• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
12 Temmuz 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

EMEP Genel Başkanı: Çerçeve yasa ‘pişmanlık yasası’ değil, özür yasası olmalı

12 Temmuz 2026 Pazar - 09:45
Kategori: Güncel, Manşet

Meclis’e gelmesi beklenen ‘çerçeve yasa’ hakkında konuşan EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, ‘Pişmanlık yasası önlerine konulacaksa niye gelsinler ki? Aslında özür yasası olmalıdır. Asla ve asla denetim serbestlik yasası olmamalıdır’ dedi

Barış ve Demokratik Toplum Süreci devam ederken, gündemde olan “çerçeve yasanın” hala Meclis gündemine gelmemesi tartışma yaratıyor. Demokratik kamuoyu ve sosyalist partiler de iktidara adım atması yönünde çağrılar yapıyor. Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, sürecin ilerlemesi için iktidar tarafının somut yasal adımlar atması çağrısında bulundu.

EMEP olarak Kürt ve Türk halklarının eşit koşullarda bir arada yaşamasını savunduklarını ifade eden Seyit Aslan, “Çünkü Türk ve Kürt halkı yıllardır topraklarda acıları, yoksullukları beraber yaşadı. O yüzden bu sürecin barışla, eşitlikle bitmesi, bir arada yaşamının koşullarını güçlendirmesi nihayete ermesini önemsiyoruz. Ama geldiğimiz noktada iktidarın süreç konusunda adım atmadığını da görüyoruz. 27 Şubat’tan açıklanan çağrıyla başlayan süreçte, Kürt halkının taleplerinin karşılanması, mücadeleyi sürdürenlerin almış olduğu kararlar, ortaya koyduğu politikalar ışığında biz de parti olarak Kürt halkının bu taleplerin yanında olduk. Sürecin barışla bitmesi başta Meclis Komisyonu da dahil olmak üzere her aşamada yer aldık. Kimi dönemlerde bazı itirazlarımız oldu. Meclis Komisyonu’ndaki rapora da itirazımız olmuştu. Fakat toplamda baktığımızda sürecin Türkiye açısından bir sonuca varmasını istiyoruz. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Türkiye’nin barış içerisinde yaşanması, özgür bir ülke olması gerekir. Bu sürecin de bu noktaya gelebilmesi için öncelikle de tabii ki iktidarın ve devletin adım atması gerekir” diye belirtti.

‘İşçi sınıfı barış sürecinin bir tarafı olmak zorunda’

İşçi sınıfının savaştan büyük yaralar aldığını vurgulayan Seyit Aslan, iktidarların “milliyetçilik” üzerinden Kürtler ve Türkiye işçi sınıfı arasında sorun çıkarttığını kaydetti. Parti olarak süreçle birlikte başta işçiler olmak üzere birçok kesimle toplantılar ve tartışmalar yürüttüklerini söyleyen Seyit Aslan, “Türkiye işçi sınıfının ve emekçi halkın Kürt sorunun çözümünde taraf olmaları konusunda çağrılarımız oldu. Çünkü savaşa harcanan para sağlığa, eğitime harcanmayacak. Silaha harcanan paralar, işçi ve emekçilerin vergilerinden kesilen onların günlük yaşantılarından, alın terinden ve emeğinden çalınanlarla paralardır. O yüzden işçi sınıfı barış sürecinin bir tarafı olmak zorunda. Çünkü eğer kendisi çalışma koşullarını, yaşama koşullarını değiştirmek istiyorsa savaşlara, savaş harcamalarına karşı çıkmalı. Biz de o açıdan yani başta işçiler olmak üzere bütün işçi sınıfının örgütlerine de barış için mücadele etmeye ve Kürt halkının taleplerini sahiplenme çağrıları yaptık, yapmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

‘Kolay alınabilecek kararlar değil, büyük irade gösteriler’

