İskoçya modelinde merkezi yönetimden yerele yetki devrinin nasıl oluştuğuna dair konuşan Thomson Bob, konfederalizmin demokratik bir model olduğunu vurguladı
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te deklere ettiği Barış ve Demokratik Toplum çağrısı ile başlayan süreç devam ediyor. Kürt sorunun çözümünde yeni bir aşamaya geçilmesi için yasal adımların Meclis tatile girmeden atılması bekleniyor. Süreç ve çıkacak yasalar tartışılırken benzer dünya modelleri ve çözüm yöntemleri dikkat çekiyor. Şüphesiz bu deneyimlerden biri de İskoçya modeli ve deneyimi oluyor. İskoç sol siyaseti ve sendikal hareketler içinde uzun yıllar görev alan Thomson Bob gazeteci Erem Kansoy’a bu deneyime dair konuştu.
İskoçya’daki yetki devrine dair ve parlamentodaki ilk adımlara dair konuşan Bob, “50’lerde ve 60’larda büyürken anayasal mesele, bağımsızlık ya da yetki devri (devolution) çok büyük bir mesele değildi. Bu konu daha çok bazı politikacıların gündemindeydi ve aslında İskoçya için ‘Home Rule’ (Merkezi hükümetin yetkilerinin bir kısmını yerel yönetimlere devrettiği siyasi bir sistem) tartışmaları 18. yüzyılın sonlarından itibaren vardı. İlginçtir ki, İşçi Partisi’nin kurucusu olan Keir Hardie’nin savunduğu politikalardan biri de İskoçya için Home Rule talebiydi. Tabii her zaman şu tartışma vardı: Home Rule tam bağımsızlık mı demekti yoksa yetki devri mi? Ama bence bu mesele esas olarak 70’lerde başladı. Şunu söyleyebilirim ki bağımsızlık hareketinin katalizörlerinden biri 70’lerdeki petrol kriziydi. O zamana kadar genel olarak işçi sınıfının koşulları iyileşiyordu; ücretler ve diğer sosyal haklar gelişiyordu. Fakat daha sonra, özellikle Margaret Thatcher dönemindeki Muhafazakâr hükümetle birlikte kemer sıkma politikaları ve işsizlik ortaya çıktı. Aynı dönemde İskoçya’da Kuzey Denizi petrol patlaması yaşanıyordu ama biz bunun faydalarını alamıyorduk.
Dolayısıyla bu durum, zaten var olan meseleyi halkın çoğunluğu için popüler bir mesele haline getirdi. Bunu açıkça gördük. Ama Londra’daki profesyonel siyasetçilerin her zaman kendi çıkarları vardı. Benim tecrübem şudur: Politikacılar gücü asla gönüllü olarak bırakmazlar. Gücü onların elinden almak zorundasınız. Ve olan da buydu. Büyük bir adaletsizlik hissi vardı.
70’lerin sonundaki İşçi Partisi hükümeti İskoç Meclisi için bir tür yetki devri sistemi getirdi ve oylamada çoğunluk sağlandı. Fakat siyasetçilerden biri daha önce hiç görülmemiş bir madde eklemişti; buna göre halkın yüzde 40’ının oy kullanması gerekiyordu. Bu şart sağlanamadığı için süreç başarısız oldu. Bu da bir anlamda kirli bir oyun olarak görüldü.
80’lere geldiğimizde bu adaletsizlik beni İskoç Meclisi Kampanyası’na katılmaya yöneltti. Bana göre bu çok başarılı bir modeldi çünkü farklı siyasi partilerden ve hiçbir partiye bağlı olmayan insanları, akademisyenleri, sendikacıları, kilise temsilcilerini bir araya getirmişti. Sonunda bu İskoç Meclisi Kampanyası birtakım belgeler hazırladı. Bu belge de onlardan biri”
‘Bu belge bir yol haritası’
Bu belgenin bir yol haritası olduğunu belirten Bob şu ifadeleri kullandı: “Yani sadece genel bir açıklama değil, işin tüm detaylarını ortaya koyuyordu. Tam anlamıyla noktaları ve virgülleri yerli yerine koyuyordu. Nasıl başaracağımızı anlatıyordu. Temsil biçimi, seçim sistemi gibi ayrıntıları içeriyordu. Bu çok önemliydi çünkü İskoç Meclisi Kampanyası içindeki birçok kişi orantılı temsil sistemini, yani nispi temsil sistemini savunuyordu. Daha adil bir oy sistemi istiyorlardı. Bu konu merkezi önemdeydi. Çünkü eğer nispi temsili desteklememiş olsaydık, ihtiyacımız olan uzlaşıyı sağlayamazdık. İlginçtir ki ben, İskoç İşçi Partisi başkan yardımcısı olarak, büyük bir kulis ve mücadele sonucunda İskoç İşçi Partisi’nin parlamentoda nispi temsil sistemini desteklemesini sağladım. Ve bence bu, insanların bu uzlaşı etrafında kalmasını sağlayan temel unsurlardan biriydi. Sonrasında bu kampanya İskoç Anayasal Konvansiyonu’nu kurdu.”
