Urartular döneminden kalma Pozê Kela’den ormansızlaştırılan bölgeyi çektik:
- Çewlîg’in nefesini kesiyorlar. Kös, Tarhan, Cafran ve Axpik Köyü’ne bakan tepenin sol tarafı orman, Klawej Deresi’nin geçtiği kanyonun sağ tarafı da orman. Kös Köyü hattında dereden tepeye kadar orman kesiliyor, arazi çırılçıplak hale getirilmiş
- Hızar sesi vadilerde yankılanıyor çekim sırasında da… Çoraklaştırılan alan mavi gökyüzünün altında ağır bir yara gibi, yama gibi. Bölge artık erozyona açık halde. Bir süre sonra kesilen ağaçların tomruklara dönüştürülmesi sonrası kamyonla taşınmasını fotoğraflıyoruz
- Köylüler anlatıyor: ‘Milyonlarca yılın oluşturduğu bir değer. O değeri 3-5 kuruş için hiçe saymak gerçekten insanın kanına dokunuyor… Ormanlar bölgenin şenliğidir, suyudur. Orman hayattır. Orman doğada dengedir. Bundan dolayı kesilmesine karşıyız’
Mehmet Ali Çelebi
Asırlarca beyazların silah gücüne, kolonyalist tahakkümüne, yağmasına, inkar-asimilasyon politikasına karşı direnen Kızılderililer “İnsan doğadan uzaklaştıkça kalbi sertleşir” demiş. Her şeyi liberalize etmeye çalışan egemenlerin kalbi sertleştikçe doğaya, tarihsel mirasa, ekosisteme karşı zalimleşme katmerleşiyor.
Kızılderili Şef Seattle, ABD Başkanı Franklin Pierce’in yerlilerin kalan toprak-köylerine de el koymaya çalışması karşısında 1854’teki mektubunda şunları yazar: “Nasıl biz dünyanın bir parçası isek, o da bizim bir parçamızdır. Güzel kokulu çiçekler, bizim kız kardeşlerimizdir. Geyik, at, büyük kartal bunlar da bizim erkek kardeşimizdir. Kayalık tepeler, ıslak çayırlardaki damlalar, atın vücudundan buharlaşan ısı ve insan; hepsi aynı ailedendir. Bu dünyanın her parçası benim insanlarım için kutsaldır. Dünya anamızdır. Dünya insanlara ait değildir. İnsanlar dünyaya aittir.”
Egemenlerin; halkların, kültürlerin çeşitliliğini ve doğanın çeşitliliğini yok etme anlayışı değişmiyor. Doğadan ve insandan uzaklaştıkça, Kürdün doğasını yok etmek için her yıl yeni teknik-metotlar devreye koyuyorlar.
İktidarlar, ekolojik terörün dünyanın her yerinde yeni nesiller için daha ağır hastalıklar, kanserojen yayılım, yeni pandemiler anlamına geldiğini kavrayamıyor. İklim krizinin şoklar yaşattığı günler geçtikten bir süre sonra her şeyi unutturup yeniden para hegemonyasının gölgesinde politika üretiyorlar.
Doğaya savaş açmışlar, nerede yetişmesi kuşaklar alan ağaç görürlerse, paraya tahvil etmek için ihaleler açıyorlar. Asker-polis-yargıya dayalı zor gücü de kullanıp kesiyorlar, özel şirketlere, koruculara yıldızların altındaki yeşil gözleri köreltiyorlar, oksijen pınarlarını kesip doğayı çoraklaştırıyorlar.
Nerede meşe (dara berûyê, dara mazî) görürlerse, yollar açıyorlar, motorlu hızarlar, devrilen ağaçların başına üşüşen gruplar, tomruk kamyonları yığıyorlar. Fauna, flora, insan, su, toprak, güneş, hava, yağmur, börtü-böcek dengesini altüst edip, bölgesel iklim dengesini, mevsimsel verim dengesini bozuyorlar. Doğaya saldırının olduğu bir bölgeye gidiyoruz.