PKK’nin anadil hakkı, eşit yurttaşlık gibi taleplerden dolayı eline silah almak durumunda kaldığını söyleyen Seyit Aslan, “PKK, kendi ülkesinde özgür bir yaşam talebiyle bir mücadeleyi sürdürdü. Daha önceleri Kürt halkını inkar ediyorlardı. Onların gelenek göreneklerini, kültürlerini inkar ediyorlardı. Kendi temsilini seçmelerinin önüne engel oluyorlardı. Bütün bunların önünde çok ciddi engeller vardı. Bugün Kürt siyasal hareketi yaşanan 40 küsur yıllık savaştan sonra örgütün kendisini feshetmesi, silahlarını yakması Türkiye’de ve Ortadoğu coğrafyası açısından en keskin karardır. Bunlar kolay alınabilecek kararlar değil. Böyle bir irade gösterdiler. Bunun kıymetinin bilinmesi lazım. Kürt siyasal Hareketi sürece dair ne kadar açık ve samimi olduğunu gösterdiği halde bakıyoruz ki iktidar tarafından aynı adımlar atılmıyor. Yani halen ‘Terörsüz Türkiye’ söylemleri, güvenlik politikalar devam ediyor. Kayyımlar iş başında, AYM ve AHİM kararları uygulanmıyor. Kimi Kürt siyasi temsilcilere siyaset yasağı da dahil olmak üzere yeni cezalar veriliyor. Kürt siyasi hareketinin hem askeri alanda hem siyasi alanda almış olduğu kararlar karşısında ne yazık ki iktidar küçük de olsa bir adım atmadı” diye konuştu.

‘Sert tutumlar alıyorlar’

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında atılması gereken adımlara değinen Seyit Aslan, AYM, AHİM uygulanması, kayyımların geri çekilmesi, siyasi ve hasta tutsakların serbest bırakılması adımlarının atılması gerektiğini vurguladı. Newroz kutlamaları ardından yeniden Kürdistan’a gittiğini ve kentlerin girişlerinde hala karakol ve güvenlik noktalarının olduğunu dile getiren Seyit Aslan, “Bölgeye halen güvenlikçi politikalarla bakmak doğru değil. Oradaki yaşamın normalleşmesi gerekiyor. Burada iktidarın esas olarak barış dilini konuşması, barıştan yana konuşması lazım. Bakıyoruz ne Kürt siyasal hareketi ne de Türkiye’de barış isteyenler böyle zehirli bir dil kullanmıyor. Ama iktidar tarafından en küçük bir talep karşısında sert tutumlar alınıyor, kaşlar çatılıyor, öfkeyle konuşmalar yapılıyor” dedi.

‘Öcalan’ın önerilerini kamuoyuyla paylaşabilecek bütün kanalları açmanız lazım’

24 Mayıs’tan bu yana Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşme olmadığını anımsatan Seyit Aslan, “İmralı’da yıllardır tecrit uygulanıyor. Şimdi Devlet Bahçeli’nin ‘Öcalan gelsin Meclis’te konuşsun’ sözlerini hatırlıyoruz. Öcalan’ın gelip Meclis’te konuşmalı mı? Evet, bizce de konuşmalı. Eğer siz barış sürecinin tarafı olarak kabul ediyorsanız, muhatap olarak kabul ediyorsanız ki öyledir o zaman konuşmalı. Öcalan’ın kendi düşüncelerini, önerilerini kamuoyuyla paylaşabilecek bütün kanalları açmanız lazım. Adaya gazetecilerin gidip gelmesi, görüşmek isteyen siyasetçilerin gidip görüşmesi lazım. Siz hem bir taraftan sürecin bir aktörü olarak göreceksiniz, baş müzakereci diyeceksiniz ya da koordinasyon temsilcisi olarak ifade edeceksiniz ama 42 gün boyunca tecrit uygulayacaksınız, bu olmaz. Bu doğru bir tutum değildir. Kürt halk o yüzden sürece temkinli yaklaşıyor, güven duyması zorlaşıyor. Sadece Kürt halkının değil, Türkiyeli işçi emekçiler de bunları gördükçe sürece dair kuşkuları, kaygıları kaçınılmaz olarak artıyor. Türkiye’de siyasi bir genel affa da ihtiyacımız var. Bunu kadın katilleri, hırsızlar, çocuk istismarcıları için demiyoruz. Siyasi nedenlerle cezaevlerinde yatanlar başta olmak üzere ki bütün siyasi tutsaklar için söylüyorum. Buradan iktidara çağrımız bir an önce başta Öcalan olmak üzere kendi düşüncelerini, önerilerini her platformda rahatlık da söyleyebileceği, müzakere de edebileceği koşullar sağlansın” diye belirtti.

