Her zaman yoksulların öldüğü, zenginlerin kazandığı bir şeydir savaş ve sırf bunun için icat edilmiş bir deyim bile var: Top yemi! Gözden çıkarılanlar, yok sayılanlar… Kitaplara geçmez onlar; yalnızca dul kadınlar, yetim çocuklar hatırlar isimlerini
Arif Mostarlı
“Ben onları zenginlerin askerlikten kaçmak için ödedikleri paralarla topladım. Boş ver; atılmaya değecek kadar işe yararlar. Top yemi işte, top yemi! Bunlar da eninde sonunda bir mezar çukurunu dolduracak. İnsan dediğin ölümlüdür; hepimiz ölümlüyüz.”
William Shakespeare karakterlerinden en karaktersizi, en sahtekârı sayılabilecek olan Sir John Falstaff, IV. Henry oyununda askere alıp savaşa sürdüğü yoksul ve sefil kişilerden böyle söz ediyor: Top yemi!
Sene 1596 filan… Oyunun yazıldığı tarih yani. Barut çok eskiden beri var ama savaşlarda yaygın olarak top kullanılması henüz 200 yıllık bir mesele o zamanlar. Ama anlaşılıyor ki, askeri bir terim olarak ‘Top yemi’ tiyatro diline bile çoktan yerleşmiş. Anlamı için bizde ‘Niyazi’ demek yeterli oluyor ama eski zamanların askeri terminolojisinde kabaca, “harcanabilir asker” anlamına geliyor.
Bir askeri deyim
İlginç bir şekilde, deyimin aynı çağlarda bütün dillerde karşılığı var. Almancası, ‘Kanonenfütter’, tam olarak bunu ifade ediyor mesela. İngilizcesi, ‘Cannon Fodder’ Almanca ile tamamen aynı anlamdadır ve küresel olarak en yaygın bilinen versiyondur. Okuyucu, eski savaş filmlerinde karşı siperlere doğru dümdüz yürüyen, sapır sapır vurulup düştükleri halde yürümeyi sürdüren askeri birlikleri hatırlayacaktır. Onların adı da “Forlorn hope” oluyor, dümdüz çevirisi “Umutsuz Umut” gibi bir şey.
Fransızcası biraz daha vahşi. Onlar doğrudan insan etine atıf yaparak ‘Chair à canon’ (Top Eti) kavramını kullanıyor. Ruslarda da durum aynı. Onlar da, Rus ordusunun tarih boyunca uyguladığı “sayısal üstünlüğe dayalı, çok kayıplı cephe taarruzu” stratejilerinde, cepheye sürülen köylü ve piyadeleri tanımlamak için ‘Top Eti’ deyimini kullanmışlar. İspanyollar, Çinliler… Bütün dillerin savaş jargonunda var bu deyim.
Tabii ki bunlar normal yurttaşlar ya da profesyonel askerler değil. Çok yoksullar, dip yoksulları, çaresizler, o hengâmeden sağ çıkmaları halinde ödüllendirileceklerini umanlar… Ve bir de mahkûmlar, hapishane kaçkınları, orduda ağır suç işleyerek idam veya kırbaç cezası almış askerler. Onlar için de savaştan sağ çıkmak, affedilmek anlamına geliyor.
Galiçya 1916
Böyle anlatılınca eski çağlara ait bir konudan söz ediliyormuş gibi görünüyor ama hiç değil. Kanonenfütter, I. ve II. Dünya Savaşlarının da favori deyimiydi. Özellikle, I. Dünya Savaşı tam bir zirve. Bazı yerlerde binlerce top, makinalı tüfekler ve milyonlarca asker yoğunlaştığında, gece gündüz doğranan askerler, yaşadıkları cehennemi anlatabilmek için kendi argolarından Stahlbad (çelik banyosu) ve Blutpumpe (kan pompası) gibi deyimler ürettiler. ‘Kanonenfutter’ de bunlardan biriydi.
Ama ben I. Dünya Savaşının daha özel bir alanına, meşhur Galiçya Cephesi’ne gelmek istiyorum.