Kuruluş süreci
İskoçya’nın anayasal yapılanmasını nasıl kurmayı başardıklarına dair ise Bob, “Bu aslında ilk aşamaydı. Yani bu taslağın ilk haliydi. İskoç Meclisi Kampanyası önce bu taslağı hazırladı, sonra bu belge ortaya çıktı. Hatırlıyorum, Edinburgh’daki İskoç Kilisesi Genel Kurul salonlarında bir konvansiyon düzenlemiştik. İskoçya’daki neredeyse tüm örgütler temsil edilmişti. Siyasi partiler, sendikalar, kiliseler, yerel yönetimler… Ve dediğim gibi o uzlaşıyı sağlamayı başardık. 1980’deki bu konvansiyondan sonra süreç ilerledi ve konvansiyon fikri genel kabul gördü. Sonunda Muhafazakâr hükümetten kurtulduğumuzda artık bu süreç durdurulamaz hale gelmişti. Benim kişisel görüşüm, o dönemin başbakanı Tony Blair’ın aslında buna tamamen sıcak bakmadığı yönünde. Çünkü yine kendi tecrübeme dönersem; politikacılar gücü başka gruplara bırakmak istemezler. Ama o noktada konvansiyona verilen destek durdurulamaz olmuştu. Onu durdurmaya çalışmak siyasi bir intihar olurdu. Yine de Blair süreci sınırlandırmak için birkaç el bombası attı. Örneğin referanduma ikinci bir soru ekledi. Bu soru vergi toplama yetkileriyle ilgiliydi. Eğer bir parlamentonun vergi toplama yetkisi yoksa gerçek bir parlamento değildir. O dönemde bu konuda büyük bir mücadele verdik.
Ama ilginç olan şu ki referandum yapıldığında halkın yüzde 75’i İskoç Parlamentosu’nun kurulmasına destek verdi ve yüzde 65’i de vergi toplama yetkilerini destekledi. Yani Blair bu konuda haksız çıktı. Ama dediğim gibi, hiçbir şey düz bir çizgide ilerlemez. Özellikle insanlardan kendi güçlerinden vazgeçmelerini istediğinizde onlara güvenmemelisiniz” diye konuştu.
‘Uzlaşı ve fikir birliği’
Yetki devri sürecinin nasıl işlediğine dair konuşan Bob, şunları söyledi: “Ben bir sendikacı olarak iki önemli mesele görüyorum: uzlaşma ve fikir birliği. Bana göre İskoç Parlamentosu’nun kuruluşu bunun üzerine inşa edildi ve gelişimi de buna bağlı. İskoçya’nın tamamen bağımsız olması mı yoksa federal ya da konfederal bir Britanya’nın parçası olması mı gerektiği de yine buna bağlı. Çünkü bana göre eğer bağımsızlık için yüzde 51, karşı çıkmak için yüzde 49 varsa bu felaket reçetesidir. İnsanları ortak bir zeminde buluşturmanız gerekir. Bu bazen istediğiniz kadar hızlı ilerleyemeyeceğiniz anlamına gelir. İnsanların yeni hakları ve gelişmeleri kabullenmesi için bazen durmanız gerekir. İnsanlar çoğu zaman umut yerine korkuyla oy verirler. Siz insanların umut için oy vermesini sağlamalısınız. Nispi temsil sistemi de aslında tek bir partinin tam çoğunluğu elde etmesini engellemek için tasarlanmıştı. Böylece sürekli uzlaşı gerekecekti. Genel olarak bu işe yaradı. İskoçya’da çok olumlu gelişmeler gördük. Örneğin reçeteler… İskoç Parlamentosu erken dönemde sağlık sistemi reçetelerini ücretsiz yaptı. İlginç şekilde Galler Meclisi de İskoçya’yı takip etti. Ama İngiltere’de örneğin grip olduğunuzda iki reçete almak zorunda kalırsanız bugün yaklaşık 20 sterlin ödüyorsunuz. Geçim sıkıntısı yaşayan insanlar için bu ciddi bir para. Ayrıca İskoçya’da üniversite öğrencileri için harç ücreti yok. Bunlar çok önemli kazanımlar. Ve örneğin İskoç Parlamentosu’ndaki Muhafazakârlar bile ücretsiz reçetelere ya da gençler ve yaşlılar için ücretsiz otobüs kartlarına karşı çıkmıyorlar. Çünkü bunun İskoçya’da etkili olmadığını biliyorlar. Bu konularda toplumsal bir uzlaşı oluştu. Bence bu çok önemli.
