Bazı tarihler rakamlardan ibaret değildir. 11 Temmuz böyle bir tarihtir. Kürt meselesinde 2025 yılının 11 Temmuz günü tarihin yoğunlaşarak niteliksel bir sıçrama yaptığı eşik olarak kayda geçti. Aralarında KCK Eş Başkanı Besê Hozat’ın da bulunduğu 30 kişilik gerilla grubu 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum çağrısı ve 5-7 Mayıs PKK’nin 12. Kongre kararlarını referans alarak silahlarını tüm dünyanın gözü önünde alışık olmadığımız bir törenle yaktı. 42 yıl boyunca silahlı yöntemle mücadele eden örgüt, silaha son verdiğini, sadece üçüncü gözün tanıklığında değil, birçok gözün refakatinde deklare etti. Büyük bir cesaretle onurlu barış arzusu kamusal alana taşındı.
11 Temmuz’da silahların yakılması, Kürt meselesinde şu ana kadar yaşanmış en radikal barış eylemi olarak tarihe geçmeli. Daha da önemlisi insani ve ahlaki kısımların ötesinde silah yakma olayı, yeni dönemi başlatan politik, stratejik eylemi olarak not edilmeli. Aynı zamanda bu eylem, yeni Kürtlüğün referans alacağı stratejik, politik mücadele hattına yön ve doğrultu vermiştir. Ezilen Kürt toplumu için kamusal alanın genişlediği başlangıç olmuştur. Belirsizliğe itilen özgürlük yürüyüşü, yeni bir anlam icadıyla berraklaşmış, kesintiye uğrayan anlam ise 11 Temmuz tarihiyle belirsizliklere kurban edilemeyecek netlikte yeni bir yol açmıştır. Bu yol barışa, demokrasiye, ortak yaşama büyük bir fırsat sunmuştur. Bu tarih Kürt-Türk halklarının boğazlaşması üzerine kurulan kirli hesapları da alt üst etmiştir. Kürt meselesinin tarihsel hakikatini gündelik siyasetin merkezine yerleştirmiştir.
Tüm bunların ötesinde 11 Temmuz tarihi “Düşmanlık” olgusunu dönüşüme uğratan bir moment olarak kabul edilmeli. Şiddetten siyasete doğru giden bu yolda ilan edilen irade beyanı, dostluk ve kardeşlik tohumlarını yeniden toprakla buluşturdu. Söylemle sınırlı kalmayacak şekilde eşit vatandaşlık ve somut hukuk çerçeveleriyle bu tohum kalıcı ve güvenilir bir ortak gelecek yaratacaktır. Bize düşen tohumun atılmasından sonra daha fazla ekili toprağı sulama, çapalama ve hasadını halklarımıza dağıtmak olmalıdır. Burada tereddüt edilecek bir durum yoktur. Ciddiyetin, kararlılığın, özgüveni yüksek bir iradenin en net eylemi ile birlikte Kürt halkı bir bütün olarak bu netlikten hareketle tüm acılarını sineye çekerek, temkinli bir duruş ile müzakere-mücadele diyalektiği temelinde sürecin içindeki yerini almıştır.
Tüm bunlara rağmen 11 Temmuz eyleminin ruhuna içerden ve dışardan denk düşmeyen pratiklerin gelişmesi şaşırtıcı değildir. Kuşkusuz bir müzakere ve mücadele diyalektiğinin içinden geçerken kaygılar en üst düzeyde olabilir. İktidarın otoriter karakteri, jeopolitik bağlam ve modernitenin çoklu riskleri yaşamın realitesi olarak savaş zamanında da baş etmeye çalıştığımız olgulardı. Ancak hiç bir kaos ve anlamsızlık yığınağı, hiçbir iktidar taktiği 11 Temmuz barış eyleminin politik, stratejik gücünü gölgeleyecek kadar güçlü değildir. Eğer doğru anlaşılırsa bu eylem, iktidarın otoriter karakterine, jeopolitik bağlama ve modernitenin çoklu risklerine de atılmış keskin bir neşterdir.
Sorunları silahla değil siyasal araçlarla çözme iradesinin ilanı olarak tarihe geçen 11 Temmuz eylemi kuşkusuz çağımızın fırıldak zamanını aşan uzun süreli tarihin yazımına odaklanmış çoklu bir direnişin yeniden mevzilenmesidir. Ortadoğu karanlığına karşı aydınlanmanın ve barışın kapısını aralanmasıdır. Bu nedenle yeni kurucu yaşam formları bu tarihten kaynağını almalıdır. Yeni Kürtlük ve yeni Türklük biçimleri bu tarihi esas alarak, bu tarihin gerisine asla düşmeyerek kurucu bir hayalin peşinden gitmelidir.
11 Temmuz eylemi, mücadele ve direniş hatlarının çeşitli akıntılarla daha da güçlenerek yoluna devam etmesidir. Bir an, bir nokta değil, bir çizgidir, bir yoldur. Yöntemsel olarak sürecin bu niteliğini göz ardı eden yaklaşımlar direnişin kesintisiz karakterini de ihmal eden yaklaşımlardır. Haliyle konuşma, tartışma, eleştirme eyleyişleri bu dar okumalara sıkıştığı için zayıf kalıyor, asıl rolünü oynayamıyor. Bu anlam ve bağlam hakikati bizlere Kürt meselesinde yer yer durgunlaşan yer yer hızlanan sürecin bir anda bitirip yeniden başlatılacak bir süreç olmadığını gösteriyor. Kestirip atma tarzı sürecin hakikatini basitleştiren bir yere savuruyor. Süreç okumalarında kestirip-atan yaklaşımlar dönemin belki de en tehlikeli yaklaşımlarıdır.
Sürecin içinden değil dışından konuşan bu tür yaklaşımlarla baş etmeye çalışmak en az savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı, çözümsüzlüğe karşı çözümü savunmak kadar etik-politik bir yol tutuş şeklidir. Süreçte çizgilere, anlayışlara, risk ve fırsatlara odaklanmak verimli bir etik-politik müdahale olacaktır.
Eğer barışı başarabilirsek bu başarı uzun bir hikâyenin sözleşmesi olacaktır. O hikâye birlikte düzeltilerek yeniden yazılacaktır. 11 Temmuz’un öz dinamikleri olan ve silahlarını yakan gerillalar başta olmak üzere milyonlarca insan onurlu bir yasa ve çözüm çerçevesini referans alarak büyük barış sözleşmesine katkı sunmaya hazırdır. Zamanın ruhu hiçbir hatayı affetmeyecek kadar barışa hazırdır.







