakkında ne söylüyor?

Dêrsim’de popüler olarak anlatılan budela hikâyeleri Kürt Alevi inanç sistemi içerisinde şekilleniyor. Hz. Ali soyunun devamı kabul edilen kutsal soylar etrafında örgütlenen kapalı bir ocak sistemi ve kutsal coğrafya kabul edilen bir coğrafyaya atıflarla şekillenen kontrol edilemeyen veliliğin karşılığı budelalık. Osmanlı ve Türkiye bağlamlarının kurucu ötekisi olan Dêrsim’in, Kızılbaşlık, Kürtlük ve komünistlik hattında örgütlenen devlet şiddetiyle şekillenmiş kamusal alanında ifadenin ve eylemin sınırlarını zorlamanın örgütsüz hallerinden biri. Kürt Alevi inancına uygulanan sistematik şiddete karşın, batın ve zahirin ayrımına direnen bir varoluşun, mevcut sistem içerisinde vücut bulabilen bir hali. ’38’in bu kurguda özel bir rolü var. Kırmanckî ve Kurmancî konuşulan, doğanın ve ocakların kutsallığının düzenlediği sosyo-politik düzenin yıkımını hedefleyen 1937-38 katliamları yalnızca Dêrsim topraklarında yaşayan canlılığa kastetmedi. Kürt Alevi coğrafyasını parçalara bölerek, Dêrsim’i ulusal zaman ve mekâna eklemlendirme sürecinde kutsallığın sınırlarını yeniden çizdi. Doğayı ise TC’nin kontrolünde olan bir doğal kaynak rezervi olarak yeniden düzenledi. Kutsallığına inanılan Munzur’un özgür akması, 1935 yılından itibaren merkezi yönetime sıkıntı vermiş, üzerine baraj yapma fantezisi ilk bu dönemde projelendirilmişti. ’38 sonrası kurulan milli zaman ve mekânda, geçmişte kalması için elden gelen her şey yapılmasına karşın bugüne gelmiş olan hayalet figürlerinden biri de budela.

Hayaletlerin gücü ve dokunulmazlığı Dêrsim’de popüler olarak anlatılan hikâyelerde türlü biçimlerde ama hep kahkahalar eşliğinde karşımıza çıkıyor: Bava Bertal’ın eylemcileri polisin elinden aldığı anda güvenlik güçlerinin müdahale etmekten çekinmesi, Xıdır Onbaşı’nın elinden düşürmediği radyosunda devrimci marşlar ve Kırmanckî şarkılar çalarak sokağa çıkma yasakları süresince ortada gezinmesi gibi.

  • Budelalar etrafında anlatılan hikâyelerde sık sık keramet, öngörü ve hakikati dile getirme gibi özelliklerle karşılaşıyoruz. Peki budelaları diğerlerinden ayıran şey nedir?
Sey Uşen

Aynı anda birden fazla yerde görülme, gelecekten haber getirme, rüyalarda hakikati gösterme ve iyileştirme becerilerinin atfedilen figürlerle ilgili anlatılan hikâyeler zamansal ve mekansal olarak ortak kabul ettiğimiz çizgisellikte işlemiyor. Aynı hikâyeler farklı zamansal ve politik bağlamlarda yeniden karşımıza çıkıyor. En çarpıcı örneklerden biri merkezde heykeli olan Sey Uşen’in ruh sağlığının bozulmasına dair anlatılan hikâyeler. Bu anlatılardaki kırılma noktası anlatıcının politik konumuna veya o gün ne anlatmak istediğine göre değişiyor. İki kurucu devlet şiddeti dalgasının arasında, 1930 yılında doğmuş olması, Sey Uşen’in “deliliğini” 1914-15 ve 1937-38 ile ilişkilendiren anlatıların oluşmasına zemin hazırlıyor. Öldürülme hikâyesi de hayatının geri kalanı gibi farklı biçimlerde anlatılageliyor. Yüksek rütbeli bir askerin karısıyla yaşadığı ilişkiden, başka bir “delinin” kıskançlığından, Süni-Alevi çatışmasından ya da devlet sırrına haiz olmasından dolayı öldürüldüğüne uzanan anlatı havuzu yaratıcı bir sözlü kültür alanına işaret ediyor. Sey Uşen ile ilgili anlatılan hikâyeler Dêrsim’in kolektif hafızasına kazınan devlet şiddet tarihinin arzu edildiği biçimde değiştirerek mizahi bir anlatıya dökülmesine aracılık ediyor.