Şu anda yaklaşık 20 yıldır iktidarda olan Scottish National Party, yeni bir bağımsızlık referandumu istiyor. Benim görüşüm şu: İnsanlara seçenek sunulmalı. Son Federalism yapısı sadece ikiliydi; ya bağımsızlık ya da karşı olmak. Ben ise insanlara bağımsızlık ya da daha fazla yetki devri, yani “Devo Max” seçeneği sunulması gerektiğini düşünüyorum. Ben insanların hem şüphecileri hem de destekçileri birlikte götürmesi gerektiğine inanıyorum. Eğer bir Federalism olacaksa bağımsızlık ya da federalism arasında seçim sunmalı. Benim kişisel görüşüm ise — ki çok fazla gündeme gelmez — konfederalizmdir. Çünkü İskoçya Britanya nüfusunun sadece yüzde 5’ini oluşturuyor. Galler de benzer durumda. Federal bir sistemde İngiltere her zaman İskoçya’yı, Galler’i ve Kuzey İrlanda’yı sayısal olarak geçerdi. Ama konfederal bir sistemde oybirliği gerekir. Böylece nüfusun sadece yüzde 5’ine sahip olan İskoçya veto hakkına sahip olurdu. Bu da Westminster’daki Birleşik Krallık hükümetini sürekli uzlaşma ve fikir birliği aramaya zorlardı.”
‘Tavizler yerine radikal çözüm’
Bob devamında ise şu ifadeleri kullandı: “Örneğin İskoç Parlamentosu’nda bulunan bazı İşçi Partili siyasetçiler aslında Westminster’daki Birleşik Krallık Parlamentosu’na gitmek istiyorlar. Bu yüzden sürekli bir gerilim var. Eskiden şöyle derdik: ‘Küçük bir gölette büyük balık mı olmak istiyorsun, yoksa büyük bir gölette küçük balık mı?’ Bu gerilim gerçekten var. İnsanların duygularını anlamadıklarını görüyorsunuz. Ben bunu sendika yöneticisi olarak da yaşadım. En büyük sendikanın İskoç sekreteriydim. Londra’daki merkez ofise meseleleri taşıdığımda, her “Ama İskoçya farklı” dediğimde bunu sadece milliyetçilik sanıyorlardı. Bizi ciddiye almıyorlardı. Hâlâ aynı sorunun sürdüğünü düşünüyorum. İnsanların duygularını anlamıyorlar. Gücü bırakmak istemiyorlar. Eskiden Londra’ya gittiğinizde tüm İskoçlara ‘Jock’ derlerdi. İrlandılara ‘Paddy’, Gallilere başka isimler… Bu aslında ‘Biz sizden üstünüz’ demenin bir biçimiydi.Bence İngiltere’de insanlar ne olduğunu tam olarak anlamadı.
Şimdi Kuzey İrlanda, Galler ve İskoçya’daki yetki devri parlamentolarında bağımsızlık isteyen siyasi partiler iktidarda. Politikacıların bunu ciddiye alması gerekiyor. Radikal olmaları gerekiyor. Geleceği düşünmeleri gerekiyor. Federal ya da konfederal bir yapı, politikacılar açısından ciddi bir güç devri anlamına gelir ve bu onlar için zor bir şeydir. Ben çok fazla siyasi tarih okurum ve şunu düşünüyorum: Günümüz politikacıları sadece bir sonraki seçimi düşünüyorlar. Geleceği düşünmüyorlar. Eskiden ilkeleri, ahlaki değerleri ve vizyonu olan siyasetçiler vardı. Şimdi çoğu için siyaset sadece bir iş. Sonra gidip özel sektörde başka işlere geçiyorlar. Ama mevcut durumda Kuzey İrlanda, Galler ve İskoçya’da halkın çoğunluğu bu yönde düşünüyorsa bir şeylerin değişmesi gerekecek. Dışarıdan bakan bazı insanlar bunun gerçek bir devrimci ajitasyona dönüşme riski taşıdığını düşünebilir. Bu ajitasyon siyaset dışında daha güçlü biçimler de alabilir. Kuzey İrlanda’da bunu gördük ama başka yerlerde görmedik. Yine de özellikle İskoçya’da daha fazla yetki devri göreceğimizden şüphem yok. Ama yine mesele vizyon meselesi. Sürekli küçük küçük tavizler vermek yerine radikal bir çözüm geliştirmek gerekir.