‘Demokratikleşmede adım olmalı’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “kök yasa” dediği, iktidar tarafının ise “çerçeve yasa” olarak tanımladığı yasalara da değinen Seyit Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir kere bu sorunun adını doğru koyamazsak, doğru tespit edemezsek çerçeve yasanın adını da doğru koyamayız. Bugün Kürt halkı, Kürt siyasetçileri af dilemiyor, dilemezler. Yüzyıldır süren bir sorunun ve son 40 yılı savaşla geçmiş. Binlerce insan hayatını kaybetmiş, on binlerce insan cezaevine girmiş. Yerlerinden, yurtlarından sürgün edilmiş insanlar var. Yakılan, yıkılan köyler var. ‘Kadın demeden, çocuk demeden katledin’ diyen zihniyetler var. Bunların hiçbirisi olmamış gibi davranırsak doğru olmaz. O yüzden ‘çerçeve yasa’ esas olarak bugün var olan egemen düzenin özrü anlamına gelecek bir yasa olmalıdır. ‘Biz yıllarca Kürt halkına, Kürt kadınına, gencine, yaşlısına yapmış olduğumuz haksızlıklar, hukuksuzluklar, eziyetler karşısında bugün barışın sağlanması için en azından adımlar atılması için bir çerçeve yasa çıkarıyoruz’ demeleri gerekir. Bu çerçeve yasa siyasi yasaklara, denetimli serbestlik yasasına dayanmaması lazım. Haftada bir gün karakola imza verecek bir esarete dönüşmemesi lazım. Silah tutanlar, silah tutmayanlar, suç işleyenler, suç işlemeyenler diye ayrım yapılmaması lazım. O yüzden toplamında bu çerçeve yasanın demokratikleşmede adım atılacak bir yasa olarak ele almalıyız.

Doğal olarak örneğin ‘pişmanlık yasası’ önlerine konulacaksa niye gelsinler ki? Aslında özür yasası olmalıdır. Asla ve asla denetim serbestlik yasası olmamalıdır. Eğer barışın önü açılacaksa gelecek insanların senin, benim gibi Türkiye’nin herhangi bir vatandaşı gibi buradaki demokratik haklarını kullanmalılar. Belediye başkanlığına, milletvekilliğine aday olabilirler. Bir siyasi partinin çatısında üye ve yönetici de olmak dahil olmak üzere bu haklara sahip olarak gelmelidirler. Bunlar olmazsa diğeri işi yokuşa sürmektir.”

‘Cevap sandıkta verilir’

Siyasi partilerin büyük bölümünün süreci desteklediğini söyleyen Seyit Aslan sözlerini şöyle tamamladı:

“Peki, iktidar niye adım atmıyor? Belli ki birtakım hesapları var. Bu işi seçim sürecine de yaymak istiyor gibi gözüküyor. Eğer Temmuz ayında bu süreç yetişmezse, yetişmezse de ki kastım şu değil: Yani kendi istedikleri bir yasayı çıkarmaya kalkıp halka dayatmaya kalkarlarsa onun sonuçları başka olur. Ama gerçek anlamda demokratik bir yasayı çıkarmak istiyorlarsa ve Temmuz’a yetişmiyorsa belli ki bunu önümüzdeki dönem seçim sürecinin malzemesi haline getirecekler. Bunun da ne Türk halkına ne Kürt halkına ne de Türkiye’nin siyasal geleceğine bir faydası olmaz. Bu süreç seçimlerin, siyasi partilerin üstünde bir mesele. O açıdan kimse bunun üzerinden kendisine bir şey devşirmesin, devşirmeye kalkmasın. Türkiye halkı da, Kürt halkı da bunların cevabını sandıkta da verir.”

Haber: Helin Özgün \ MA

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Graham hayatını kaybetti

Sonraki Haber

JES’ler, mermer, bakır ve altın arama tesisleri Geliyê Zîlan’ın ekolojik dengesini yok ediyor

Sonraki Haber

JES'ler, mermer, bakır ve altın arama tesisleri Geliyê Zîlan'ın ekolojik dengesini yok ediyor

SON HABERLER

KJAR ve KNK üyesi kadınlar: Çözüm için tek çare demokratik İran

Yazar: Yeni Yaşam
12 Temmuz 2026

JES’ler, mermer, bakır ve altın arama tesisleri Geliyê Zîlan’ın ekolojik dengesini yok ediyor

Yazar: Yeni Yaşam
12 Temmuz 2026

EMEP Genel Başkanı: Çerçeve yasa ‘pişmanlık yasası’ değil, özür yasası olmalı

Yazar: Yeni Yaşam
12 Temmuz 2026

ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Graham hayatını kaybetti

Yazar: Yeni Yaşam
12 Temmuz 2026

Şêx Seîd Derneği Sekreteri: Tüm arşivler açılsın, cenazeler teslim edilsin

Yazar: Yeni Yaşam
12 Temmuz 2026

Şimoni ve Hürmüz Diril davası: Olaya dair bilgi sahibi olan birçok kişi susturuldu

Yazar: Yeni Yaşam
12 Temmuz 2026

Arjantin ve İngiltere yarı finalde

Yazar: Yeni Yaşam
12 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır