Geçtiğimiz günlerde nükleer atıkların depolanma alanı olarak Polatlı açıklandı. Öte yandan nükleer tesisler ve atık depolama alanlarının denetlenmesi ise özel şirketlere bırakılırken, Türkiye coğrafyasının radyoaktif atık alanına dönüşeceği ortaya çıkıyor
K. Bülent Ongun
Son günlerde Nükleer Düzenleme Kurulu kararları gündeme damgasını vurdu. Önce nükleer atık alanı olarak Ankara Polatlı’nın seçildiği ortaya çıkarken, Nükleer atık depolama denetimleri özel denetim şirketlerine verileceği öğrenildi. 2010 yılında dönemin Brezilya Devlet Başkanı olan Lula da Silva ile yine dönemin Türkiye Başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu temsilcileri olarak birlikte İran’a gitmişlerdi. O dönem Uluslararası Atom Enerjisi Başkanı olan Mısırlı Muhammed El Baradey’in, “İran elindeki uranyumu Türkiye’ye göndersin, Türkiye bu uranyumu Rusya’ya göndersin ve dünya rahat etsin” sözleri, birçok noktaya işaret ediyordu.
Atık adresi Platlı
Uranyumun depolanacağı alan olarak ilk önce İstanbul Küçükçekmece’deki Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi belirlenmişti. Ancak Erdoğan’ın Lula ile gittiği İran’da yapılan görüşmeler sırasında Türkiye TV’lerin bir alt yazı haberi geçti. Bu haberde Erdoğan’ın emriyle Toros Dağları’nda uranyumun depolanacağı alan bakıldığı bilgisi yer almıştı. Atıklar için belirlenen son adres ise Polatlı oldu. Akkuyu nükleer santralinden çıkan yüksek ve düşük seviyeli atıklar ve Türkiye genelinde değişik sektörlerde ya da alanlarda radyoaktif madde kullanımından kaynaklanan radyoaktif atıklar, Ankara Polatlı’da inşa edilecek merkezde toplanacak ve depolanacağı duyuruldu.
İnşaat başlayacak
Bu amaçla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkilileri yaptığı açıklamada, nükleer atık merkezinin inşasına yönelik çalışmalara işaret ederek, “ÇED ve benzeri aşamaların tamamlanmasının ardından nükleer atık merkezinin inşaatına başlanacak” denildi. Akkuyu’da, işletmeye geçip elektrik üretilmeye başlanmasının ardından yüksek seviyeli (yakıt çubuğu) atıkların yanı sıra düşük ve orta seviyeli nükleer atıklar oluşacak. Polatlı’da yapılmak istenen depolama alanının Akkuyu’daki radyoaktif atıkların depolacağı düşünülsede 2030 yılına kadar atıkların hemen ortaya çıkmayacağı çıkanında sözleşme gereği Akkuyu santral sahasında depolanması gerekmekte. Alel acele alınan kararların nedeni ise farklı ülkelerden atıkların buraya taşınabileceğine işaret etmekte.
‘Atıkları TENMAK bertaraf edecek’
Nükleer Düzenleme Kurumu (NDK) atıklarla ilgili sorumluluğun proje şirketinde, yani santralin sahibi Rus devlet şirketlerinde olduğunu söylüyor. Ancak sürekli eklenen sözleşme maddelerinde, “Türkiye Cumhuriyeti egemenlik alanında yapılan faaliyetler neticesinde ortaya çıkan radyoaktif atıklar TENMAK tarafından bertaraf edilir” vurgusu bu açıklamayı boşa düüşürüyor. Akkuyu’daki her bir reaktörden her her yıl yaklaşık 30 ton radyoaktif atık ortaya çıkacak. 4 reaktörden ise toplam 120 ton atık oluşacak. Polatlı’da kurulmak istenen tesisin buraya kurulma nedenleri bu noktada sorgulanmasına ihityacı var. Kurulmak istenen Sinop ve İğneada NGS’lerin atıklarıyla ortak nokta olarak belirlenmiş olma iddiaları ortaya atılabilse de, gerçek nedeninin yurtdışından radyoaktif atık ithal edilme ihtimalli daha yüksek.
TAEK tasfiye edildi
2020 yılı 28 Mart tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararı ile Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü ve Nadir Toprak Elementleri Araştırma Enstitüsü kapatıldı. Kapatılan bu kurumların yerine Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) kuruldu. TENMAK, Bor Araştırma Enstitüsü, Nadir Toprak Elementleri Araştırma Enstitüsü, Enerji Araştırma Enstitüsü, Nükleer Enerji Araştırma Enstitüsü, Temiz Enerji Araştırma Enstitüsü ile ihtiyaca göre kurulacak enstitüler, koordinatörlükler, laboratuvarlar, teknoloji transfer ofisleri, araştırma geliştirme merkezleri, eğitim ve bilgilendirme merkezleri gibi birimlerden oluşacağı açıklanmıştı. Bugün nükleer atık sorunu öne çıkarken, TENMAK’ın böyle bir yükü kaldırması olanaksız. Bu nedenle hem nükleer santral inşası ve işletmesi ile atıkların depolanması süreçleri özel şirketlere verileceği kararı alındı.
Denetim özel şirketlere
Nükleer Düzenleme Kurumu (NDK), bağımsız gözetim faaliyetlerine ilişkin yönetmelikte değişikliğe gitti. 19 Haziran 2026 tarihli ve 33285 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle 2024 yılında yayımlanmış olan “Nükleer Tesislerde Bağımsız Gözetim Faaliyetlerine İlişkin Yönetmelik”in adı “Nükleer Tesislerde ve Radyoaktif Atık Tesislerinde Bağımsız Gözetim Faaliyetlerine İlişkin Yönetmelik” olarak değişti. Böylece yönetmeliğin kapsamına radyoaktif atık tesisleri de girdi. Bağımsız Gözetim Şirketleri (BGŞ) gözetim faaliyetlerini ve kontrol noktalarını bağımsız belirleyecek, habersiz denetim yapabilecek. Sözleşmelerde, BGŞ’ye yapılacak ödemeyi gözetim sonucuna bağlayan hükümlere yer verilemeyecek. BGŞ’nin mali yapısı, kuruluştan sağlanan gelire münhasır bağımlılık oluşturmayacak şekilde kurgulanacak. Geçiş hükümlerine göre, yönetmelikle gelen ilave yükümlülükleri kuruluş ve BGŞ 31 Aralık 2027 tarihine kadar yerine getirecek.
COP31’de nükleer sermaye!
Diğer yandan Çernobil ve Fukushima nükleer santrallerinde yaşanan patlamaların yarattığı radyoaktif kirlilik sonucu yaşanan ölümlerle birlikte nükleer sermaye kan kaybına uğrarken, yeni siparişler alamıyordu. Birçok ülke nükleerden çekilme kararlarını açıklarken, Türkiye gibi bazı ülkeler ise bu dönemde nükleer santral kurma hevesine soyundu. Küçük nükleer reaktörlerin (SMR) güvenilir ve düşük maliyetli bir çözüm olarak tartışmaya açılırken, SMR’lerin çok daha fazla atık ürettiği anlaşıldı. COP28’de nükleer sermaye, ‘Nükleer Enerjiyi Üç Katına Çıkarma Deklarasyonu’nun imzalanmasıyla kendisine alan açmayı başarırken, yaşam için büyük tehdit olan nükleer santrallere kurtarıcı rolü yüklenmeye çalışılması dikkat çekiciydi. Türkiye’de gerçekleştirilecek COP31 zirvesinde Nükleer sermayenin girişimlerine şahit olurken, temiz enerji sınıfına alınması da gündeme gelebilir.
ÇED’e göre atıklar Rusya’ya!