Hikâye özetle şöyle: 1916 yazında, şimdiki Polonya ve Ukrayna arasında bir yerde olan Galiçya’da Ruslar Alman ordusunu epey bir sıkıştırıyor. Almanlar sıkışırsa, o vakitlerin ‘Dünya Lideri'(!) başkomutan Enver hiç durur mu? Sarıkamış’tan zaten ‘asker kırdırma’ konusunda tecrübesi var, tutup Temmuz 1916’da, Almanlara güzellik olsun diye 33 bin kişilik bir kuvveti sürüyor Galiçya’ya! Bindiriyor trene garipleri, gönderiyor. Cepheye gidenlerden biri, sonradan şöyle yazıyor anılanında: “Ne bir yolcu edenimiz, ne de mendil sallayanımız var. Mahzun değil fakat düşünceli olarak istasyonu terk ediyoruz. Kara tren bütün sürati ile bizi bilmediğimiz meçhul diyarlara doğru çekip götürüyor.” (Kumandanım Galiçya Ne Yana Düşer, Mehmet Şevki Yazman, Türkiye İş Bankası Yayınları)
Alman komutanlar tabii ki çok seviyor bizimkileri, sevmezler mi hiç? Toplara ‘yem’ lazım! Bu arada, onlar orada kırılırken, zamanın İstanbul ‘havuz gazeteleri’ ise kahramanlık destanları yazıyor.
Sonuçta, bilmedikleri bir coğrafyaya itilen askerlerin 12 bini oralarda kırılıp gidiyor. Arada Bolşevik Devrimi patlamasa katliam daha da sürecek ama neyse ki, Ruslar çekip gidiyorlar; sağ kalanlar da memlekete dönüyor.
Bir fotoğraf
Yan tarafta gördüğünüz fotoğraf, Çek Cumhuriyeti’nin güneydoğusundaki bir Türk Şehitliği’nde çekilmiş. Hodonin Şehitliği diye biliniyor. Orada -muhtemelen sahra hastanesinde can verdikleri için- resmi olarak tespit edilebilmiş 333 Osmanlı askerinin mezarı var. Fotoğrafın net olanını maalesef kaybettim ve bu fotoda yazılar okunamıyor ama anıttaki isimlerden biri, Arif Oğlu Ömer’dir ve o benim büyükbabamdır. Lakabı, kayıtlarda ‘Bosnalıoğlu’ diye geçiyor.
Öyle kahramanlık filan yok ortada. Evde de hiçbir zaman öyle böbürlenme görmedim onunla ilgili. İşin Türkçesi bizim Ömer Efendi, Galiçya’ya ayak bastıktan kısa süre sonra, vurulup gidiyor. İsteyen yine de buna ‘kahramanlık’ diyebilir tabii ama sanırım doğru deyim şu: Kanonenfutter!
Harcanabilir asker!
Cenazesi bile geri gelmeyen bir adam ve ömrünün kalanını, yarısı boş bir yatak ve üç çocukla geçirmek zorunda kalan bir kadın, babaannem…
NATO mu demiştiniz?
Şimdi unutulmuş olabilir ama Kanonenfutter’in daha inceltilmiş bir versiyonunu Türkiye 1950’lerde yeniden duymuştu: Cheap Soldier – Ucuz Asker!
Kore Savaşı sırasında ortaya çıkan deyim, Adnan Menderes’in Kore ormanlarında kırdırdığı askerler için kullanıldı. Amerika’ya yaranma, NATO’ya kabul edilme sevdasıyla Kore’ye gönderilen askerler için T.C.’nin ABD Büyükelçisi Suat Hayri Ürgüplü, durumu şöyle özetlemekten hiç utanmıyordu: “Bir Türk askeri 136 dolara, bir ABD askeri ise 5 bin 500 dolara mal olmaktadır.”
Şimdiyse, savaş ve ölüm makinesi NATO, Ankara’da ağırlanırken ve efendiler rahat etsin diye liseli çocukların evlerini basıp tutuklayan Türkiye, yeniden macera peşine düşüyor. Ve kürsüde konuşan Bahçeli, Türkiye’nin NATO’ya ‘serdengeçti’ olarak hizmet verdiğini söylerken, bu ‘ser’den, ‘can’dan vazgeçme halinin, gerçekte ‘top yemi’ olarak kullanılmak anlamına geldiğinin üstünü hamasi nutuklarla örtebileceğini düşünüyor. Geçmişe göre tek fark şu: Yeni dönem savaşlarında arttık hepimiz ‘top yemi’yiz; oturma odamızda da öldürülebiliyoruz kolayca…