Karer’e yolculuk
Yolculuğumuz Çewlîg (Bingöl) merkezine 45-50 km uzağındaki merkez ilçeye bağlı Karer bölgesindeki köylere. Merkez ilçe ile Gêxi (Kiğı), Azaxpêrt (Adaklı), Kanîreş (Karlıova) arasında bulunan Çiyayê Kur (Kur Dağı), Mezre Xirtik, Mezre Gole (Gölköy) Ware Kevirê Reş (Karataş Yaylası), Kevirê Spî (Beyaz Taş), Pozê Kela (Kale Burnu), Klawej Deresi, Cafran (Talasmorik/Dallıtepe), Axpik (Pınarbaşı), Çurak (Kanyan), Yekmal, Kös, Tarhan, Darebi-Mezra Qurbet, Mazkan, Sağyan, Korkan (Sarıdibek) köylerinin birlikte paylaştıkları gökyüzünün altında orman denizindeyiz. Yıldızların ışıklarını paylaşıyorlar gecelerinde bu köyler. Gün ışıdığında güneşin sofrasında meşe rüzgarlarıyla, kayaların dibinden fışkıran çeşmeleriyle serinliyorlar.
Meşe ve ceviz
Korkan Köyü’ne kadar mola verdiğimiz her köyde ya yemek, ya çay, ya kahve, ya ayran, ya meyve ile ağırlanıyoruz. Yıllar içinde birbiriyle akraba olmuş, benzer soyadı olan 9-10 köy var. Mazkan, Sağyan, Korkan köylerinde tarım alanı daha çok. Dönüş yolunda konuk olduğumuz Fatma ve Sabri Tandoğan çifti 25 yıl kadar İstanbul’da kaldıktan sonra Korkan’a dönmüşler, bahçecilik yapıyorlar, kışlık katıkları için birkaç inek besliyorlar. Bu köylerin çevresi muhteşem meşe/berû’ ile, ceviz/gûz ile kaplı. Hasat zamanı. Kiraz ve çilek zamanı. Kışlık yemler için otlar biçiliyor, azalsa da ekinler kaldırılıyor. Kirazlar daldan kovalarla indiriliyor, henüz aşısız kayısı kadar irileşmiş cevizlerin olgunlaşmasına daha var. Vadilerde derelerdeki su sesine, farklı cinste kuşların serenadları eşlik ediyor. Çır Şelalesi yüksek kayaların arasında kurusa da, kayalığa çıkıp fotoğraflayanlar var. Biz kurumuş şelalenin karşısında gom ve evin olduğu yerde mola verip yol kenarı çeşmesinden su içip serinliyoruz.
Şelale sonrası ilerlediğimiz Deşta Karer’de sağımızda Mehmet Karasungur’un köyü ve evinin olduğu Darebi köyü Mezra Qurbet mezrası var.
Otlaklarda gom’lar (ağıl) ve çevresinde keçi sürüleri, inek sürüleri otluyor. Meşelerin arasında ya da yollarda gah sincap, gah kaplumbağa, gah farklı türde kuşlar, gah uzun elektrik direkleri üzerinde harika yuvalar yükselten leylekler ile karşılaşıyoruz. Çiçek kokuları arasında farklı yaylalarda arı kovanları görüyoruz.
Köylülerin kimi tarlasında, kimi biber, domates, fasülye, çilek ektiği bostanında; kimi ekininde, kimi gomlardaki işlerinde.
Mazî (meşe palamudu) köze atıp yedikleri günleri hatırlıyor 80’li yaşlarda olan, iki çocuğunu dağda kaybetmiş, eşiyle kendisi de zaman zaman gözaltına alınmış Xemsiya ana. Konuk olduğumuz Xemsiya ana, sağlığı için şehir içinde kalması istendiğinde “Köye gidince daha iyi olurum” diyormuş. Buğday, mercimek, mısır gibi şeyler ekildiğini, eskiden çok keçi ve inek sürüsünün bölgede yaylalara çıkarıldığını anlatıyor Xemsiya ana.
Ayten Kişin, buğday ve mısır unu için bölgede üç değirmenin ancak yettiğini söylüyor. Yaylalarının güzelliğini överken birkaç gün önce uzun yürümek gerekse de bir grupla birlikte ‘piltan’ otu toplamaya gittiklerini, kurutup ‘torak’ta kullandıklarını kaydediyor. Başka otları da farklı yemekleri için topladıklarını belirtiyor.
İşte bu ekosistemi kapitalizmin yok edici güdüsüyle, para hırsıyla yok etmeye çalışıyorlar.
Urartu mirası kaleden
Kazan bombalarıyla, farklı bombalarla bombalanan köylerinin yakınlarını gösteriyorlar. Operasyonlarda, çatışmalarda çocuklarını kaybetmişler, yaylalarındaki “gom/kom”ların (Ağıl) yakılmasını anlatıyorlar. Göç vermişler, sürgün hayatı yaşamışlar, fakat köklerini diri tutmakta ısrar etmişler, kurumasına izin vermek istemiyorlar. Çatışma/operasyonlar süresince köyleri insansızlaştırmak istediklerini, şimdi ise doğaya savaş açarak bölgede insan bırakmamaya çalıştıklarına dikkat çekiyorlar. Orman kesimi için özel yol yapıldığını söylüyor köylüler.