  • Bu noktada budelaların yalnızca geçmişi taşıyan figürler olmadığını, aynı zamanda toplumsal iyileşmenin de bir parçası olduğunu söyleyebilir miyiz?
Fotoğraf: Cüneyt Çelik’in özel arşivinden…

Toplumsal dönüşüm olasılığını kapalı tutan inkâr rejimleri yasın sona ermesini engelleyerek yası süreklileştirir. Bu politik ortamda budelalar resmi tarihin dışına atılmış hikâyelerin arzu edildiği gibi anlatılmasına aracı olan figürler olarak karşımıza çıkarlar. Bu hikâyelerde anlatıcılar kendilerini bir budela ile karşılaşmaları üzerinden kolektif hafızaya dahil ederek kendi politik pozisyonunu anlattığı dönemin bir parçası kılar. Hikâyenin trajiklik ölçüsünden bağımsız kahkaha seviyelerinde anlatılan bu hikâyeler geçmişle normatif gerçeklik algısını aşan bir biçimde ilişki kurmaya imkân sağlıyor. Militarizmin gündelik hayatın her alanındaki sınırları çizdiği bir coğrafyada, geçmişi yeniden kurgulayarak bu ana taşıyabilmek farklı politik tahayyüllerin gelişebileceği bir anlatı, düşünce ve eleştiri alanını oluşturuyor.

  • Bu anlattığınız biçim büyük oranda pîr ve raywer için de geçerli…

Pîr ve raywerler batın ve zahir arasındaki kapıyı ne zaman ve ne kadar açacağına karar verebildiği için danışılan figürler. Budelaların haliniyse bu kapının arasına sıkışmışlık olarak görselleştirebiliriz. Batın ve zahirin kontrol edilemeyen içiçeliğinden gelen kestirilemez varoluşları kutsallıklarının vücut bulduğu hallere de sirayet ediyor. Başka bir deyişle, pîr ya da raywerden farklı olarak budalalarla iletişimin öngörülebilir bir düzeni yok. Keramet göstermek gibi, ocak sistemi hiyerarşisi içinde yerlerini almış olanlarla benzer özellikler atfedilmiş olsa bile, kerameti kestirilemezliğinde saklı kalıyor. İlişki kurma çabanıza o an için karşılık bulmanız ya da hop diye gelip yanınıza oturup sizinle iletişim kurması, toplum içinde sizin dürüstlüğünüz ve iyiliğinize yoruluyor.

Fotoğraf: Cüneyt Çelik’in özel arşivinden…

Bu kutsallık atıfları kaybolan yakınlardan haber getirme, olacakları önceden görerek uyarılarda bulunma, rüyalarda dertlere deva olacak biçimlerde görülme ve ziyarete dönüşmüş olan mezarında tutulan dilekler edilen duaların yerlerini bulması biçimlerini alıyor. Kutsal karakteristiğini ocak bağlantısından ve kutsal kabul edilen dağ, nehir, taş ve toprakla kurdukları organik bağdan, iyileştirme gücünü de kendisine atfedilen yaradan alıyor diyebiliriz.

  • Budela figürü ile modern psikiyatrinin ‘akıl hastalığı’ tanımları arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz?