Vergi yetkileri, çalışma yasaları gibi alanlarda radikal değişiklikler yapılabilirdi. Eğer bunlar yapılsaydı bağımsızlık meselesi tamamen ortadan kalkmasa bile en azından 10 yıl ya da bir nesil boyunca kontrol altında tutulabilirdi. Fakat politikacılarda böyle bir vizyon yok.
Çünkü anayasal mesele tüm siyasi tartışmayı kaplıyor. Oysa sağlık sistemi ya da eğitim gibi konulara daha fazla zaman ayrılabilir.
Anayasal meselenin bir süreliğine çözülmesi ve sistemin yerleşmesi iyi olurdu. Daha sonra insanlar isterlerse bağımsızlığa daha da ilerleyebilirlerdi. Benim sendika temsilcisi olarak iyi ve kötü işverenlerle yaptığım müzakerelerden öğrendiğim şey şu: Bir aşamaya ulaştığınızda insanları zamanla ikna edebilirsiniz. Örneğin Britanya’da asgari ücret getirildiğinde büyük bir muhalefet vardı. İnsanlar bunun işsizliğe yol açacağını söylüyordu. Ama 20 yıl geçti ve bunların hiçbiri olmadı. Bugün kimse asgari ücret kötü bir şey demiyor. Benim görüşüm şu: Eğer parlamentoya vergi toplama gibi yetkiler verirseniz insanlar zamanla bunu kabul ederler. Çünkü bazen insanlar daha fazla yetki devrine ya da bağımsızlığa karşı çıkıyorlar çünkü ne olacağından korkuyorlar. Ama adım adım ilerlerseniz zaman içinde o uzlaşıyı oluşturabilirsiniz.”
‘Çok çeşitli bir parlamento’
İskoç Parlamentosu’nun kuruluşuna tanıklık eden Bob bu modelin tamamen bağımsız ve demokratik olup olmadığına dair ise şunları söyledi: “Ben her zaman kendi tarzımda radikal ve devrimci biri olduğumu düşünmüşümdür. Ve bunu daha iyi bir İskoçya sürecinin başlangıcı olarak gördüm. Bu bana büyük bir tatmin verdi. Ve bence benim en önemli katkım nispi temsil sistemini kabul ettirmek oldu. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. O parlamentoyu görmek… Üstelik çok daha çeşitli bir parlamentoyu görmek… Daha fazla kadının olduğu, farklı toplumsal gruplardan insanların bulunduğu, etnik çeşitliliğin olduğu bir parlamentoyu görmek benim için harikaydı. Gerçekten harika bir dönemdi.”
‘Rojava modeli ilgimi çekti’
“Biraz araştırma yaptım ve özellikle Rojava meselesi ilgimi çekti” diyen Bob şöyle konuştu: “Çünkü orada bir tür konfederal yapı olduğunu gördüm ve bu benim konfederalizm fikrime çok yakın. Çoğu insan federalizmden bahsediyor ama konfederalizmden bahsetmiyor. Oysa konfederalizm daha demokratik bir sistemdir. Daha önce de söylediğim gibi, federal bir sistemde İskoçya ve diğer uluslar İngiltere tarafından her zaman sayısal olarak geçilecektir. Çünkü tek bir parlamentoda nüfusun yüzde 90’ı İngiltere olacaktır. Örneğin İskoç Parlamentosu’nda Gazze ve Lübnan’da yaşananlarla ilgili çok daha radikal tutumlar aldık. Bence bu önemli bir mesele. Eğer konfederal bir sistem olsaydı İskoç Parlamentosu Birleşik Krallık’a şunu söyleyebilirdi: ‘Biz İsrail’e silah göndermiyoruz.’ İşte bu kadar. Bu bana göre çok önemli.”
HABER MERKEZİ