M.Ö 900-600 yılları arasında hüküm sürmüş Wan-Tuşba merkezli Urartular döneminden kalma Pozê Qela’den ormansızlaştırılan bölgeyi objektife yansıtıyoruz. Hızar sesi vadilerde yankılanıyor vadide çekim sırasında da.
Çewlîg’in nefesini kesiyorlar. Kös Köyü, Tarhan Köyü, Cafran Köyü ve Axpik Köyü’ne bakan tepenin sol tarafı orman, Klawej Deresi’nin geçtiği kanyonun sağ tarafı da orman. Kös Köyü hattında dereden tepeye kadar orman kesiliyor, arazi çırılçıplak hale getirilmiş. Ve hala pervasızca, insani değerler, doğa değerleri hiçe sayılarak ormanın bağrına hançer vuruluyor. Çoraklaştırılan alan mavi gökyüzünün altında ağır bir yara gibi, yama gibi. Bölge artık erozyona açık halde görülüyor. Bir süre sonra kesilen ağaçların tomruklara dönüştürülmesi sonrası kamyonla taşınmasını fotoğraflıyoruz.
‘Bölgeyi boşaltma çabaları’
Korkan’da tarımla uğraşıyor, yaylaların çiçekleriyle arıcılık yapan Yaşar Yurtsever şunları söylüyor: “Ormanlar bölgenin şenliğidir, suyudur. Orman hayattır. Orman olmazsa kıraçla baş başa kalırız, orman yaşamdır. Orman doğada dengedir. Bundan dolayı kesilmesine karşıyız. Bölgeyi boşaltma çabalarıdır. Bugün ormandır, yarın farklı farklı şeylerdir.”
‘Nefesimizi kestiler’

Bingöl Havzası’nı besleyen su kaynaklarının tehdit edildiğini vurgulayan Serdar Kişin, birlikte mücadele gerektiğine dikkat çekiyor: “Ormanla ilgili şöyle bir durum var: Hakikaten yıllar boyu canımızı, malımızı korumaya çalıştık. Tam huzur geldi, barış geldi diye bir rehavete kapıldık. Sonra bir baktık ki bizim doğamıza bu defa yöneldiler. Hakikaten doğamızın içine okudular. Yani nefesimizi kestiler. Genelde bütün Bingöl Havzası’nı besleyen su kaynakları buradan çıkıyor. Bizim buradan başlıyor, Hamok dediğimiz bölge, Deri Erdwan, Beç Deresi dediğimiz bölgeden. Suları besleyen ana damgalar buradan başlıyor. Kesim iki yayla arasında yapıldı. Gome Kur dediğimiz bölgede kesildi, bir şekilde göz yumduk. Sonra bir Bej tarafına Meğelan tarafına çalıştılar. Ona itirazımız oldu. Direndik ama başaramadık. Pozê Qela tarafında geçen sene başladılar. Onlar da önce direnemediler. Bu kadar zararın, bu kadar talanın ya da bu kadar kökten yok olacağını düşünmediler. Bir baktılar ki hakikaten can damarları gidiyor. Onlar da üzüldüler, ama iş işten geçti. Bütün ormanları kesildi o köyün. Ormanın doğaya, bize faydası saymakla bitmiyor. Milyonlarca yılın oluşturduğu bir değer. O değeri birden gelip yok etmek, 3-5 kuruş için hiçe saymak gerçekten insanın kanına dokunuyor. Dini, dili, kültürü ne olursa olsun her insanın kanına değmeli bu. Hepimizin yaşam bulduğu bir alanı yok etme gerçekten üzüntü verici. Kim olursa olayım bu talanı gördüğüm her yerde üzülmeliyim. Amacımız durdurmak, amacımız bir şekilde önünü kesmek. Bu konuda gerçekten yalnız kaldık. Destek beklediğimiz muhalefet de bize yeteri kadar destek veremedi. Çevre köylerden beklentilerimiz vardı, yanımızda bulunsunlar diye. Bugün bizdedir, yarın onlaradır. Ama bu konuda hakikaten bir örgütlü bir yapı oluşamadı. Bu doğa hepimizin. Hepimizin koruma yükümlülüğü var.
Birliktelik anlamında, örgütlük anlamında sıkıntılarımız var. İktidarın hali ortada, kendini ayakta tutabilmek için yeryüzünde, yeraltında ne varsa hepsini paraya çevirmeye çalışıyor, iktidarını 5 yıl, 10 yıl da olsa ileriye taşımaya çalışıyor. Ama o da doğamız gibi can çekişiyor. Gelecekle ilgili umutvarım.”
Ayrımcılık yapılıyor
Hendani Kişin, önce yaylaları boşalttıklarını ardından korucuları ormanlara saldıklarını söylüyor.
Gördüğü Karadeniz’e yapılan hizmetle ile kıyaslama yapan Hendani Kişin şunları dile getiriyor: “Bu ağaç, orman meselesi ne kadar önemli mesela ekoloji için? Bizim için çok önemli. Dedelerimiz kesmiyordu. Biz de kesmesini istemiyoruz. Çünkü orman hayattır, sudur. 2023’ten beri kesiliyor. Mergali’yi bitirmiş yaylada. Mergame’ye girmiş, orası kesiliyor. Gome Kur var. Kös köyünde de kesiliyor. Orada da kesip kömür yapıyorlar. Birisi dayımın oğlu, diğeri bizim köylü. Onlar da koruculara vermiş. Bunlar koruculara düşmüş, onlarla beraber olmuş. Korucularla birlikte hareket ediyorlar. Eskiden bizim köyde üç sürü vardı. Her sürüde 500 tane hayvan vardı. Çoğu keçiydi, koyun azdı. Her evin 2-3 tane ineği vardı. İki yaylaya çıkıyorduk. Bir ovaya, bir ormanın içine. Ekinler toplanıyordu köye iniyorduk. Yaylalarımızı bombaladılar. Hiçbir şey bırakmadılar. Yaylaları boşaltınca bu kez korucuları koydular ormanlara. Yaylaya kadar yol asfalt olsa rahat şekilde insanlar gider, gelir. Ben geçen gün hasta halimle çıktım ormana. Dedim bizim orman kesilmesin. Ben Karadeniz’e gitmişim, Trabzon’a gitmişim. Yolları güzel. Yani o kadar yatırım olmuş ki onlara. Ama bizim buralara hiç yatırım matırım olmuyor. Bizim yollar çok kötü, yoksa bizim köy cennet gibidir. Suyu bol, dereleri bol…”
‘Xirebe ettiler’
Wate Kişin çok öfkeli tonda konuşuyor: “Ormanı xirebe yapmışlar. İki tane çakal geldi ormanı xirebe etti gitti. Sırtı var ondan. O kurda kuşa. Kurda kuşa yazık, hadi bizi dinlenmiyorlar. Ne tür desen o var. Kuş, tilki, sincap, ayı, tilki, kaplumbağa, kertenkele, yılan her şey var. Git yumurtaları hep yerde ya. Bunlar ne Allah’ı dinliyorlar, ne peygamberi dinliyorlar, ne insanları dinliyorlar. Bunlar tek şeyi dinliyorlar. Para olsun hiçbir şey olmasın. Ya para olmasın. Vicdan olsun, temiz hava olsun. Millet gelsin içinde dinlensin. Bunlar diyor sadece para. Başka bir şey değil. Ne insanlık var ne bir şey var. (Boğazı, sesi düğümleniyor) Ormana ben çok üzülüyorum.”
Ali Haydar Kişin “talan” diye tanımlıyor: “Ormanı talan ediyorlar 2023’den beri bu bölgede. Orman dairesiyle bizim bu köyde iki vatandaş var. Kesiyorlar.” İrfan Kişin “Ormanda köylüye dayatılan bir şey var. Orman kesimi yapılıyor. 2023’den beri bu yapılıyor” diyor.
Kanadalı ekolojist ve astrofizikçi Hubert Reeves hayatını kaybettiği 2023’ten önce ekoloji konusunda uyarısını çarpıcı şu ifadeyle yapıyor: “Doğayla savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz.”
Kürdün güneşini, suyunu, havasını, ormanını karartmak bindiğin dalı kesmek anlamına geldiği, uçuruma düşüleceği görülmeli.
Ve Yaşar Kemal ne kanatlı sözcükler dokumuş: “İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var bir ince yerleri, işte oraya değmemeli”. Doğanın da ince yerleri var ki oraya ilişmemeli. İnsanın da doğanın da o ince yerine, o mayın tarlasına iliştiğinde dizginlenmez kıyamet kopabilir.