Budela figürü etrafında örülen hikâyeler ve pratikler, yarası kapanmayacağı kabul görmüş bir figürün açtığı bir alanda kayıpla ve kaybın yarasıyla ilişki kurmanın alternatifini sunuyor. Devlet şiddetinin sürekliliğini sağlayan inkâr rejiminin yüzleşmeyi ve dolayısıyla da devletle yeni bir ilişki kurmayı imkânsız kıldığı bir politik zeminde yaraların kapanmayacağının bir yansıması budela figürü. Yüzleşmenin ve kapanışın olmadığı, kamusal alandaki yas pratiklerinin kriminalize edildiği bir politik ortamda, sokaklarda dolaşan bir budelanın varlığı, kayba dair hikâye anlatmak ve yaşamın her şeye rağmen devam ettiğini hatırlatmak için bir ihtimal yaratıyor.

  • Budelalığın geçmiş ve yas ile ilişkisini tam olarak nasıl kuruyorsunuz?

Yas ile ilgili birçok çalışma Sigmund Freud’un yaklaşımını takip ederek ya da ondan ayrışarak şekillenir. Freud için sağlıklı bir yas süreci kayıp hissinin kaybın nesnesiyle olan bağının giderek zayıflaması ve buraya akan yaşam enerjisinin başka bir nesneye yöneltilmesiyle sonuçlanır. Oysa budelaların biyografileri üzerinden anlatılaştırılan toplumsal yaranın resmi olarak tanınması sistematik biçimde reddedildiğinden, Freudian bir kapanış ne Dêrsim’de ne de süregiden savaş coğrafyalarında mümkün. Freud yasın hayatın süregiden bir parçası haline gelmesini patolojik addederek bu halin adına melankoli der. Freud’un melankoli olarak adlandırdığı ise, budelalığın Dêrsim coğrafyasındaki politik potansiyeline denk düşer.

Fotoğraf: Cüneyt Çelik’in özel arşivinden…

Birçok budelaya atfedilen özellikleri popülerliğiyle kendisinde toparlayan Sey Uşen ile ilgili anlatılan hikayelere baktığımızda budelaların geçmişle açık uçlu bir ilişki kurulmasını sağladığını görüyoruz. Hikâyeler aracılığıyla hem geçmişin yeniden yazımı hem de kerametleri etrafında geleceğin yeniden imgelenmesi için yaratıcı bir anlatı ve pratik alanı açar. Budelalar, toplumun yasını sonlandırmaya odaklı, dünyanın politik gerçekliğinden kopuk, idealize edilmiş bir iyileşme çerçevesine alternatif sunuyor diyebiliriz. Açık bir yara olarak yaşayan budela figürü Dêrsimlilerin ilişkilenmek istediği geçmiş fragmanını yeniden anlatmasına, anlamlandırmasına ve bugüne kahkahayla taşımasına aracı oluyor. Geçmişle kurulan ilişkilenmenin bir biçimi olarak süregiden yas sürecinin bu yaratıcı hali, geçmişin değişebilir ve değişemez olan alanlarını bugünde yeniden tanımlarken, geleceğin de başka türlü kurulabileceği fikrini şimdide aktif tutuyor.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Türkiye nükleer atık deposu mu oluyor?

Sonraki Haber

Soyuttan somuta barış

Sonraki Haber

Soyuttan somuta barış

SON HABERLER

Bir ihtiyaç olarak komünal ekonomi

Yazar: Yeni Yaşam
24 Haziran 2026

Siyaset Godot’yu beklerken

Yazar: Yeni Yaşam
24 Haziran 2026

Kerbela: Anlamak, yaşatmak ve ders çıkarmak

Yazar: Yeni Yaşam
24 Haziran 2026

17 yaşındaki Ali’nin infazını durdurun

Yazar: Yeni Yaşam
24 Haziran 2026

Soyuttan somuta barış

Yazar: Yeni Yaşam
24 Haziran 2026

Ne deli ne veli: Dêrsim’in Budelaları

Yazar: Yeni Yaşam
24 Haziran 2026

Türkiye nükleer atık deposu mu oluyor?

Yazar: Yeni Yaşam
24 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır