Bu davanın cezasızlıkla sonuçlanmasına izin vermeyeceğiz. Siverek’te yakılan bu adalet meşalesi, sadece mağdur edilen bir kadının ve ailesinin değil, tüm kadınların özgürlük ve güvenlik mücadelesidir. Dayanışmayı büyütmek, failler hak ettikleri en ağır cezayı alana kadar bu davanın takipçisi olmak hepimizin ortak insani sorumluluğudur
Suzan İşbilen
Kadına yönelik şiddetin ve kadın katliamlarının temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yattığı gerçeğinden bakıldığında; bir kadının maruz kalabileceği, insanlık onurunu en ağır şekilde zedeleyen saldırıların başında tecavüzün geldiğini hepimiz kabul etmekteyiz.
Beni bu satırları yazmaya iten asıl neden ise mekan, kişi ve zaman farklıda olsa kadına yaklaşımın değişmediğini görebiliyoruz. Yakın süreçte Urfa’nın Siverek ilçesinde yaşanan sarsıcı bir olaydır. Kadına yönelik şiddetin en vahşi boyutlarından biri olan bu olayda; yakınlarının korucu olmasından aldıkları güç ve cesaretle hareket eden failler, genç bir kadını güpegündüz kaçırarak bir hafta boyunca alıkoymuş ve sistematik tecavüze maruz bırakmıştır. Bu karanlık tablo karşısında başta ailesinin, dostlarının ve kadın örgütlerinin genç kadına sahip çıkmasının ne denli hayati ve cesaret verici olduğu bir kez daha görülmüştür. Oysa tecavüzcü fail ve geleneksel toplum yapısı, kadını tecavüzcüsüyle evlenmeye zorlayan o bilindik, karanlık zihniyeti dayatmaya çalışmaktaydı.
Tecavüz; bir kadının iradesine, bedenine ve ruhuna yöneltilmiş en çirkin, en aşağılık saldırıdır. Bu saldırıda kadının rızasından asla ve asla söz edilemez. Failler, eril zihniyetin taşıyıcısı olarak kaba ve fiziksel güçlerini kullanarak kendi iğrenç emellerine ulaşmaya çalışırlar. Ne var ki, coğrafyamızın geleneksel toplum yapısında fatura yine mağdur edilen kadına kesilir. Kadınlar suçlanır, lanetlenir, ötekileştirilerek yalnızlığa mahkûm edilir.
Ataerkil toplum yapısı, kadınlara “ailenin namusunu korumak” gibi ağır bir misyon yükleyerek onları adeta birer “namus bekçisi” haline getirir. Ne acıdır ki bu toplumsal yaklaşım, suçu işleyen gerçek failleri cezalandırmak yerine, masum kadınları katleder ya da intihara sürükler.
Bu katı ve feodal anlayışta kadın, dört duvar arasında kölece bir yaşama zorlanır. Kadının adı ve varlığı toplumda nesneleştirilirken, kan davalı iki aileyi barıştırmak için yine kadınların omzuna ağır sorumluluklar yüklenir. “Berdel” adı altındaki bu karşılıklı kız alıp vermeler ve zoraki evlilikler, kadınlar için ömür boyu sürecek sistematik bir işkenceye dönüşür.
İşte tam da bu karanlık döngünün içinde, ezber bozan onurlu bir duruşa şahitlik ediyoruz. Gülistan Doku, Rojin Kabaiş’in ve sayılı ailelerinin toplumsal cinsiyetin verili erkeklik kodlarına karşı başlattığı adalet mücadelesi, bugün Siverek’te etkili oldu. Tecavüze uğrayan bir genç kadının ailesinin gösterdiği kararlı direnişle bu kez güçlü yankı buldu. Böylesi muhafazakâr Kürt toplum yapısında, bir ailenin kız çocuklarına amasız, fakatsız sahip çıkması ve adalet arayışına girmesi; yıllardır ilmek ilmek örülen kadın mücadelesinin toplumda yarattığı zihniyet değişiminin en somut ve en umut verici sonucudur.
Ailenin, kadın kurumlarından ve sivil toplum kuruluşlarından destek talep etmesinin arkasında, maalesef ülkemizde kadına yönelik suçlarda kronikleşen cezasızlık politikaları yatmaktadır. Ancak bu kez dayanışma gecikmedi. Ailenin, Amed’deki kadın kurumlarına yaptığı destek çağrısı anında karşılık buldu ve Siverek sokakları kitlesel bir kadın yürüyüşüne sahne oldu.
Siverek, tarihinde ilk kez kadınlar öncülüğünde böylesi kitlesel ve kararlı bir yürüyüşe tanıklık etti. Kadın dayanışmasının yarattığı bu güçlü rüzgar, somut sonuçları da beraberinde getirdi: Aralarında failin de bulunduğu 14 kişi tutuklandı. Belirli çevrelerden ve “koruculuk” gibi yapılardan güç alan faillerin silahları alınarak cezalandırılma süreci başlatıldı. Yürüyüş boyunca atılan sloganlar ve yapılan açıklamalar, “Adalet sağlanıncaya kadar bu davanın takipçisi olacağız” kararlılığını tüm dünyaya duyurdu.
Elde edilen bu kazanımlara rağmen, asıl kaygı duyduğumuz süreç şimdi başlıyor. Toplumsal tepkiler azaldığında, olay medyadan ve gündemden düştüğünde faillerin sessiz sedasız serbest bırakılması tehlikesi her an mevcuttur. Ne yazık ki geçmişte bunun pek çok acı örneğini yaşadık. Mağdur olan aile, can güvenlikleri kalmadığı için kendi yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalmışken, faillerin yakınlarından hâlâ ölüm tehditleri aldıklarını ifade etmektedir.
Bir tecavüzcü ve ona yardım eden suç ortakları, mahkeme salonunda sadece bir takım elbise giyip kravat taktıklarında maalesef “masumlaşabiliyor” ve “iyi hal indirimi” adı altında ödül gibi cezalar alabiliyorlar.
Ancak bu davanın da benzer bir cezasızlıkla sonuçlanmasına izin vermeyeceğiz. Siverek’te yakılan bu adalet meşalesi, sadece mağdur edilen bir kadının ve ailesinin değil, tüm kadınların özgürlük ve güvenlik mücadelesidir. Dayanışmayı büyütmek, failler hak ettikleri en ağır cezayı alana kadar bu davanın takipçisi olmak hepimizin ortak insani sorumluluğudur.
‘JIN JIYAN AZADÎ’