Akkuyu Nükleer Santrali anlaşması yapıldığı dönem proje için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporuna göre, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde (NGS) kullanılan yakıtlar ya bertaraf edilecek ya da tekrar yakıt olarak kullanılmak üzere yeniden işlenecek. Rusya ile Türkiye arasında bir anlaşma yapıldığı ve anlaşmayla Rus menşeli kullanılmış nükleer yakıtların Rusya’ya gönderilmesine karar verildiği ÇED raporunda ifade edildi. Nükleer atıkları taşımayı gerçekleştirecek uzman kurum veya kuruluşlar ile firmalar, öncelikle Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan (TAEK) taşıma lisansı alacağı belirtildi. Nükleer atığın taşınmasının eğitimli personel ve uluslararası standartlara uygun gemilerle yapılacağı ÇED raporunda yer aldı.
ÇED’de kazay karşı önlem yok
ÇED raporunda, Akkuyu NGS’den çıkan nükleer atıkların gemilerle önce Çanakkale Boğazı daha sonra da İstanbul Boğazı’nı geçerek Rusya’ya ulaştırılacağı açıkça ifade edilmekte. ÇED raporunda, nükleer atık taşıyan gemilerin Türkiye’nin en yoğun nüfusunun yaşadığı İstanbul Boğazı’ndan geçişi sırasında olası bir kaza yaşanması durumunda ne tür önlemlerin alınacağına ilişkin bilgiye ise yer verilmedi. Buna karşılık, nükleer atıkların taşınacağı gemilerin özel yapım gemiler olduğu, darbe ve benzeri risklere karşı dayanıklı olduğu ifade edildi. Raporda ayrıca taşıma işleminin uluslararası anlaşmalara uygun olduğuna da dikkat çekildi. Rosatom Genel Müdürü Sergey Kirienko ise Mersin’de inşa edilecek Akkuyu Nükleer Santralin reaktörlerinde kullanılacak nükleer yakıtların Türkiye’de bırakılmayacağını, yeniden işlenmek üzere Rusya’ya götürüleceğini söylemişti.
Türkiye atık merkezi olacak!
Türkiye’nin Paris iklim anlaşmasının imzalandığı sırada nükleer atıkların ithalinin önünü açan ek madde dikkat çekmişti. Zirvede AB’nin yaptığı ‘güvenli tasfiye’ vurgusu atıkların AB topraklarından ihraç edileceğinin açık göstergesiydi. Türkiye başta olmak üzere birçok ülkenin de bu atıkları almaya hazır olması ise attığı adımlardan anlaşılırken, büyük bir radyoaktif kirlilik kapımızın önünde beklemekte. Nükleer reaktörler tarafından üretilen atık, yüz binlerce yıl boyunca radyoaktif kalıyor olması ve bugüne kadar radyoaktif atıkların bertaraf edilebilmesinin bir yolunun bulunamamış olması başta Türkiye olmak üzere geri bıraktırılmış ülkeler için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Türkiye’nin Rusya ile yaptığı anlaşmada da atıkların nasıl bertaraf edileceği net olmazken, Türkiye nükleer atık merkezi haline getirilmek istendiği atılan son adımlarla adeta ortaya serildi.
ABD’de 115 bin ölüm
Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu tarafından yürütülen bir çalışmada, ABD’de faaliyette olan nükleer santrallere yakın konumdaki ilçelerde kanser kaynaklı ölüm oranlarının yüksek olduğunu ortaya koydu. Nature Communications dergisinde, nükleer santrallere yakın yaşamanın ölçülebilir bir kanser riski oluşturduğunu ve bu riskin mesafe arttıkça azaldığını gösterdi. İstatistikler, 2000-2018 yılları arasında 115 bine yakın kanser kaynaklı ölümün aktif nükleer santrallere yakın olmakla ilişkilendirilmesi gerektiğine işaret etti.









